20 Haziran 2018 Çarşamba

Futbolda gelişmişliğin asıl ölçütleri ve göstergeleri

Bir ülkenin futboldaki gelişmişliğine ilişkin pek çok gösterge vardır. En popüler ve en bilinen göstergeler o ülkenin milli takımlar düzeyinde büyük ve önemli organizasyonlardaki başarı düzeyidir. Dört yılda bir yapılan Avrupa (ve diğer kıtalar) şampiyonası ve Dünya Kupası başarıları bu anlamda esas alınan göstergelerdir.

İkincisi ülkelerin kulüp takımları düzeyinde başta şampiyonlar ligi olmak üzere ağırlıklı kıtalar düzeyindeki büyük organizasyonlardaki başarı düzeyi ile bu organizasyonlara ülke olarak kaç takımla katılındığı oranıdır. Bu da gerçekten önemli göstergedir.


Bu ölçütler ve göstergeler elbette geçerliliği olan ve genel anlamda o ülkelerdeki futbol düzeyini işaret eden ölçütler göstergelerdir.
Hele hele bu tür önemli ve büyük organizasyonlarda ülkeler hem milli takımlar düzeyinde, hem de kulüpler düzeyinde başarı elde ediyorlar ve bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebiliyorlarsa, bu durum o ülkelerin futbolunun gelişmişlik düzeyi açısından fevkalade önemlidir.
Ama bu göstergeler ve ölçütler en son aşama için değerlendirilen gösterge ve ölçütlerdir.
Peki, bunu yaratan, bunu sağlayan, bunu sürdürülebilir kılan asıl iş ve asıl göstergeler ve ölçütler nelerdir?

Altyapı üstyapı / Üstyapı altyapı ilişkisi

İşte bu tamamen “Altyapı üstyapı / Üstyapı altyapı ilişkisi” ile ilgili gösterge ve ölçütlerdir.
Yani;
1. O ülkede futbol oynayan insanların genel nüfusa oranı esas ölçütlerden ve göstergelerden birisidir.
2. O ülkede futbola başlayan çocukların genel çocuk nüfusuna oranı ölçütü ve göstergesi.
3. O ülkede futbola ulaşabilme, futbol ile ilgili okul, kulüp ve federasyon ölçeğindeki organizasyonlarda yer alabilme imkanı ve fırsatının herkese sağlanmış olma yüksekliği ölçütü ve göstergesi.
4. O ülke kulüplerinin altyapılarındaki işleyiş ve amaç ilişkisinin sağlanmış olması ölçütü ve göstergesi.
5. O ülke kulüplerinin profesyonel takımlarında ve A takımında oynayan oyuncuların kaçının kendi altyapısından ve kendi ülkesinin altyapılarından yetişmiş ve oraya ulaşmış olduğu oran ölçütü ve göstergesi.
6. O ülkenin tüm kulüplerinin A takımlarında yer alan yabancı oyuncu sayısı ile yine o ülkenin başka ülkelerin kulüplerinin A takımlarında yer alan oyuncu sayısı oranı ilişkisi ölçütü ve göstergesi.
En başta belirtilen futbol gelişmişlik düzeyini gösteren göstergeyi yaratan ölçütler işte bu 6 ölçüt ve göstergedir.
Rusya’da gerçekleşecek olan 2018 Dünya Kupası sonunda şampiyon olan takımdan itibaren aşağıya doğru sıralanacak olan tüm ülkeleri 6 madde ile verdiğimiz “altyapı-üstyapı/ üstyapı-altyapı” ilişkisine dair ölçütleri göstergeleri açısından incelediğimizde göreceğimiz şey:
Sıralamayı belirleyenin futbolda asıl gelişmişlik gösterge ve ölçütlerine ne derece uygun davranılıp davranılmadığı olacaktır.
Kaynak: https://indigodergisi.com/2018/06/dunya-kupasi-2018-futbol/

Etiketler:

9 Haziran 2018 Cumartesi

Futbol Sadece Futbol Değildir Ama Herkes İçin Böyledir.


8 Haziran akşamı TRT Spor’da, Almanya’da oynanan Almanya-Suudi Arabistan Dünya Kupası son hazırlık maçlarından birisini izliyoruz.
Türk asıllı Alman futbolculardan Mesut Özil oyunda yok. Belki taktik gereği, belki sahada başka şeyler denendiği için, belki de başka bir şey.
Oyunun ikinci yarısında ise Türkiye uyruklu başka bir Almanya vatandaşı İlkay Gündoğan oyuna alınmak için sahanın kenarına geliyor.
Alman seyircilerden ıslıklar yükseliyor. Teknik direktör Löw seyirciye “yapmayın, alkışlayın” anlamında beden diliyle bir şeyler ifade ediyor. Ama protesto alkışları devam ediyor.
Üstelik oyuna giren İlkay her top ile buluştuğunda bu protest tavır belli düzeyde de olsa sürüyor. İlkay’ın yüz hali ise psikolojik açıdan analize değecek kadar berbat. Öyle ki, bu psikolojik hal bedenine de yansımış olmalı ki, birçok basit hata yapmasına neden oluyor.
Almanya’nın bir önceki hazırlık maçı olan Avusturya müsabakasında da aynı görüntüler yaşanmış, bu defa Mesut Özil de protestolara maruz kalmıştı. Demek ki durum sıradan değil…
TRT spikeri beyefendi ise bu durumu bir türlü çözemediğini ve anlayamadığını söylüyor.
Öyle ki konuyla ilgili Almanya Cumhurbaşkanı dahi müdahil olmak durumunda kalmış, “Onların sözlerini ciddiye almam gerekirse, ki almamam için herhangi bir neden yok, o zaman ikisinin de Alman devletine bağlılıklarını dile getirip ortaya çıkan görüntüyü düzeltmeleri onlar için iyi olur” ifadelerini kullanmış, Almanya teknik direktörü Löw daha önceki basın toplantısında durumu kontrol etmeye yönelik, kendisi ve Almanya ulusal futbol takımı için sorun olmaması gerektiğine yönelik açıklama yapmış…
İlaveten İlkay Gündoğan ve Mesut Özil de açıklamalar yaparak yanlış anlaşıldıklarını ve bir şekilde kullanıldıklarını çünkü başka bir nedenle davet edildiklerini ifade eden açıklamalar yapmışlar ama tüm bunlara rağmen bizim spiker ıslıkların nedenini bir türlü anlayamadığını söylüyor.
Sözde çakallık yapıyor. Elbette yalan söylüyor. Oysa bal gibi biliyor.
Peki, konu nedir? Konu 14 Mayıs’ta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere’de bir dizi ilginç görüşmeleri ve temasları sırasında, hem ticaret hem propaganda misali Türkiye kökenli Almanya vatandaşlarını sözde basına kapalı olarak davet etmesiyle gerçekleşen buluşmadır. Basına kapalı olduğu için olsa gerek her yerde boy boy fotoğraflar, görüntüler ile ortaya çıkan tablo “Erdoğan etkisi” teması ile topluma pazarlanmıştı. Hatırlanacağı gibi söz konusu o görüşmeye Mesut Özil, İlkay Gündoğan, Cenk Tosun icabet ederken, Liverpool’da oynayan Türkiye kökenli Emre Can katıl(a)mamıştı.
İşte bu gelişmelere dayalı olarak gerçekleşen söz konusu seyirci protestosu esasen iki Almanya vatandaşı olan, Almanya’da yetişen ve şu anki kariyerlerini Almanya’da gerçekleştiren Mesut ve İlkay’ın, Türkiye’deki siyasi bir partinin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı olan kişinin siyasi propaganda malzemesi haline gelmiş olmalarına yöneliktir.
Üstelik unutulmamalı ki; Söz konusu buluşmanın veya davetin Almanya devleti nezdinde de ciddiye alınmasının asıl nedeni, olayın üçüncü ve başka bir ülkede cereyan etmesidir. Fotoğraf esasen bir açıdan da şudur; İki Alman vatandaşı İngiltere’de Türkiye Cumhurbaşkanı ile görüşmüştür. Bu aynı zamanda diplomatik usuller ve gelenekler açısından hiç de olağan değildir. Almanya için hiç değildir.
O ıslıklar diyor ki; “Siz Almanya vatandaşısınız. Sizin başka bir ülkenin siyasi kimlik taşıyan ve uluslararası boyutta cereyan eden bir görüşmenin aktörleri olamazsınız. Ama yok siz Almanyalı değilseniz o halde ülkenize gidin… Eğer Türkiye uyruklu vatandaşımızsanız o halde Almanyalısınız… Hiçbir Alman vatandaşı başka bir ülkenin başkanı da olsa bir üçüncü ülkede böyle görüşmeler yapamaz.”
Meslek hayatı okumak, gezmek, görmek ve anlatmak olan spikerin bundan haberi yok… Yalancı… Çünkü kendisi de var olan siyasi ve ekonomik düzenin bir aktörü…
İşte böyle… “Futbol sadece futbol değildir”… Olmalıdır ama değildir. Bu durumda seyirci için de “futbol sadece futbol” olmuyor…
Kaynak: http://sendika62.org/2018/06/futbol-sadece-futbol-degildir-ama-seyirci-icin-de-oyledir-ismail-topkaya-496678/

Etiketler: ,

5 Haziran 2018 Salı

ALİ KOÇ BAŞKAN FENERBAHÇE ŞAMPİYON! (MU)?

2-3 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen Fenerbahçe Spor Kulübü seçimli olağan kongresi, Ali Koç’un Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı seçilmesiyle sonuçlandı.
Öncelikle belirtmek gerek ki, Ali Koç’un Fenerbahçe başkanlığı için en uygun ve en yakışan başkan olduğuna ilişkin durum, Ali Koç’un bireysel niteliği ve durumundan çok, ülkemizdeki spor ve özellikle futbol camiasının tartışmalı düzeyi ve niteliği ile ilgilidir.
Aziz Yıldırım’ın 20 yıl süreyle başkanlık yapmayı başarabilmiş ender kişiliklerden birisi olması önemlidir. Bu zaman süreci dahi analiz edilmeye değer bir konudur. Bir spor kulübünün 20 yıl süreyle başkanlığında kalabilme becerisi nasıl baktığınıza ve nereden baktığınıza göre değişen bir analizi gerektirir. Ama bunu öncelikle Fenerbahçe kulübü içinde olan veya kulübü yakından izleyenlerin yapması gerektiği açıktır. Gerçek olan şu ki, bir yerde ne kadar kalırsanız kalın, ne kadar kaldığınızdan çok nasıl kaldığınız çok daha önemlidir. Ve bir yerde ne kadar kalırsanız kalın bir gün gidecek olmanız gerçeği asla değişmemektedir. Bu yüzden geride bıraktığın şey kesinlikle ürettiğiniz değerler olmalıdır, yıktığınız ve yok ettiğiniz değil.
Altı çizilmesi gereken önemli konulardan birisi de eğer Fenerbahçe futbol takımı bu sezon şampiyon olsaydı, söz konusu kongre yine aynı şekilde mi sonuçlanacaktı konusudur. Çünkü aynı şekilde sonuçlanacağı varsayımı Türkiye futbolu ve spor kulüpçülüğünde önemli “gelişim” ve değişime işaret edebilecek bir delege davranışına tekabül ederdi. Ve böylesi bir tutumu gözlemleyebilmeyi bir “spor okuryazarı” olarak çok isterdik.
Şike davasına ilişkin yaşananlara, kumpas meselelerine hiç girmeden geçen sürecin 20 yıla ilişkin olarak iyi değerlendirilmediğini söylemek sadece Aziz Yıldırım ile ilgili bir mesele değil, Türkiye spor yönetimi ve spor sistemi ve işleyişi ile doğrudan ilgili olduğunu vurgulamak gerekir.
Şimdilik ve kongre sonucuna ilişkin sıcağı sıcağına bir ön değerlendirme yapma ihtiyacına yönelik olarak bazı notları şu şekilde özetlemek olasıdır;
1. Aziz Yıldırım Fenerbahçe’ye çok şey kazandırmıştır elbette. Ali Şen de kazandırdı, Faruk Ilgaz da, diğerleri de… Lakin bu tarihsel not düşülmüş kişilerin hiçbirisi de uluslararası spor entelijansiyasına çok yakın ve uygun davranamadılar. Genel olarak oryantalist veya pragmatist oldular. Başka türlü olamazlardı, çünkü öyleydiler.
2. Bizde insanlar bir görevden ve bir kurum başkanlığından gidilmesi gereken en iyi zamanda gitmeyi beceremiyorlar. Aziz Yıldırım da bunu beceremedi. Oysa aday olmasaydı, belki de daha güzel bir veda olacaktı.
3. Ali Koç Türkiye’nin en büyük burjuva ailesi üyelerindendir. Bu kimi Fenerbahçeli için övünç nedeni olurken, kimisi için de avantajlı bir durum teşkil edebilir. Ama aynı durum bizim gibi spora sosyolojik, ekonomik ve politik açıdan bakmaya çalışanlar için Türkiye’de ve tüm dünyada spor ve futbolun finans kapitalin yönetimi ve kontrolü altında giderek daha da metalaşacağına ilişkin gerçeklerden sadece birisidir. Oysa sporu ve futbolu halkın ve emekçilerin de oyunu kılmak gerektiği en büyük ihtiyaçlardan birisidir.
4. Kongre sonucu sürpriz değildir. Ama başkanlık seçiminin sayısal sonucu sürpriz gibi durmaktadır. Çünkü pek çok kişi, iki aday arasında bu denli büyük oy fark beklememekteydi. Bu aslında farklı bir açıdan bakıldığında “tek adamlık karşıtlığının” bir tezahürü olarak da okunabilir. Böylesi bir okuma aynı zamanda spor, toplum veya ülke yönetimlerinin bir kişinin kişisel inisiyatifinden kurtulup kadro, takım, meclis gibi kolektifleşmiş yönetimlere geçmesi gerektiğine işaret eden bir uyarı ve tercih olarak değerlendirilmelidir.
5. Bu başkanlık değişiminin “Ali Koç başkan, Fenerbahçe şampiyon” ihtiyacı ve gereğinden hareketle değil, uluslararası ihtiyaç ve gerekçelere dayanmış olması gereğinin ne derece hissedilerek Ali Koç tercih edilmiştir, bunu bilemiyoruz. Ama Ali Koç’un bunu anlama ve hissetme olasılığı yüksek olsa gerektir.
6. Değişim ve gelişim demek, düzen ve sistem değişikliğini ve bu değişikliğin toplumsal/sınıfsal yararlılığı ve eşitliği ile ilgilidir daha çok. Buralardan böyle bir sonuç ve farklılık beklemek saçma olur elbette. Sporun düzeni, düzenin sporu ile değişmez. Bunlar çok başka şeyler. Buralardan böyle umutlar beslemek yersiz olur. Ama en azından yeni başkanın hiç olmazsa düzen içi de olsa “Kimseden menfaat beklemedik, çıkar ilişkisine girmedik” türünden ifadesi dahi, Fenerbahçelileri ve sporseverleri mutlu etmeli.
Kaynak; http://sendika62.org/2018/06/ali-koc-baskan-fenerbahce-sampiyon-mu-ismail-topkaya-495686/

Etiketler: ,

2 Haziran 2018 Cumartesi

Liverpool-Real Madrid müsabakası ve faulü çok aşan bir hareketin anatomisi


Sezon bitmiştir. Dünya Kupasından önce sezonun son maçı Şampiyonlar Ligi finali. “Harika ve üst düzey bir müsabaka izlemek” için televizyonun karşısına geçersiniz.
Ama olmaz… İzin vermezler…
Bu kez izleyeceğinizi umduğunuz “güzel müsabakaya” izin vermeyen bizzat oyunun içinde yer alan bir oyuncudur. Evet, Ramos’tan söz ediyoruz.
Bazı oyuncular vardır koşullar ne olursa olsun, rakibine fiziksel zarar vererek onu ekarte etmeyi, hele hele oyundan dışlanmasını gerektirecek düzeyde sakatlamayı asla düşünmez. Ama bazı oyuncular için bu tür bir davranış sanki doğal, olması gereken bir davranış biçimidir.
“Kazanmanın kutsandığı” dolayısıyla “kazanmak için ne yaparsan yap, istersen öldür ama sakın sen ve takımın zarar görmesin” diye özetlenebilecek ticari futbol sektörünün böyle oyuncular üretmesi elbette kaçınılmaz.
Lakin hayatı ve kariyeri tamamen top oynamaya bağlı olan ve top oynamaya devam ettiği sürece var olacağını bildiğin bir dünyada, karşındaki de aynı durumdaysa yani top oynadığı sürece var olacaksa nasıl olur da bu denli acımasız ve hoyrat olabilirsin… Bunu açıklamaya sadece oynadığın futbolun “endüstriyel futbol” ile ilgili olduğu açıklaması yetmez.
Bu faşizan bir kişilik ve faşizan bir kimlik ve dahası faşizan bir kültür genetiği ile beslenen bir takım, kulüp olma ile de açıklanabilecek bir sosyolojiyi bilmeyi, düşünmeyi de gerektirir. Çünkü bu basit bir spor yaralaması veya futbolda dokuz kusurlu hareketten birisiyle açıklamanın yetmeyeceği bir futbol dışı zarar verme davranışıdır. Futbol, güreş ve taekwando sporunu biraz bilenler için dahi bu hareketin biyomekaniği, karşındakini oyun dışı bırakmayla doğrudan ilgilidir. İşte bu nedenledir ki, Ramos ile vücut bulan bu davranış Real Madrid kulübü ve takımı tarihi ile özdeşleşen, Real Madrid kaptanına denk düşen ama iyi analiz edildiğinde en azından “sportif davranış bozukluğu” ile ilişkilendirilebilecek psiko-sosyal patolojiye de tekabül eder.
Bir kısım futbol insanı, özellikle fanatizm ve taraftarlık boyutlarıyla, bu tür bir davranış tarzını cengaverlik, kahramanlık, her şeyi göze alan takım aşkı gibi gerekçelerle açıklayabilir ve hatta yüceltebilir de…
Kimi daha sağduyulu futbol insanları da “asıl olan kazanmaktı, tarih sadece kupayı kazanan takımı yazacaktır, Ramos’un hareketini değil” diyecektir.
Ama bazı spor eğitimcileri, spor tarihçileri ve spor sosyologları da olmalı ki, bu müsabaka ile ilgili tarihe düşülen nota küçük bir paragraf eklemeyi borç bilmelidirler. En azından şimdi ve ileride bu müsabaka ile ilgili değerlendirme yapılırken neden böyle olduğu ve olmaması gerektiğine ilişkin, işte o bir paragraf bazılarının ilgisini çekecektir. Aksi halde zaten yeterince kirlenmiş olan futbola, paranın ve gücün futboluna, bu şekliyle de açıkça gladyatör savaşlarına dönüşmesine onay veren kişiler durumuna düşeriz.
Ayrıca bu vakayı futbol oyunu içinde basit bir faul olgusu olarak görmek ne kadar yetersiz ise, olayın mağduru olan oyuncunun Salah olması üzerinden yapılan değerlendirmeler de o kadar eksiktir. Mağdurun kim olduğundan çok mağduriyet ve mağdur etme kültürüne ve o kültürün nedenselliklerine odaklanmak daha yararlı ve daha doğru bir spor kültürü gereğidir.
Kaynak: http://sendika62.org/2018/05/liverpool-real-madrid-musabakasi-ve-faulu-cok-asan-bir-hareketin-anatomisi-ismail-topkaya-494497/

Etiketler: