12 Ocak 2020 Pazar

BİR SADIO MANE YAZISI; NEDEN BU KADAR SAYGI DUYULUYOR VE SEVİLİYOR?



Şu anda dünyanın ve Avrupa'nın en değerli futbolcularından birisi kuşkusuz Senegal milli takımının ve Liverpool kulübünün futbolcularından Sadio Mane olsa gerektir. Mane'nin değerli bir futbolcu olması elbette futbol becerileri ve futbol oyunculuğundaki verimliliği ile ilgilidir. Ama Mane ile ilgili başka bir şey daha var. O sadece iyi bir futbolcu olma özellikleri ile değil,  bazı insani özellikleri nedeniyle de çok değerli görülen ve bu nedenle sevilen ve saygı duyulan bir kişilik.
Muhtemeldir ki, şu an dünyanın tüm coğrafyalarında, özellikle alt ve orta sınıf futbolsever insanları tarafından en sevilen ve en saygı duyulan futbolcuların başında Sadio Mane gelmektedir. Neden peki? Çünkü artık insanlar ve özellikle ezilenler ve yoksullar sınıfının sporsever insanları havalı, üstten bakan, kendini beğenmiş, şımarık, geldiği yeri unutmuş, para manyağı, görgüsüz sporculardan ve özellikle de futbolculardan çok sıkıldılar. İnsanlar ne kadar ünlü ve ulaşılmaz da olsalar, o konumdaki insanlarda kendilerini veya onları kendilerinden görmek istiyorlar. Bu belki de insanların birbirlerine yabancılaşmış olmalarının getirdiği yeni ilişkisizlik biçimi karşısında duyulan bir ihtiyaç. Popüler kültür ve sınıf farklılıklarının getirdiği ulaşılmazlığın bir şekilde bertaraf edilmesi ihtiyacına yönelik,  yeniden inşa edilmeye çalışılan sanal bir ilişki biçimi.
Geçmişte de, günümüzde de yetenekli ve özel sporculara ve özellikle futbolculara her zaman yoğun ilgi vardır. Bu tür sporcular baş tacı yapılırlar. Özel taraftarları, fanatikleri ve fanları olur. Ama sevilme konusu daha farklı bir şeydir. Saygı duyulan olma konusu da, keza farklı bir şeydir. Tarihsellik itibariyle bakıldığında, özel yetenekli sporculara olan ilgi, takdir ve taraftarlık başka bir şey, aynı zamanda bu tür sporculara duyulan sevgi ve saygı farklı bir şeydir. İşte bunu sağlayan ve ayırt eden şey, bazı sporcuların insani ve ahlaki açıdan bazı özellikler taşıyor ve davranışlar sergiliyor olmalarıdır.
Mane'ye dönersek, Mane son yıllarda giderek artan popülerliğini elbette oynadığı futbol kalitesi ve Liverpool takımında gösterdiği performans ile hak etmiş ve taçlandırmış durumdadır.
Ama Mane oynadığı futbol kalitesi, yararlı futbolu ve Liverpool takımında gösterdiği performans kadar, takım içinde öne çıkmak gibi bir derdi olmayan, yıldız olmak için çırpınmayan, takım oyunu oynamayı daha çok önemseyen teknik özellikleri ile de dikkat çeken bir oyuncudur. Keza bilindiği kadarıyla özel yaşamında da onca zenginliğine karşın mütevazı ve paylaşımcı yaşam biçimi bunu doğrular niteliktedir.
Gerçekten de çoğu zaman izleyebildiğimiz kadarıyla oyun içindeyken takım arkadaşlarına tepeden bakmayan, özel muamele görmek istemeyen, rakip oyuncuları küçük görmeyen, ayrıca bireysel duruş olarak vakur ve bir o kadar tavizsiz beden diliyle herkes için "farklı" bir oyuncu.
Bu arada küçük bir ayraç açarak şunu da eklemekte fayda var; Mane’nin (ve bir diğer şöhretli bir oyuncu Salah’ın) Afrikalı oluşları, kodlanmış “Afrikalılık ve Sömürü” ilişkisinden yola çıkarak bu sempati oluşumuna katkı sunmamış olması mümkün değil elbette.  Bu arada belirtmeden geçmemek gerek,  Mane ve Salah’ın attıkları golden sonra secdeye yatma ritüelleri, belki onlara inanç üzerinden artı bir teveccüh sağlıyor gibi görünse de bu, evrensel düzeyde Mane’ye duyulan sevgi ve saygıyı açıklayacak bir şey değildir. Eğer öyle olsaydı Emre ve Arda Türkiye’nin en sevilen ve saygın futbolcuları olurlardı.
Yetenekli ve başarılı oyuncular aynı zamanda böylesi insani ve ahlaki bir takım davranış sahibi iseler daha çok sevilen ve saygı duyulan oyuncular oluyorlar. Spor ve futbol tarihi açısından bakıldığında bu durum genel olarak hep böyledir.
Mane bilindiği üzere Afrika'da 2019 yılının futbolcusu seçildi. Böyle giderse Mane geçtiğimiz yılın değil, futbol tarihinin saygın ve sevilen yıldız oyuncularından birisi olmaya devam edecek.
Yazıyı O'nun Afrika'da 2019 yılının futbolcusu ödülünü aldıktan sonra sarf ettiği ve bu yazının da ana temasını oluşturan iki cümlesi ile bitirelim;
"Bugün benim için çok özel bir gün. Bu yolculuğumda beni destekleyen tüm Senegal halkına teşekkür ederim. Köyümdeki insanlar çok mutlu olacaklar."
''Ben çok aç kaldım, çıplak ayakla top oynadım, okula gidemedim, hep çalışmak zorundaydım. Şimdi neden 10 tane Ferrari, 8 tane pırlanta saat isteyeyim? Eğitimim yok ama bugün kazandığım her şeyi futbola borçluyum. O yüzden her şeyimle insanlara yardım ediyorum.''



Etiketler: , ,

5 Ocak 2020 Pazar

Liverpool’u “oyun” olarak farklı kılan şey nedir?

Liverpool takımını 2019 yılında şampiyonlar ligi şampiyonu yapan, bir önceki sezon Premier lig şampiyonluğunu kıl payı kaçıracak kadar başarılı kılan, bu sezon ise inanılmaz bir puan farkıyla şampiyonluğa koşan başarısını mümkün kılan oyun nedir?

Çünkü belirleyici olan oyundur. Futbol oyununda ve tüm takım oyunlarında farklılığı yaratan asıl şey oyununun oynanışı şekli, içeriği ve niteliği ile ilgilidir.
İşte Liverpool’da da en belirleyici olan faktör “oyun” planlamasının ve oyun pratiğinin tüm sahayı ve sahanın tüm bölgelerini içine alacak biçimde düşünülmüş, planlanmış ve çok daha en önemlisi oyuna dönüştürülmüş olmasıyla ilgilidir.
Daha somut olarak kıyaslamalı devam edersek, Liverpool son üç sezondur giderek artan bir beceri düzeyi ile yatay olarak her 3 bölgede de, dikey olarak bölümlendirebileceğimiz tüm doğrusal alan ve bölgelerde de ve hatta geometrik olarak oluşturacağımız tüm bölge ve alanlarda da oyunu işler hale getirebilmiş bir takımdır…
Örneğin Barcelona ve örneğin M.City dünyanın en iyi takımlarından olmalarına rağmen, her iki takımında savunma ve orta alan bölgelerindeki oyun işleyişinde çoğu zaman oyuncuya veya oyuna bağlı eksiklikler, aksaklıklar ve sistemin işleyişini engelleyen aksamalar söz konusu olabilmektedir.
İşte Liverpool bu anlamda farklıdır. Çünkü sahanın her yerine yayılmış bir oyun kurgusu ve işleyişi söz konusudur. Liverpool’u bir savunma takımı, bir hücum takımı, bir set oyunu takımı ya da bir kontra atak takımı olarak tanımlamak mümkün değildir… Bunların hepsini yapabilen bir takım oyunu becerisine ulaşmış durumdadır.
Bu esasen oyunu her bölenin gerektirdiği şekilde ama mutlaka birbiriyle ilişkilendirilmiş şekilde oynayabilmek demektir.
Yani Liverpool oyunu sahanın her yerinde oynayabilen, oyunu tüm sahaya yayabilen ama yekpare bir özelliği asla terk etmeyen bir takımdır.
Onu farklı kılan ve şu an dünyada neredeyse en iyi kılan şey; “Sahanın tümünde total oyun” düşüncesi pratiği ve becerisidir.
Bu düzey, ancak amaçlı ve verimli taktik antrenman süreçleri ile gerçekleşebilecek; oyuncuların da bu tür bir oyunun tüm gereklerini anlayacak, yerine getirecek özellik ve sorumluluklara sahip olmalarıyla ulaşılabilecek bir düzeydir.

Etiketler:

Trabzonspor’da yaşananlara farklı bir açıdan bakmak

Kulüp başkanları takım ve oyun ile ilgili bazı değerlendirmeler yapabilirler. Önemli olan teknik işlere müdahale edip etmiyor oluşlarıdır.
Kulüp başkanları ile teknik adamlar arasında herhangi bir güç, popülerlik veya camia aidiyeti üzerinden bir çekişme ve rekabet kabul edilebilir değildir.
Örneğin Fatih Terim ve Galatasaray başkanları arasındaki yaşanmış olan gerilimler böylesi bir durumun en iyi yansımalarındandır. Bunun Galatasaray’a verdiği zararları ilgili herkes bilir. Çünkü kurumsal işleyiş ve yapılar, bu tür ikilik ve klikleri kaldırmamaktadır.
Trabzonspor gelişen bu son olay böylesi bir fotoğrafı yansıtmaktadır. Eğer Türkiye’deki futbol ve spor insanları bu olayı Ahmet Ağaoğlu-Ünal Karaman tartışması üzerinden değerlendirirlerse sağlıklı bir sonuç ortaya çıkmayacağı kesindir.
Yaşananlara ilişkin değerlendirmelerin kurumsal ve evrensel boyutlardaki işleyiş açısından bakmakta büyük yarar vardır. Trabzon’da yaşananların daha farklı boyutları da olabilir elbette. Örneğin bir takımın teknik direktörünün görevden ayrılmasına, ne sebeple olursa olsun bir emniyet müdürünün müdahil olması, içişleri bakanının keza aynı şekilde müdahil olması, yine bir iktidar milletvekilinin “Kimse elini taşın altına koymazken gövdesini taşın altına koyan, Trabzonspor’un geleceğini kurtaran Başkanımız Ahmet Ağaoğlu ve yönetiminin amasız fakatsız yanındayız, arkasındayız. Hiç kimse Trabzonspor’un üzerinde olamaz” diye demeç vermesi, başka bir partinin il başkanının “Öyle anlaşılıyor ki Ünal hocanın gidişi siyasi bir operasyondur. Bu operasyonu yapanlar siyasetin kirlenen yüzleri ile içerdeki işbirlikçileridir. Yaşanan ayrılık kendilerinin ortak kararının bir neticesidir. Onun gençlere verdiği önem sayesine efsane Trabzonspor’u hatırlatacak bir kimlik yaratmaya çalışırken, yapılan bu operasyon sadece Ünal hocaya değil esasında Trabzonspor’a yapılmıştır” şeklinde açıklamalar yapması oldukça manidar görünmektedir. Dahası yazılan ve çizilenler arasında Ünal Karaman’ı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın abisi Serhat Albayrak’ın kovdurduğu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ünal Karaman’ı desteklediği gibi ifadeler siyasetin spora ve futbola ne kadar nüfus ettiğinin somut göstergeleri olsa gerektir. “Spora siyaseti sokmayalım” diyenlerin, sporu ve özellikle futbolu nasıl ele geçirdikleri ve yönettikleri bir kez daha yaşanarak öğrenilmiş oldu.
Biz yaşanan malum olaya salt spor ve futbolun geleceği ve gelişimi açısından farklı bir bakış açısı getirmek istiyoruz. Biliyorsunuz genelde teknik adamlar başarısız olduklarında gönderilirler. Burada ise Avrupa Ligi maçları dışında ve oyun kalitesi anlamında henüz büyük bir başarısızlık söz konusu olmadan böylesi bir karar alınmış olması bir ilktir. Bu eğer kulübün ve takımın geleceği açısından verilmişse, bunu iyi anlamak ve farklı değerlendirmek gerekir diye düşünüyoruz. Özetle bu “iyi bir şey” de olabilir. Durumu bu bağlamda okumaya çalışmak, belki iyimserlik ve naiflik olabilir. Ama bu ülkenin spor düzeni işleyişinin değişmesi anlamında bu tür ifadeler belki bir katkı sağlar umudu taşıyoruz.
Teknik adamlar ile yolların ayrılması illa ki takımların düşme potasına olduğunda gerçekleşmesi gerekmiyor… Bunlar (eğer gerekçe buna benzer bir şeyse) Türkiye için yeni şeyler. Yeter ki bu ayrılık, kişilik ve ego savaşının bir sonucu olmuş olmasın. Yeter ki böylesi bir karar stratejik nedenler ve gerekçeler ile verilmiş olsun. Bu tür bir tavır bir yönüyle kazanımdır ve hatta örnek dahi teşkil edebilir.
Bu yazının Ünal Karaman veya Ahmet Ağaoğlu taraftarlığı üzerinden algılanmaması gerekir. Çünkü bu yazı söz konusu olayın kahramanları olan Ağaoğlu ve Karaman eleştirisi veya övgüsü değildir. Onlar da bu futbol düzeninin mutlu mesut insanlarından ikisidir çünkü.
Bu yazı, illa ki algılanacaksa, spor ve futbol işleyişinde bazı değişimlerin olması gerektiği ve alışılmışın dışında bazı tutum ve tavırların olması gerektiğine ilişkin bir temennisinden başka bir şey değildir.
Ama bu yazı sporda ve futbolda altyapı meselesi ve durumu ile ilişkisi kurulabilecek bir yazı olarak algılanabilir. Şöyle ki, sanıldığının aksine altyapıları üstyapılar belirler. Üstyapılar ise altyapılar sayesinde hayatiyetlerini sürdürürler. Yani üstyapılar kendi hayatiyetlerini bir anlamda yine kendileri belirlerler. Üstyapılarınız neyse altyapılarınız odur. Altyapılarınızın durumu neyse yaşam kaliteniz ve sürdürülebilir yaşamınız da odur.
Son olarak taraftar kitlesi açısından şunu ifade ederek bitirelim; Ünal Karaman için gösterilen hassasiyeti ve reaksiyonu, gelecekte bir gün başka konular ve başka sorunlar için de gösterebildiğimiz an, gerçekten gelişmeye başlamış olduğumuzu gördüğümüz an olacaktır.

Etiketler: ,