28 Ağustos 2019 Çarşamba

FUTBOLUN SAHİPLERİ, TRİBÜNLER, EMİNE BULUT VE KISA BİR "EĞİTİM" NOTU




Emine Bulut cinayeti, kadın örgütleri, sosyal medya başta olmak üzere birçok duyarlı kişi ve kurum sayesinde kitlesel bir protesto ve lanetleme haline dönüştü. Emine Bulut cinayeti tek değil, son da olmayacak. Çünkü kadına yönelik şiddetin kültürel ve sosyo-ekonomik nedenselliği ve buna ilişkin tavır ve referans yönetici ve erk davranışları sürdüğü müddetçe, bu tür olayların son bulması olası ve olanaklı değil.

Muhtemeldir ki, “anne lütfen ölme” teması, yani bir çocuğun gözleri önünde bir annenin öldürülüşü ve çocuğun annesinin ölmemesi konusundaki masum ve haklı yakarışı, bu ülkedeki kadın cinayetlerinin ulaşabileceği trajedinin en üst düzeyi olsa gerektir. Elbette bütün ölümler ve öldürmeler birer trajedidir. Ama bu trajedi, öldürendeki kötücül oluşun geldiği boyut ile bir çocuğun iyicil çaresizliği, bir annenin öldürülmesi ile ilgili olarak ilk kez bu ağır ve dayanması zor bir şekilde kesişmektedir.

Söz konusu “münferit” olmayan cinayet ile ilgili olarak bu hafta sonu “kadına yönelik şiddet ve cinayet konusuna dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak” için TFF tarafından müsabakaların 1 dakika geç başlatılması uygulaması gerçekleştirildi.

Keza tribünler de ilgili pankartlar ve sloganlar ile söz konusu cinayete ve kadına şiddete karşı tavır sergiledi. Buraya kadar futbolun kadına yönelik olumsuzluğa karşı gösterdiği duyarlılığı onaylasak da bunun çok da sahici olmadığı ve esas amaca yönelik işlevsel olmadığını belirtmek zorundayız. 

Neden? Hayatın içinde olsun, eğitim hayatında olsun önemli ilkelerden birisi “tutarlılıktır”. Yani, söylediğin ile başka bir söylediğin birbirini tamamlayacak. Düşündüğün ile yaptığın uyuşacak. Konuştuğunu yaptığınla pekiştireceksin. 

Örneğin öğretmenlerin veya antrenörlerin çocuklardan ve sporculardan istedikleri olumlu davranışları, öncelikle kendilerinin sergiliyor olmaları, istemelerinden çok daha önemli ve etkilidir.

Emine Bulut cinayetini protesto eden, lanetleyen bu tür olayların sonlanmasını isteyen “futbol toplumu” öncelikle, futbol müsabakalarında küfür ama daha çok da kadın üzerinden küfür etmemeyi, ana avrat düz gitmemeyi öğrenmek zorundadır. Rakibini kadın üzerinden “becermemeyi”, “nasıl da koyduk” dememeyi özetle, seksist ifadelerin önce kadını aşağılamak olmadığını ve olamayacağını, daha sonra da kadın ilişkilendirmesi ile rakibi aşağılamanın zaten mümkün olmadığı ve olamayacağı bilinci, ahlakı ve kültürüne ulaşmayı öğrenmek ve bunu başarmak zorundadır.

Aksi halde herkes gibi futbol toplumu da Emine Bulut ve diğer kadın cinayetlerinin bir şekilde ortağı olmaktadır. Çünkü doğrudan veya dolaylı bir ikiyüzlülük, kötülük ve kötücüllüğün alan bulduğu ve kendini sürdürdüğü toplumsal / kültürel bir mecra da yaratmaktadır. 

Futbolu erkek egemen bir toplumun kendini ifade aracı ve dahası egemenlik aracı olarak görenlerin ve o hale getirenlerin, kadın cinayetleri konusunda yapmaları gereken asıl iş, maçlara 1 dakika geç başlatmak veya tribünlerde pankart açmak değil, futbolu kadınlara açmak ve futbolu eril iktidarın üretim ilişkilerindeki mülkiyet aracı olmaktan çıkarmaktır. Lakin bunu başarmayı bırakın 1 dakikalık saygı duruşunda dahi bulunmayan ve “üçlü çeken” futbol toplumu, aynı zamanda kadının kendilerine emanet olduğunu söyleyen zihniyetin tribünlerdeki yansımasıdır. Kadını eşiti değil, değerlisi gören bir ideolojinin, ikiyüzlü Emine Bulut üzerinden Kadın savunusundan umutlu olmamak gerek.


Etiketler: ,

18 Ağustos 2019 Pazar

Gelişimsel psikolojiden hareketle futbolu neden daha çok seviyoruz?


Çok uzun yıllar önce ortaya attığımız bir sav/tezdir. İnsanlar neden futbola çok eğilimlidirler? Neden futbol daha çok seyredilen oyunlardan birisi, hatta birincisidir? Çünkü futbol oyununun ayak-top ilişkisi en ilkel haliyle bir nesneyi bedeninin en uygun bölümü ile ve en doğal şekilde “tekmeleme”, itme, dürtme davranışıdır… Çocukların ilk güdüsel davranışlarından birisi de budur. Hatta öyle ki, 9 ay-1 yaş civarına kadar bebeklerin refleks hareketleri içinde ayak refleksleri önemli yer tutar.
Dememiz o ki; futbol oyunu ile insan gelişiminin biyolojisi arasında ciddi bir ilişki ve bağ vardır. İnsanlar sonradan bir şeyi çok seviyor ve izliyorlarsa, o şey her neyse onu yapabiliyor oluşlarından veya yapabileceklerine ilişkin hislerinden dolayıdır. Futbolu öncelikle bir oyun olarak çok seviyoruz. Çünkü oyunlar eğlencelidir. Oyunlar keyif verir. Eğlenceli olmayan ve keyif vermeyen hiç bir etkinlik zaten “oyun” değildir. En az bunlar kadar önemli olan başka bir şey, bir etkinliğin “oyun” olmasını sağlayan gösterge, sürecin ve sonucun önceden kestirilemez ve tahmin edilemez olmasıyla ilgili oluşudur. Özetle futbol bir oyun olarak da fevkalade güzel bir oyundur. Çünkü eğlenceli, keyifli ve tahmin edilemez hareketler süreci ve sonucu önceden bilinmiyor oluşu onu “fevkalade” yapar.
Futbolu sevmek için bu kadarı bile yeter aslında. Ama futbolu öznel kılan ve çok daha fazla seviliyor olmasına kılan başka bir boyutu daha var. Çünkü yukarıda anlatılan unsurların hepsi diğer spor dallarında/oyunlarında da var. Futbol öznel kılan ve oyun olarak oynanabilirliğini hem kolay hem de farklı kılan özellik yukarıda değinerek geçtiğimiz ayak ile oynanıyor olmasıyla ilgilidir. Diğer tüm takım-spor oyunlarında el kullanılırken, futbol oyununda asıl ve esas olarak ayağın kullanılıyor olması önemli bir farklılık ve öznel bir çekicilik nedenselliğidir.
Unutmayınız el ile oynanan pek çok spor dalı oyununda, teknik beceri düzeyi çok önemlidir. O teknik beceri gerekliliği olmadan o oyun olması gerektiği düzeyde oynanamaz. Örneğin basketbol, voleybol, hentbol böyledir. Bu şu demektir; Nesne-el koordinasyonu gerektiren tüm etkinlik ve oyunlar “ince kasların” gelişmiş ve kullanılabilir olmasını gerektirir. Dolayısıyla küçük yaşlarda bu tür spor oyun dalları pek popüler ve eğlenceli olamamaktadır. Çare fileyi veya potayı küçülterek çözümlemek olarak düşünülse de, yine de küçük kaslar (ince kaslar) yani hareketi beceriye dönüştürecek kaslar henüz gelişimini tamamlamadığı ve sinirsel ağlar olması gerektiği düzeyde oluşmadığı için söz konusu oyun olması gerektiği ölçüde oynanamamaktadır.
Futbol oyunu ise bu anlamda çocuklar için daha kullanışlı ve daha kolay uygulanabilir bir hareket ve davranışlar kolaylığı sağlar. Çünkü öncelikle bacak ve ayak ile bir nesneye dokunma, itme, tekmeleme ve vurmak için bacak, ayak ve ayak parmak kaslarının ince kas dokusunun olması gerektiği düzeyde gelişmiş ve sinir ağları ile örülmesinin tamamlanmış olmasına ihtiyaç yoktur. İşte bu kolaylık, futbol oyununa yönelimi arttıran biyolojik bir neden olarak futbolu daha kullanışlı ve popüler kılan gerekçe olsa gerekir.
İşin bir sosyolojik, ekonomik ve kültürel boyutları ise elbette en az gelişim psikoloji kadar etkilidir. Ama işin başlangıcı ve futbola eğilimin biyolojisi sonraki süreçte, işin toplumsal, kültürel boyutları ile örtüşmesi ve etkileşimi ile yön ve hız kanmaktadır. Hele hele işin pazarlama boyutu ise daha başka serüvenler ve yönelimler doğurmaktadır.
Düşününüz, futbol oyunu için gereken alanın ilk başlangıçta naylon veya plastik bir toptan, bir duvardan ve boş bir alandan ibaret olması, çocuklar için müthiş bir avantajdır. Bununla birlikte kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme açısından çocukların ihtiyaç duydukları motor davranışlar, küçük yaşlarda tamamen kaba kas veya büyük kas dediğimiz kas gruplarının aktive edilmesi ile gerçekleşir. Futbol oyunu tekmeleme, koşma, yuvarlanma, kalkma, vurma gibi büyük kasların daha çok aktive etme ihtiyacının diğer oyun sporlarına göre daha kolay karşılandığı bir oyundur. Yüzmeden sonra yapılabilirlik ve vücudun tamamını kullanabilir olma ihtiyacına en iyi yanıt veren bir oyun olma özelliğini ve kolaylığını içinde barındırır.
Dahası da var elbette. Ama bu kadarı dahi “insanlar neden futbola daha fazla ilgi duyar” sorusunun gelişimsel nedenselliklerini açıklamaya yetmektedir. Unutmayalım, insanlar sadece seyirlik düzeyi yüksek olduğu için değil, yapabilirlik düzeyi yüksek ve yapmış olabilirlik deneyimleri yüksek oyunları daha çok severler ve seyrederler. Çünkü aynı zamanda bir “hissediş” meselesidir de…
Futbol içgüdüsel anlamda insana en çok hitap eden ilk spor dallarından birisidir. Tıpkı yüzme gibi. Kapitalizmin endüstriyel futbolu neden ve nasıl yarattığının cevaplarından birisi de insanların bu spora ve oyuna talepkâr oluşlarının paraya tahvil edilmiş olmasıyla ilgilidir. Aynı kapitalizm tüm dünyada futbol kadar başka hangi sporu ve oyunu be denli endüstrileştirebilmiştir ki?
Tüm dünya insanları ve insanlık adına böylesine uygun, kullanışlı ve güzel olan bir oyunu ticarileştirmenin ve bir sömürü aracı yapmanın önüne geçmek için ne yapılabilir. İlk etapta futbolu piyasalaştırmaktan kurtarmak gerekir. Bunun için bu oyunun herkesin, her yerde oynayabileceği “toplumcu bir spor” haline getirmek gerekir. Okullar, semtler, sokaklar futbol oyununun kültürel ve geleneksel uygulama alanlarına dönüştürülmelidir. Kulüpçülüğü ve taraftarlığın yerini, yani müşteri olmanın yerini futbol oyun severliği ve futbol oyunu oynayabilen etkin bireyleri almalıdır. İnsanları “futbolcu olmak” değil, futbol oyunu oynamak gerçekliği ile buluşturduğumuzda, onları müşteri olmaktan kurtarmak da kolaylaşır. Dahası fanatik taraftarlığın ve kişiliksiz bir aidiyet ihtiyacının, hayata ilişkin doyumsuzluğun ve kendini ifade edememişliğin “toplumsal anomali” şeklinde dışavurumu olduğundan hareketle, insanların “futbol” ile olan sağlıksız ilgisini, zamanında “futbol oyunu” ile ilgiye ve ilişkiye dönüştürmeyi başardığımızda daha sağlıklı hale getirmek mümkün olabilecektir.
Kaynak:

Etiketler: , ,