16 Ekim 2014 Perşembe

Çocuk Hakları ve Çocuk İstismarı Açısından Sporda Altyapı Eğitimi



20 Kasım, “Dünya Çocuk Hakları” günü vesilesi ile bir ilişkilendirmeden (sentezden) yola çıkarak altyapı eğitim süreçlerini çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından analiz etmekte yarar vardır.
Buradan yola çıkarak bir nebze de olsa spor altyapı eğitim süreçlerinin daha hümanist ve daha pedagojik olması ihtiyacı  ve gereği ortay koyulmuş olacaktır.
Kapitalizm ve onun son aşaması küresel finans kapital, her alanda olduğu gibi spor alanında da etkilerini göstermiş, sporu endüstriyel hale getirerek onu tüketilen eğlence metasına dönüştürmüştür. Bununla da kalmayarak endüstriyel sporun modern gladyatörleri olarak tanımlanabilecek yaldızlanmış ve iyi pazarlanmış sporcular üretmek, pazarlamak sonra yeniden üretmek ve yeniden pazarlamak adına bir sistem kurmuştur.
Bu sistemin yeni yapılarından birisi de yeni modern gladyatörlerin yetişmesini sağlayacak olan “altyapı ve altyapı eğitimi”  kurumlarıdır.
Spor altyapıları her türlü acımasızlığın olabildiği, doğası gerektiği çocukların birbirleri ile rekabet etmek zorunda kaldıkları, yetenekli olmasına karşın “istenilen ölçülere”  uymadıkları yine elendikleri ve refüze edildikleri ve her olumsuzluğa karşın ayakta kalabilenlerin yetişmiş olduğu ve piyasaya sürüldüğü  sözüm ona spor eğitim kurumlarıdır. Bu eğitim kurumları  genel olarak “yetenekli olmak ve kazanmayı bilmek” üzerine inşa edilmiş bir yaklaşım ile yürütülmektedir. Formal ve informal eğitim anlayışının hüküm sürdüğü bu kurumlar spor kulüpleri örgütlenmesi içinde yer alan “altyapı” kavramı ile ifadelendiren yapılanmalardır.
Türkiye’de son zamanlarda oldukça kendisinden söz ettiren sporda “altyapı” ve “altyapı eğitimi” henüz tam olarak kurumsallaşmamış, biraz üstün körü, biraz usta çırak ilişkisi ve biraz da Avrupa’yı taklit ederek yürütülmeye çalışılan yapılanmalardır.
Buradan hareketle çocuk haklarından ve çocuk istismarından yola çıkarak spordaki altyapı eğitim kurumlarını ve özellikle de bu kurumlardaki eğitim yaklaşım ve uygulamalarını daha nesnel olarak değerlendirmek mümkündür.
Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesinin dört temel ilkesi şöyledir;
1. Ayrım gözetmeme
2. Çocuğun yüksek yararı
3. Yaşama ve gelişme hakkı
4. Katılım hakkı.
Türkiye’de genelde tüm spor branşlarında özellikle de hem popüler olması ve hem de yoğun ilgi gösterilmesi bakımından futboldaki altyapı eğitimine, çocuk hakları sözleşmesinin temel ilkeleri açısından bakıldığında ortaya çıkan fotoğraf şudur;
1. Altyapı eğitim süreçlerinde yer alan çocuklar arasında sistematik değil ama kişisel olarak bir ayrım yapıldığını  ve halen yapılmakta olduğunu söylemek mümkündür. Hatta birçok çocuğun birçok nedenden dolayı altyapı süreçlerinde spordan ve özellikle futboldan uzaklaştığı herkesin bilgisi dâhilindedir. Ayrım meselesi genelde etnik, dini ve ırka dayalı olumsuz uygulamalar için kullanılır. Bu anlamda ülkemizde bir ayrımdan söz etmek olası değildir. Buna karşın altyapı süreçlerinde yer alan çocuklar kişisel nedenlerden dolayı, beşeri ilişkilerden dolayı ve çok daha önemlisi referansa dayalı olarak dışlanabilmekteler ya da bir başkasına tercih edilebilmektedirler.
2. Altyapı eğitim dönemlerinde kulüpler ölçeğinde “çocukların yüksek yararı” asla düşünülmemekte, ilkesel olarak hiçbir kulüp ve kurum çocukları önceleyen bir eğitim ve örgütlenme yaklaşımı  içinde olmamaktadır. Çocuğun yüksek yararı, çocuğun kendisi için, geleceği ve sağlığı için spor ve futbol gelişimini sürdürmesi anlamına gelir ki; altyapı örgütlenmemizde ve işleyişimizde böylesine bir hassasiyet ve davranış standardı  söz konusu değildir.
3. Yaşama ve gelişme hakkı ilkesi açısından altyapı  eğitim kurumlarımızın çocukların ilgi, ihtiyaç ve pedagojik koşullara dayalı bir eğitim modellemesi içinde olduğunu söylemek oldukça zor. Deneysel ve tesadüfü yaşantılardan yola çıkarak sürdürülen altyapı eğitim uygulamaları çoğu zaman çocukların yaşama haklarına müdahaleye varan sonuçlar doğurmaktadır. Erken ölümler, sakatlıklar, sürantrene olma, erken ama eksik gelişme gibi vakalar yaşanılırlığı sık ve çok olan durumlardır.
4. Genelde spor ve özelde de futbol altyapı eğitimlerine katılımın yöresel ve bölgesel olarak yüksek düzeyde bir fırsat eşitsizliği görüntüsüne sahip olan Türkiye, katılım konusunda yeniden reorganize olmak zorundadır. Yatırımların bölgesel ve yöresel olarak doğru ve planlı yapılmamış olması, çeşitli toplumsal sınıflara eşit ölçüde ulaşılamamış olunması ve altyapı eğitim modellerinin bir ülke politikası olarak belirlenmemiş oluşu çok sayıda çocuğun altyapı eğitimi süreçlerine katılım sorunlarını gündeme getirmektedir. Tamamen eliminasyon sistemi üzerine inşa edilmiş bir kurum nasıl olur da eğitim kurumu olabilir? Bunun için altyapı eğitim kurumları katılımın ve geliştirmenin esas alındığı bir yapı olmalıdır.
Bunların yanı sıra birde “çocuk hakları sözleşmesi”  ne tamamen aykırı olan “çocuk istismarı” sorunu vardır ki; bu konuda birçok yasal düzenleme zaten söz konusudur.
Ama bunun yanı sıra hukuki olarak suç olmayan, insani ve eğitsel boyuttaki  yanlışların sonucu “suç” olarak nitelendirilebilecek bazı durumlar da söz konusudur.
Genelde sporda özelde futbol altyapı eğitim süreçlerinde eğitim pedagojisi ve hümanist felsefi yaklaşımlar açısından bakıldığında, yanlışların yol açtığı “suç olmayan çocuk istismarlarından” söz etmek mümkündür.
Öncelikle çocuk istismar türlerine bakıldığında bunların;
1. Fiziksel istismar
2. Cinsel istismar
3. Duygusal istismar
4. Bilerek zarar verme
fiillerinden oluştuğu görülür. Bu fiiller yasalar ile suç sayılan, hukuki yaptırımları olan ve cezai uygulamalara yol açan fiillerdir.
Ancak söz konusu bu fiillerden bazıları her hangi bir art niyet olmaksızın ve farklı boyutlarda uygulandığında suç  olmaktan çıkmaktadır.
“Suç olmayan bir şey istismar değildir” diyemeyeceğimize göre; bu gibi durumlarda, “yanlış uygulamalardan kaynaklanan istismar” demek doğru olacaktır.
Çünkü; İnsancıl(hümanist) ve pedagojik olmayan her şey aynı zamanda bir istismardır.
Bu bakış açısı ile Türkiye’deki atletizm, jimnastik, futbol başta olmak üzere altyapı eğitim süreçlerine baktığımızda, özellikle suç olmayan iki istismarın çok yaşandığını görmekteyiz.
1. Fiziksel istismar; Çocukların gelişim seviyelerinin çok üzerinde çalışmalara tabi tutulduklarını gözlemlemek olasıdır. Hatta çoğu çocuğun müsabakalara hazırlanmak için kondisyon çalışmalarına alınarak “antrene” edildikleri herkesin malumudur. Birçok çocukta büyüme ve gelişme ile ilgili işlev bozukluklarına yol açan bu ve benzeri uygulamalar “fiziksel şiddetin” tam olarak bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Dolayısı ile bu tür yaklaşımları “fiziksel istismar” olarak değerlendirmek gerekir.
Çocuklardan büyük insanlarmış gibi performans beklentisi içinde olmak ve amaçla gerçekleştirilen her türlü eğitim yaklaşımı ilgili yasalar açısından suç olmayan ama “legal bir istismar” durumunun varlığı olarak tartışmasız bir olgu olarak önümüzde durmaktadır.
2. Duygusal istismar ise, futbol altyapı eğitimi başta olmak üzere çok sık yaşanılan istismar türlerindendir. Altyapı eğitimcilerinin çocuk gelişimi ve eğitimi psikolojisi ile ilgili bir formasyona sahip olmamaları, olsalar dahi bunu yaşam pratiği ile ilişkilendirememiş olmaları, bunun ötesinde altyapı eğitimcilerinin altyapı eğitim sürecini basamak olarak görüyor olmaları onların yarışmaya dayalı performans odaklı davranışları istekli,ilgili ve yetenekli birçok çocuğu duygusal yıkıma sevk etmektedir.
Azarlama, hakaret etme, küçümseme, tehdit etme, suçlama, çocuğa küsme, yokmuş gibi davranma, çocukla alay etme gibi davranışlar duygusal istismardır ve çocuk hakları ihlali olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç ve öneri
Küresel kapitalizm ve onun tüketim ilişkilerinin dayattığı  bir olgu olan endüstriyel sporun yansımalarını reddetmek ve kendi spor ve spor eğitimi seçeneğini ortaya koymak elbette daha önemlidir.
Bunun spordaki yaklaşımı “herkes için spor”, kaybedenin değersizleşmediği ve değersizleştirilmediği profesyonellik, katılımcı  eşitlikçi bir spor modeli ve bunların ulusal ve uluslar arası  düzlemdeki uygulamalarıdır.
Ancak ne var ki; yaşanılmakta olan sürece “şimdilik karşı durulamayacağından” hareketle, bu sürecin çocukları öğütmesine ve değersizleştirmesine izin vermemek adına reformist seçenekler oluşturmak zorunluluğu da unutulmamalıdır. Sistemin içinde, iç tutarlılık kuramından yola çıkarak, endüstriyel sporun üretim tarlaları olan altyapı ve altyapı eğitimlerini daha insancıl ve daha pedagojik kılma adına ortaya bazı şeyler koyulabilir.
Bunun için söz konusu acımasız altyapı eğitim sistemini, çocukları daha az eleyen, onların ihtiyaçlarına daha fazla cevap veren ve daha da önemlisi çocukların gelişim özelliklerini dikkate alan bir yapıya dönük mücadeleden asla vazgeçilmemelidir.

Etiketler: ,

Spor ve Futbol Okulları Aldatmacası



Genel olarak okulların tatile girmesiyle artan bir ivmeyle ortaya çıkan, genel olarak da özel ve tüzel kişi ve kişiliklerin adıyla uzun zamandır bir sektör haline gelen "Spor Okulları", ağırlıklı olarak da "Futbol okulları" okul adına neredeyse hiç bir altyapıyı ve eğitim gereklerini bünyesinde barındırmayan bir içeriğe ve işleyişe sahiptir (İstisnaları saygı ile selamlayarak). 
Yüzme, voleybol, basketbol ve ağırlıklı olarak futbol ve de diğer spor branşlarında yürütülen "spor okulları" dönemsel ve çok az sayıda olmak üzere kulüpler ölçeğinde de süreç olarak sürdürülmektedir. Kulüplerde örneğin futbolda 13-14 yaş yarışmacı takımların dışında kalan çocukların tamamı "futbol okul" tanımı altında değerlendirilmekte ve çok ciddiye de alınmamaktadırlar. Oysa 8-12 yaş eşiği spor öğrenme ve hareket gelişimi formasyonu açısından en kritik yaş sürecidir. 
Ağırlıklı olarak yaz aylarında, okul dönemlerinde ise hafta sonlarında çocuklar, özellikle de ilkokul sürecindeki çocuklar spor okulları süreçlerini nasıl geçiriyorlar, ne hissediyorlar ve nasıl yaşıyorlar?
Veliler öncelikle çocuklarını meşgul edecek etkinlik peşindeler. Çocuklar ise öncelikle eğlenme amaçlı sevdikleri bir spor branşında arkadaşları ile bir arada olma peşindeler.
Bazı veliler ve çocuklar ise geleceğe yönelik bir arayışın peşinde kulüplerin ve şahısların açtığı futbol okullarda umut arayışındalar.
Spor okulları ve en popüler olması sebebiyle de futbol okulları giderek artan bir faaliyet alanı haline gelmiş bulunsa da bir ülkenin sporun geleceği açısından inanılmaz bir ortam ve olanağı yaratıyor olsa da, liberal piyasa ekonomi kültürünün bir yansıması olarak tamamen para kazanma amaçlı sürdürülen geçici ve dönemlik faaliyet alanları olarak sürdürülmektedir.
Futbol branşı başta olmak üzere genelde çoğu spor okulları faaliyetleri, çocukların yaş gelişim özelliklerinin dikkate alınmadığı, onların ilgi, ihtiyaç ve hazır bulunuşluk düzeylerinin görmezden gelindiği ve yine çoğu zaman bir an önce zamanın geçmesinin beklendiği bir görüntü sergilemektedir.
İşin ilginç yanı, herkes her yerde spor okulu açabilmekte, neredeyse herkes bu spor okullarında sözüm ona eğitim faaliyeti gerçekleştirebilmektedir.
Bu faaliyet alanlarının elbette bir yönetmeliği olsa da, denetimsizlik, başıboşluk ve vurdumduymazlık nedeni ile kapanın elinde kalma durumunun yaşandığı çoğu futbol ve diğer spor branşıyla ilgili spor okullarında hiçbir eğitim kaygısı ve hiçbir eğitim çıktısı beklentisi söz konusu değildir.
Spor okulu duyuruları ve uygulamaları incelendiğinde seçilen yaş gruplarının birbiri ile ilgisizliği, zaman ve içeriklerdeki tutarsızlık, en önemlisi de uygulamaların bazılarında “antrenman yüklenmeleri” içeriği ile yürütülen çalışmalar son derece kaygı verici boyutlardadır.
Oysa spor okulları birer eğitim faaliyetidir. Bu faaliyetler temizlik, hijyen, güvenlik ve ilk yardım önlemlerinin alındığı,  spor okulunun gerektirdiği saha, alan ve araç gereç olanaklarının karşılandığı ve de eğitim içeriğinin belli bir nitelikte ortaya koyulduğu bir çerçeve ile yapılmak zorundadır.
Aksi halde spor okulları birilerinin para kazandığı, birilerinin ise hayallerinin sömürüldüğü, çoğu çocuğun ise yarardan çok zarar görebildiği bir yapı sergilemeye devam edecektir.
Spor okulları, spor kulüplerinin sporcu adayı taramaları için iyi bir fırsattır. Ama bu fırsat, fırsatçılığı ve ahlaki erozyonun olmadığı bir biçimde gerçekleştirilmeli, öncelikli amaç çocukların kendilerini iyi hissedecekleri eğlenceli ve gelişim düzeylerine uygun oyunsal etkinlikler olmalıdır.
Tarlalarda amele olarak çalışan binlerce çocuğun, sanayi ve endüstriyel sektörlerde çıraklık eden yüzlerce çocuğun ve sahipsiz, ilgisiz, ihtiyaçları gözetilmeksizin zamanını geçirmek zorunda kalan on binlerce çocuğun yaşadığı Türkiye’de, spor okullarına ulaşabilen çocuklar şanslı olarak nitelendirilse de çoğu çocuğun durumu hiç de öyle değil.
Sonuç olarak; spor okullarının birçoğu, çocukların gelişim düzeylerine uygun olup olmadığı tartışmalı eğitim faaliyetleri ile, sosyal bir sorumluluk çerçevesinde yürütülmesi gerekirken en doğal çocuk haklarından olan oyun oynama ve eğlenme hakkı için ödenmek zorunda kalınan ücretler ve yarışma, kıyaslanma ortamı içinde sürdürülen etkinlikler nedeniyle yıl boyunca okullarda yaşanan sosyal ve düşünsel erozyonlara devam edilmesi anlamına gelmektedir.

Etiketler: , ,

11 Ekim 2014 Cumartesi

2016 AVRUPA ŞAMPİYONASI GRUP MAÇLARINDA İZLANDA VE ÇEK YENİLGİLERİNİN TEMEL NEDENİ

Ne bekliyordunuz?
İzlanda mağlubiyetinin bir kaza olduğunu mu sanıyordunuz...
Oysa değildi.
Çeklere yenilmiş olmak da bir kaza değil.
Çünkü futbol milli takımı başarılı bir takım değil. Oynadığı futbol sıradan. Yaratıcılık ve sürdürülebilir oyun kalitesinden yoksun bir takım. Hem top rakipte iken, hem de top kazanıldığında...
Kendisini dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde satmasını bilen ve pazarlayan Fatih Terim bu ülkenin Derwal, Piontek ve Feldkamp süreçlerinde elde edilen bir futbol jenerasyonunun ve futbol sistematiğinin en büyük mirasyedisidir. Bu jenarsyonu ve sistematiği devam ettirememiş olmanın utancı yaşamak ve beceriksizliğinin öz eleştirisini yapacağına, dünyada eşi benzeri olmayan bir ünvanı kendisine verdiren tek adamdır. Bu ünvan bilindiği üzere Türkiye Futbol Direktörlüğü ünvanıdır ve anlamı bu ülkedeki futbolun tek ve biricik belirleyicisi demektir.
Yazılı ve görsel medyada kalemşörleri, tetikçileri Federasyonda savunucuları ve olan Fatih Terim kendi devamlılığını sağlayacak her adımı her pahasına atabilecek bir kişi olduğunu ve bunu yaparken de "vatan sevgisi" adına her türlü zararı açabilecek bencil ve egosantrik becerisi yüksek bir kişi olduğunu defalarca göstermiştir.
Fatih Terim ve aynı zihniyetin ve ve kültürün insanları bu ülkede futboldan aldıklarının karşılığını futbola asla vermemiş, verememiş insanlardır. Verdiğinden fazlasını almak başlı başına bir insanlık suçudur.
Yaşadıklarımızdan ve gördüklerimizden anladığımız da şudur ki; Taktik becerisi ve oyuna müdahalesi sıradan, eğitimci kişiliği ise neredeyse hiç olmayan bir teknik adam olan Fatih Terim ne yapıp edip yine yeniden var olmanın bir yolunu bulacaktır.
Bu ülkede ne zaman ki; üretmeyen, yaratmayan ve verdiğinden daha fazlasını alan insanlardan kurtulma gereği bilinci oluşur o zaman her alanda daha verimli olmaya başlarız.
Bir kaç maça bakarak birisi hakkında değerlendirme yapılmaz elbette. Ama Fatih Terim olmasaydı Milli Takım ne olurdu? ve nasıl oynardı? sorusunun cevabını vererek de durum analizi yapabilirsiniz.
Milli takım Fatih Terim olmasa da en kötü böyle olur ve böyle oynardı.
İşte o zaman bu paraların, bu payelerin ve bu ayrıcalıkların hak edilmediği ortaya çıkmaktadır.
"Milli olmuş adama futbolu ben mi öğreteceğim" lafı ve savunması ise "Türkiye Futbol Direktörü" ünvanına sahip birsinin sözü olamaz. O zaman sadece Amilli takım direktörü olacaksınız... Bilmem anlatabildim mi?
Sonuç olarak bu ülke BİR FUTBOL KÜLTÜRÜ OLUŞTURMADAN, FUTBOLA YENİ BİR YAKLAŞIM VE MODEL GETİRMEDEN VE EN ÖNEMLİSİ KENDİSİNE ÖZGÜ BİR FUTBOL EKOLÜ PEŞİNDE KOŞMADAN ASLA BAŞARILI OLAMAYACAKTIR.

Etiketler: , ,

10 Ekim 2014 Cuma

YENMEYİ İSTEMİYOR OLMAK, YENİLGİYİ İSTEMEK YA DA YENİLGİDEN DEN KEYİF ALMAK DEMEK DEĞİLDİR.

(Ders almak diye bir şey vardır, lakin almasını bilene)...
Futbolda "milli maçlar" var...
2016 Avrupa Şampiyonası yolculuğu için oynanacak futbol grup müsabakaları devam ediyor.
İzlandaya yenilen futbol milli takımı, Çekler ile berabere kaldı.
Bir eğitim emekçisi olarak, üstelik spora ve futbola bulaşmış birisi olarak oynanmış müsabakalar için “umarım yeneriz” demediğim gibi, bundan sonrakiler içinde “dilerim yeneriz” demiyorum... Çünkü diyemiyorum. 
Bu arada hemen belirtmek gerekir ki; yenmeyi istemiyor olmak, yenilmekten, özellikle de ulusal takımların yenilmesinden mutluluk duymak anlamına gelmez ya da gelmemeli.
Uzun, uzun ve bilimsel temelli nedenlerine girmek istemiyorum. Elimden geldiğince kısaltarak ve basitçe meramımı ve gerekçelerimi açıklamak isterim.
Temelde spor eğitimine bulaşmış birisi olarak söz konusu bu duygu ve tutumumun nedeni;
ü  Kıskançlık, hasislik, düşmanlık gibi ilkel ve aptalca duygu ve düşünceler değildir.
ü  Ayrıca Fatih Terime olan kişisel sevgisizlik ya da protesto da değildir. (Ama açıkça ifade edeyim ki; Fatih Terim ve onun gibi düşünenlerin varlığı böylesi bir duygu ve tutum oluşturmada ciddi bir etki yarattıklarından hiç şüphem yok doğrusu. Ancak bendenizin iyi, güzel ve doğru işleri kim yaparsa yapsın takdir edecek yaşta ve deneyimde olduğumu da burada belirtmek isterim).

ü  Bu duygu ve tutumda futbolu önemsiz ve değersiz görmek de söz konusu değil. Çünkü bu oyun önemli ve değerli bir oyun, bir sektör ve bir alan.
ü  Hele hele bu duygu ve tutumun nedeni olarak memleketini sevmemek ve memleketinin başarısız olmasını istemek gibi nedeni ise hiç söz konusu değil.Tam tersine bu memleketin daha iyi yerlerde olmasını isteyen, dileyen ve karınca kararınca bunun için çabalayanlardan birisiyim.

Dün olduğu gibi sonraki bütün maçlarda, Türkiye futbol takımının başarılı olmasını istemiyorum. 
Ve bunu da buradan açıkça ifade etmekten kaçınmıyorum. 
Dürüst ve açık olmak iyi bir şeydir.
Peki neden mi istemiyorum?
İstemiyorum çünkü; Artık bu futbol simsarlarından, rantçılarından, kendi varlıklarını ve geleceklerini idame ettirmekten başka amaçları olmayan kişilerin futbolun içinde olmalarını istemiyorum da ondan.
İstemiyorum çünkü; Yıllardan beri göreceli ve yapay kaoslar üretip sonra da onu çözen sahte kahramanların dışlanmasını ve gerçeklerin su yüzüne çıkmasını istiyorum da ondan.
İstemiyorum çünkü; Yıllardır en üst düzeylerde tüm yetki ile donatıldıkları halde, uluslararası düzeyde bir futbol takımı oluşturacak kalitede ve özellikte oyuncu yetiştirememiş kişilerden futbolun kurtarılması gerektiğine inanıyorum da ondan.
İstemiyorum çünkü; On yıllardır ne altyapı modeli ne de üst yapı modelinden bihaber olanların, ulusal düzeyde bir futbol ekolü oluşturma becerisinden yoksunların bu ülkede futbolu yönetmelerinden, futbolu şekillendirmelerinden ve futbolu yazıp konuşmalarından tiksiniyorum da ondan.
İstemiyorum çünkü; Bu takım kazara başarılı olursa, bu başarı tıpkı daha önceleri yaşandığı gibi geçici ve göreceli bir başarı olacak, ulusal düzeyde kurumsal bir işleyişin ürünü olmayacak da ondan.
İstemiyorum çünkü; Bu memleket daha iyi ve daha güzel bir futbolu, sürdürülebilir kalitede bir futbolu ve Halkın kendisini ifade ettiği, kendisini yücelttiği bir futbolu hak ediyor da ondan.
İstemiyorum çünkü; Mafyavari adamların cirit attığı, ikili kirli ilişkilerin hüküm sürdüğü, oyuncusundan, yöneticisine, yöneticisinden en tepedeki teknik adamına kadar kaba bir siyaset ve kaba bir ideoloji ile bezenmiş kabadayı kişiliği ile süslenmiş, riyakar ve yararcı anlayışın egemen olduğu bir futbol başarısı benim ülkeme ve halkıma bir değer katmaz da ondan.
Ve istemiyorum çünkü; Bu anlayışın ve bu düzenin değişmesini istiyorum. Bu ülkenin birçok alanda olduğu gibi futbolda da samimi, değerli, çalışkan, dürüst, sözde ülkesi için değil, özde ülkesi ve halkları için çalışacak bilimsel ve evrensel düşünen kişi ve kişiliklere çok ihtiyacı var. 
İşte bu yüzden yanlış insanların anlaşılması umuduyla istemiyorum.
İşte bu yüzden doğruya ve doğrulara ulaşmanın umudu ve temennisiyle istemiyorum...



Not: Mesut Özil Türk milli takımını tercih etmediğinde birileri ona "kanı bozuk" gibi aşağılık ve ırkçı kültürün ürünü olan laflar etmişti. Sanki Mesut Özil'i yetiştiren, ona emek veren kendisi veya ülkesiymiş gibi. Yani demem o ki bu yazıyı böylesi zihniyete sahip kişilerin deşifre olması için de yazmış olduğumu belirtmek isterim.


Etiketler: , , ,

5 Ekim 2014 Pazar

Şahsiyetli Futbola Giden Yolda Talepkar (Mübah) Şiddet

Bir ülkenin futbolu aynı zamanda şiddeti içeriyor olsa dahi, bununla beraber “bir futbol kültürü” olgusundan bahsediliyor oluşu çok ama çok önemlidir. Bu elbette şiddeti onaylamak anlamına gelmemeli ama o şiddet ile o futbol kültürü arasında bir bağlantı kurmayı da zorunlu kılmalı. En azından oradaki şiddetin talepkar oluşunu akla getirir ki, o zaman şiddet aynı zamanda toplumsal bir talebin yöntemlerinden birisi olarak ortaya çıkar. Latin Amerika örneğinde kuvvetli bir “bir futbol kültüründen” söz ediliyor oluşu biraz da bundandır. Böylesine karakteristik ve güzel oynanabilen bir futbolun, Latin halkını yansıtan tüm folklorik özellikleri taşımakta olmasının altında yatan Latin halkının futboldan talebinin bir sonucu değil de nedir? Bu aynı zamanda latin futbolundaki şiddetin ya da şiddetin futbolunun ne kadar talepkar olduğunun bir göstergesi de değil midir?
“Futbol toplumu” futboldan talepkar olmadıkça sadece futbolun kendisine sunduğu ile yetinir… Bir Latin Amerikalıyı, bir İspanyolu, bir Almanı sadece onlara sunulan futbol ile yetinmeleri gerektiğine inandıramazsınız.  
Daha da önemlisi bir ülkede futbol şiddeti içeriyor olsa dahi, kendine has bazı özellikleri futbola sokmayı da başarabilir.. Diğer bir ifade ile antropolojik, sosyolojik, psikolojik, folklorik genetik özelliklerini futbol oyununa olumlu anlamda uyarlayabilir... Çünkü işin doğası da budur. Bu öncelikle Latin Amerika’da,  Almanya’da, İngiltere’de, İspanyada, İtalya’da hep böyle olagelmiştir. Bu kıta ve ülkelerin futbollarına bakınız, halkı oluşturan toplumsal yapılarının izlerinin futbola yansımış olduğunu görürsünüz. Ya da futbollarını farklı bir göz ve akılla analiz ediniz, toplumsal yapılarının nasıl olabileceğini de tahayyül edebilirsiniz. Böyle olduğu içindir ki, bırakınız kıtaları ülkelere özgü futbol ekolleri yaratılmıştır…
  Farkındaysanız Türkiye’de futbola kendinden bir şey katma çabası da yoktur... En azından toplumsal yapımızı yansıtacak bir özelliği futbola yansıtamamışızdır. Türkiye’de oynanan futbol genel olarak bu açıdan analiz edildiğinde, Türkiye’nin toplumsal yapısına özgü bir değerlendirme ve bir hipotez kurma olanağı yok gibidir. Türkiye de oynanan bir futbol vardır elbet, ama bu futbolun yukarıda adı geçen ülkeler ile kıyaslandığında bir kişiliği ne yazık ki yoktur… Türkiye’deki futbol derme çatma bir futboldur. Genel olarak bir iskelet kurgusu (oyun anlayışı/oyun felsefesi) olmayan bir futboldur. Buna bir anlamda “omurgasız futbol”da diyebilirsiniz. Futbol için şiddeti göze alanlar bunu görmüyorlar mı? Ya da görüyorlar da şiddetlerini talepkar mı kılamıyorlar?
  Oysa bir şeye/bir olguya ait şiddet o şeye kendinden bir şey katma meselesi ve talebidir de aynı zamanda... Türkiye’deki futbol şiddeti ise, futbola bir şey katma içeriğinden ve amacından yoksun, belli bir talebi olmayan, aptalca bir histeri davranışının kitleselleşme çabası olarak vardır. Bu kitleselleşmenin içinde daha çok aidiyet temelinde hareket etmeye çalışan kendini ifade etme, biraz olsun değer görme isteği yatar ki, hastalıklı bireylerin ruh halinin kalabalıklaşmasından öte bir şey değildir…  Doğal olarak bu durumda şiddetin futbolu ise, sahada ne yaptığı belirsiz, sadece yenmek için koşullanmış, seyir zevki oluşturacak kaliteli oyun yerine, taraftarındaki anlamsız ve amaçsız futbol şiddetine yaslanmış iki perdelik kötü yazılmış ve kötü oynanmış trajediden öteye gidemeyen bir gerçekliktir.



Etiketler: ,

Güzel Olan Futbol

Eskiden futbol çok güzel bir hayattı...

Güzel olan futbol kasaba ve şehirlerin sokak aralarında, köylerin yeşil tepelerinde oynanan futboldu... Herkesin bir an önce toplanıp maça başlamanın beklenmesiydi güzel olan... Bazen maç yapacak kadar kişinin toplanmadığı durumlarda hafif bir iç burukluğu ile tek kale maç yapabilmekti güzel olan... Köy veya mahalle takımlarında oynamak için sıranın sana gelmesinin heyecanla beklendiği, yenen ile yenilenin birbirini ezmediği, hatta bir önceki gün Fenerbahçeli olanın ertesi gün Galatasaraylı olabildiği o güzelim futbol oyunuydu güzel olan...

Yakın mahalleye veya çevre köylere maç yapmak için yürüyerek gidilen maçtan sonra da bir kamyon geçse de binip köyümüze dönsek diye beklenen o güzelim yorgunlukların adıydı futbol...
Ve futbol hiçbir menfaat gözetmeksizin cebindeki haftalık harçlıklar ile bir minibüs kiralayıp "bahar kupası" için bilmem neredeki turnuvaya katılıyor olmadaki coşkuydu... Bu öyle bir çoşkuydu ki; maç kazanılmışsa formalar bayrağa dönüşür minibüsün her yanına asılır, iki kilometre öteden başlayan klakson sesi ve naralar atılarak köye girilirdi... Kimilerinin "yaban ellerde" takdir edilmiş ve tescillenmiş  "iyi futbolculuğu” o akşamın baş kritiğini oluştururdu...  

Artık bitti... Bitirdiler…
Şimdi paranın iktidar olduğu, kavga ve şiddetden beslenen bir futbol var artık... Şimdi rezalet halı sahalar, sözüm ona adı amatör olan gladyatör savaşları var... Şimdi oynayan değil sadece seyreden bir futbol kitlesi var...
Şimdi adına "endüstriyel futbol" dedikleri paranın oyuncağı, finans-kapitalin laboratuar şövalyelerinin beyleri/sahipleri için savaştıkları futbol var...

Şimdi o mahalle arası futboluna ve yemyeşil tepelerin eğimli düzlüklerinde oynanan köy futboluna geri dönmenin mümkünü yok elbette... Derdimiz o değil. Ama derdimiz; bu ülkenin mahallelerinde ve köylerinde böylesine güzel, böylesine muhteşem bir futbol oyunları oynandığından şimdiki neslin bihaber olmasıdır... Derdimiz futbolun kendine ve insan yabancılaşmasıdır.  
Ve derdimiz insana ait ve insan için futbolu yeniden keşfetmektir.






Etiketler: ,

4 Ekim 2014 Cumartesi

Endüstriyel Spora Karşı Beden Eğitimci Manifestosu

Beden eğitimi olgusunu ve gerçeğini tarihsel fotoğraf ve uygulamalardan yola çıkarak militarist, gerici, faşizan bir eğitim aracı olarak gören sözde ilerici, demokrat meslektaşlar.
Sporu ve spor eğitimini şiddetle savunan sözüm ona spor aydınları ve beden eğitimi öğretmenleri.
Sporu ve spor eğitimini hayatın her alanına sokma gayretinde olan siyasetçiler...
Ve bir insanı ötekinden, bir takımın diğerinden mutlaka üstün olması gerektiğinden hareket eden, fanatizmin yaratıcısı spor tüccarları,
Ve sporu tüketecek müşteri olarak görülen vefası, duyguları, umutları sömürülen sıradan güzel insanlar.  

Peki o halde şunlara cevap verebilir misiniz?
Irkçılık denilen insanlık suçu beden eğitiminde mi yaşanmaktadır?
Kaybedenin yok olduğu hayatlar,
Ve şike,
Ve mafya,
Bu kirlilikler beden eğitiminde var mıdır?
Siyasetin ve siyasetçilerin burnunu çıkarmadığı alan beden eğitimi midir?
Ya para babaları, kaçakçılar, para aklayanlar, tröstler.
Ya çocuk işçiler, bunlar neredeler... Beden eğitiminde mi?

Evet, bu sayılanların hepsi ve daha fazlası spordadır, yarışmacı sporda... Finans kapitalin her türlü kirliliği kılıfına uydurduğu ve bunu fair-play gibi bir aldatmaca ile piyasaya sürdüğü endüstriyel sporun içindedir.
Diğer bir söylemle sporun araç olmaktan çıkarılıp amaç haline getirildiği, sıradan insanların kendisini bunun bir parçasıymış gibi hissettiği yalan dünyadadır.

Bu değil midir şiddetle savunduğunuz, anlata, anlata bitiremediğiniz spor? Spordan, spor eğitiminden söz ederken farkında olarak ya da olmayarak bunlardan söz etmiyor musunuz aslında?

Spor; kazanmanın biricik hedef olduğu, kaybedenin yaşama hakkının olmadığı, modern dünyanın arenası olan stat ve salonlarda, sporcuların ve taraftarların birbirine kudurmuş gibi bakarak saldırdığı gladyatör savaşlarının günümüz versiyonudur. Endüstriyel spor, eğlence ve seyir zevkini ekonomik ranta dönüştüren ve bunun için her türlü kirliliği içinde barındıran küresel bir sömürü alanıdır...

Alın siz bu sporu tepe, tepe kullanın..  Bizler böyle bir spora da, bu anlayışla planlanan ilk, orta ve yükseköğrenim düzeyindeki tüm eğitim programlarına da karşıyız.. Biz beden eğitimciler sporu, beden eğitiminin bünyesinde yer alan bir etkinlik olarak görüyoruz. Bizim sporumuz ve spor eğitimimizde oyun var, eğlence var, çocukça bir yarışma var. Bizim sporumuz bedensel etkinlikler yolu sağlıklı ve mutlu olmanın amaç olduğu, kaybeden ile kazananın birbirine üstün olmadığı, toplumsal yaşamın renklendirilmesi ilkesine dayanır. Bizim sporumuz çoğunluğun seyredip azınlığın gerçekleştirdiği bir etkinlik yerine, herkesin rol alabileceği bir etkinliğin olması gerektiği temeli üzerine şekillenir.
İşte biz bunun için beden eğitimciyiz..

Bizler iflah olmaz “beden eğitimciler” olarak, eğitimi günümüz “endüstriyel spor” anlayışına alet edenlerden olmayacağız. Okullarda rekabetçi ve insani olmayan hiçbir yarışmaya izin vermeyeceğiz. Çocuklarımıza, gençlerimize beden eğitiminin temel felsefesi olan "sağlıklı ve mutlu bir yaşam" için sadece kendileriyle yarışmaları gerektiği bilincini ve ahlakını oluşturmaya çalışacağız. Sporun kendileri dışında başkaları ile de hayatı paylaşabilecekleri, naif bir yarışmayı içinde barındırma koşulu ile eğlenerek gerçekleştirebilecekleri “bir eylemlilik hali” olduğunu öğreteceğiz…

Biz beden eğitimciler olarak Ülkemiz ve Halkımız için yapabileceğiz en güzel şeyin, bedensel etkinlik yapan nüfusumuzun genel nüfusumuza oranını yükseltilmesine katkı sağlamak olduğunu biliyoruz. Bunun için çocukları endüstriyel spora değil, insani olan beden eğitimi amaçlı spora ve spor alışkanlığına yöneltmemiz gereğinin farkındayız...

Yaşasın beden eğitimi,
Yaşasın beden eğitimi ve spor,
Yaşasın sağlıklı ve mutlu bir yaşam için sürdürülebilir spor anlayışı.



Etiketler: ,

Kapitalizm ve Futbola Dair Kısa Bir Analiz

Kapitalizm kendini dönüştürme becerisini gösterebilen bir sistemdir. En azından yaşadığımız süreçte bunu canlı olarak tanık olduk.
Kapitalizm bu dönüşümünü üretim ve tüketim ilişkilerini yeniden düzenleyerek gerçekleştirmektedir. 
Bu bağlamda futbol kapitalizm için önemli bir ideolojik bir aygıt olmaktan çok daha öte sermaye akışı ve birikimi oluşturan bir tüketim ve ticari bir alandır.
Günümüzde yakın geçmişten bu yana başlayan şekilde kapitalizm futbola olan talebi kendisinin oluşturduğu ve yönlendirdiği yeni bir sistem yaratmış ve bunu olağan üstü beceri ile kullanmasını bilmiştir. 
Çünkü müşteri kavram ve pratiğini yeniden biçimlendirmiştir. Futbol tüketicisi "endüstriyel futbol" aşamasıyla kendini oyunun bir parçası olarak duyumsamaktadır. Artık kendisinin olmadığı bir futbol olabileceğini düşünemez, Düşünmek istemez… Çünkü o satın alan değil satın aldığını sanan ama aslında kendisinin satın alındığı mal sahibi konumuna getirilmiş kendisini önemli hisseden ama önemi değerliliği ile değil ödediği para ile ölçülen bir meta haline getirilmiştir


Etiketler: ,

Türkiye Futbol Direktörlüğü

İnanılır gibi değil ama gerçek;
Ünvana bakar mısınız?
Sanırım böylesi bir ifade ile ortaya koyulan böylesi bir sıfat dünyada sadece bizde var...

Ünvan o kadar büyük ki; insan ister istemez söz konusu ünvanın büyüklüğü, yüceliği ve insanı ezen etkisinden kurtulamıyor önce...
Sonra biraz düşününce bundan daha büyük bir ünvan ve sıfatın olamayacağını anlıyor... Bilinç devreye giriyor ve diyor ki; "söz konusu payeler insanlar içinse, insanlar da payeler içindir"...

Ünvan öyle bir nitelik taşıyor ki;
Daha ötesi yok,
Daha büyüğü yok,
Aynısı yok,
Benzeri yok...

O derece farklı ve o derece "en" bir ünvan ki; tamamen "ayrıcalık" ve "biricik olma" yı ifade etme kaygısı ve isteği sırıtıyor ister istemez...

Bir daha tekrar edelim; TÜRKİYE FUTBOL DİREKTÖRÜ...

İnanılır gibi değil...
Megalomanlığın geldiği boyuta bakınız.

Tek olma isteğinin, güçlü olma ile isteği ile birleştiğinde "tapınılacak" kişi olma güdüsündeki dışa vurum bir insanda ancak bu kadar somutlanabilirdi...

Etiketler:

Türkiye'nin 2014 Yılı Futbol Fotoğrafı


Bu fotoğraf Türkiye'nin 2014 yılı futbol fotoğrafıdır.
Bu fotoğrafta Türkiye'deki futbolun efendileri, efendi adayları, efendi prototipleri vardır.
Futbol sayesinde inanılmaz olanaklara ve güce kavuşmuş ama futbola ondan aldıklarının binde birini vermemişlerin görüntüleri vardır bu fotoğrafta.
Fotoğrafta yer alanların birisinin dahi futbolun emeği ve emekçileri yanında asla yer almayanlardan oluşması bir tesadüf müdür? Ya da bu fotoğraftaki hiç bir insanın "spor emekçileri sendikası" diye bir sendikanın varlığından dahi bihaber olmaları nasıl bir rastlantı olabilir ki?
Ya da yaşama ve dünyaya biraz olsun soldan bakan insanların bu fotoğrafta yer almıyor oluşu, sol'un futbolu yeterince bilmiyor ve sevmiyor oluşu ile açıklanabilir mi sadece?
Yoksa futbol liberallerin, sağcıların, milliyetçilerin ve finans kapitalin ilgi, konumlanma ve güç alanı mıdır sadece?
Evet... Şunu herkes bilmeli ki, ne zaman büyük bir futbol fotoğrafının içinde hayata soldan bakanlar ya da en azından kollektivist anlayışı içselleştirmiş demokrat ve nitelikli insanlar daha çok yer alır, işte o zaman futbol daha toplumsal, daha naif, daha emekten yana, daha adil ve daha eğlenceli bir oyun olur.
Ama bunun için hayata soldan bakanların ve de “ben” değil “biz” diyebilenlerin ve bunu yaşama biçimleriyle gösterenlerin futbolu sevmesi, futbol haramilerine karşı daha etkin mücadele etmesi ve futbolu daha iyi bilmesi gerek...
Futbol belli ölçülerde de olsa sahada iyi ve adil bir oyundur. Ama artık değil... Neden değil? Futbolun diliyle konuşursak bir ülkenin başbakanına on beş dakikada "hat trick" yaptırılan ve ardından ne kadar güzel oynadı diye övgüler düzülen bir oyun nasıl iyi bir oyun olabilir ki? 
Futbol endüstrileşme süreciyle birlikte giderek kirletilirken, sadece oyun olarak dahi futbol hiç bu kadar rencide edilmemişti.
Evet arada bir ünlü, güçlü ya da her neyse "bir şey" olmuş insanlara başlama vuruşu ya da penaltı atışları yaptırılırdı ama iş, tüm medya ve doldurulan tribünler eşliğinde başbakana assist yapma yarışına girilerek,  ikili oyunlarda terse yatarak üç gol atmasının sağlanması için gösterilen çaba kadar emek harcanmamıştı şimdiye değin. 
Üstelik maçtan bir gün sonra, federasyon başkanı başta olmak üzere bir çok kişinin kalkıp ciddi, ciddi başbakanın ne denli becerikli ve yetenekli olduğuna dair değerlendirmeler yapması insanoğlunun ve Türkiye toplumunun bir kesiminin ne hale düştüğünü göstermesi bakımından önemli bir göstergeydi. Futbol saha dışında da iyi ve adil bir oyun olmalıdır derken futbolun saha içinde şikesiyle, eşitsizlerin yarışma alanı olmasıyla kalmayıp iyice ayağa düşmesi ilerisi için ümitli olmayı engelleyecek gibi görünüyor.
Futbolu kurtarmak hayatı iyi ve adil kılmaktan geçer evet ama bu futbola uzaktan bakarak da asla mümkün değildir.
Yani futbolun bunlardan kurtarılması için hayatın ve ülkenin bunlardan kurtarılmasını beklemek çok anlamlı değil doğrusu. 


Etiketler: ,