30 Mart 2017 Perşembe

2.FUTBOL ZİRVESİ… İŞTE BİRAZ DA BUNLAR İÇİN “HAYIR”...


Futbol ile siyaset ilişkisini yürütme bağlamında bir işlev üstlenmiş olan ama esasen “Paranın Futbolu / Futbolun Parası” işlevi için oluşturulmuş bir kurum olan “Türkiye Süper Lig Profesyonel Kulüpler Vakfı”, bilindik adıyla “Kulüpler Birliği,  20 Mart günü İstanbul Haliç Kongre Merkezinde “The Premier Summit 2” logosuyla “2. Futbol Zirvesi ”gerçekleştirdi.

Söz konusu zirve daha çok açılış konuşmalarından birisini gerçekleştiren TFF başkanı Yıldırım Demirören’in "Ekonomimiz düzelmeye başladıkça, ülkemiz güçlenmeye başladıkça futbolumuz da güçlendi. Daha güçlü bir Türkiye için 17 Nisan sabahı evet diyen bir Türkiye'de uyanmak dileğiyle.." şeklinde bitirdiği son derece sığ, samimiyetsiz, zorlama ama zirvenin de amacına ruhuna uygun cümlesi nedeniyle yankı buldu.
Söz konusu sözde futbol zirvesine özetle bir bakalım;
Her şeyden önce futbol zirvesi diye tanımlanan zirvenin futbolun kendisiyle uzaktan yakından ilgili olmadığı, zirvenin tamamen “endüstriyel futbol” olarak tanımlanan eleştirel futbolun eleştiri konularından birisi olan “futbolun pazarlanması” ve “pazarlanan ticari meta olarak futbol” ile ilgili olduğunun altını çizmemiz gerekir.
Söz konusu zirvenin programının ana başlıklarını alt alta sıraladığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır;

Oyunun pazarlanması - İşbirliğinin önemi
Yayıncı bakış açısı
Sponsor bakış açısı
Oyunun işletmesi
La liga'nın değişim hikayesi
Türkiye'nin durumu ve kulüp lisans sisteminin etkileri ile ilgili UEFA raporu değerlendirilmesi
Bundesliga modeli; pazarlama, markalama ve hakların satışı
Panel - Güçlü lig ve güçlü kulüplere sahip olmanın önemi
Oyunun işletmesi
Oyun
IFAB ve video asistan hakem
Gençlik geliştirme - Belçikanın izlediği yol
Panel

Görüldüğü üzere zirvenin teması futbol gibi görünse de “oyun” adı altında naifçe ifade edilmiş olan futbolun nasıl daha fazla tüketim metası haline getirilebileceği ve nasıl daha fazla kazanç elde edilebileceğinin dikte edilmesi üzerine kurgulanmıştır. Araya serpiştirilen Belçika gençlik geliştirme modeli ve medyatik ve popüler futbolcuların katılımının sağlandığı paneller zirvenin “paket” olarak şekillendirilmesi ile ilgili konulardır.

Zirve denilen sözde futbolun konuşulacağı toplantının açılışı, açılışın tamamlanması ile bitmiş oldu. Çünkü daha başında güncel siyasetin ve evet’çi muktedirlerin gövde gösterisi için zamanlaması ayarlanmış bir toplantı haline geldiği anlaşıldı. Kapitalizmin futbolu yani metalaştırılmış futbolun pazarlaması ile ilgili konuşmalar dahi, Türkiye’deki futbolu pazarlayanların dahi rağbet etmediği bir hale dönüştü.    

Kulüpler birliği ile TFF başkanının anlattıkları ya da söyledikleri gibi güçlü bir futbol ekonomisine ve yönetimine çok uzak olduğumuz, dahası futbolu ve ekonomisini yönetenlerin o pek savundukları spor pazarlamasını beceremedikleri, birçok işi ellerine yüzlerine bulaştırmış oldukları işin erbapları tarafından dillendirildi. Ortaya çıktı ki; bizimkilerin spor ekonomisinden anladığı kapkaççı ve Pazar tezgâhlarında sebze satma becerisine dahi ulaşamayan, ayak oyunları ve dolapların ticaret sayıldığı bir anlayışla işi götürmüş ve götürmektedirler. Tam da bu bağlamda UEFA Financial Fairplay Direktörü Andrea Traverso değerlendirmelerine bakmakta yarar var;

·         Türkiye zarar eden kulüpler açısından Rusya’yla beraber ilk iki sırayı paylaşmaktadır.
·         Üç yıl önce ikaz ettiğimiz borç 40 milyon Euro, bugün 200 milyon Euro’ya çıkmıştır.
·   Yapılan transfer harcamaları ve yüksek maaşlar nedeniyle Türk takımları sürekli zarar ediyor, örneğin Bundesliga’ maaş oranları % 50 iken, Türkiye’de % 82 dir.
·       Türkiye ve Rusya, Avrupa’nın en yaşlı kadrolarına sahiptir.
·     UEFA üyesi 10 ligin takımları içinde altyapı yatırımları bakımından ilk 100 içinde tek bir Türkiye takımı yoktur.
·   Yayın ihaleniz futbol seviyenize göre yüksek, dışarıya futbolcu pazarlayamıyorsunuz, kulüplerinizin dernek yapısı günümüze uygun değil, bu yapı mali durumunuzu olumsuz etkiyen nedenlerden birisidir.

Futbol Zirvesini “Evet” zirvesine çevirenlerin Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Spor Bakanı, Kulüpler Birliği Başkanı ve TFF Başkanının bu konuda söyleyebilecekleri hiçbir şey yoktur.
Dahası hem bu zirve parayla ilgilidir, o halde para ile ilgili bir konu olan Katar-Digitürk yayın ihalesinde kdv hariç 500 milyon doların nasıl bağlandığı, bu paranın nasıl değerlendirileceği ve bu ihalenin Katar-Türkiye arasındaki diğer olası ilişkiler ile bağlantısının neler olduğu veya olabileceği konuşulsaydı bari.

Futbolun yöneteni olan TFF’nun özerkliği tam bir fiyaskodur. Bir zamanlar hakem gözlemcilerini dahi FETÖ ilişkili futbol ve hakemlik ile ilişkisi olmayan tiplerden atayacak kadar basiretsiz ve yönetemeyen, bunca yıldır iktidar ve esas olarak da muktedir ve onun gölge adamlarınca yönetilen bir futbol yönetimi adına da “hayır” demek her sporseverin ve futbolseverin görevi olmalıdır aslında.

Bu iktidara ve bu iktidarın referanduma sunacağı Anayasa’ya ve söz konusu Anayasanın getireceği spor düzenine ve spor yönetimine “hayır” demek için çok nedenimiz var; İşte onlardan bir kaçı; 
·         Türkiye’de ne kadar spor kurumu varsa başta Spor Genel Müdürlüğü merkez il ve ilçe örgütleri olmak üzere, bunların parti örgütlerine çevrilmiş olmalarına, parti teşkilatlarından gelen referanslar ile iş alanları ve kadrolar açılmasına “hayır”.

·     Spor kurumlarına partili yönetici atanmasına, ilgili alandan partili bulunamıyorsa, Gençlik İl Müdürlüklerine spor geçmişi, eğitimi ve yeterliliği olmayan örneğin, “din kültürü ve ahlak bilgisi” öğretmenlerine varıncaya kadar atanmasına “hayır”.

·   Binlerce beden eğitimi öğretmenini atamayan ve okullarda spor ve beden eğitimi etkinliklerini bitiren veya bitirme noktasına taşıyan, okul spor modeli ile kulüp spor modelini birbirine karıştıran ve göstermelik pahalı tesisler yerine verimli, kullanılabilirliği yüksek ve maliyeti düşük tesisleri, alanları hayata geçirmekten uzak bir anlayışa “hayır”.

·         Partili ya da parti referanslı müteahhitler marifeti ile yaptırılan çöken ve yıkılan pahalı tesisler adına “hayır”.

·        Kentlerin semt, mahalle ve sokaklarının yanı başlarında boş arsa, alan bırakmayan, çocukları top oynamaktan alıkoyan, basit bir futbol oyunun dahi paralı halı sahalara mahkûm kılan zihniyete “hayır”. 

·         Ulusal takım adı altında futbolda Almanya altyapısı menşeili oyuncular, atletizmde Afrikalı lejyoner sporcular ile piyasaya çıkıp başarılı olunan durumlarda bundan siyasi rant devşirme iki yüzlüğüne “hayır”.

Özetle özelde futbolun genelde sporun bir politikası olmazsa, politikanın, dahası günlük siyasetin futbolu ve sporu olur. Tıpkı futbol halkın futbolu olmadığı zaman, sermayenin ve egemenlerin futbolu olduğu ve olacağı gibi.
Bir kez daha kanıtlandı ki; Futbola siyaset girmesin diyenler aslında futbola ve spora sol siyaset girmesin diyenlerdir. Çünkü sol siyasette spor ve futbol alınan ve satılan bir ticaret aracı değildir. Toplumcu spor ise bunların var olma nedenlerini ortadan kaldıracaktır.

Sağ siyasete gelince, sağ siyaset zaten futbolun tam göbeğindedir, hatta futbol onların beslenme ve zenginleşme araçlarından birisi durumundadır. Çoğu buradan beslenip semirmektedir.
Gerçeğin en somut yüzü işte 2.futbol zirvesi denilen yerdeydi. Futbolun piyasa ve piyasacı simsarlar tarafından nasıl idare edildiğini ve edileceği konuşuldu futbolun zirvesinde. Anladık ki futbolun zirvesi futbol ve insan değildir.


İşte biraz da bunun için "hayır".

www.sendika.org sitesinde yayınlanmış bir yazıdır.

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa