19 Mayıs 2020 Salı

Bill Shankly Sözünün Tekrar ve Yeniden Pratiği

5 Ocak’ta Liverpool ile Everton FA Cup 4.tur rövanşı için karşılaştılar. Liverpool takımı neredeyse yedek kadrosuyla sahadaydı. Takımda sadece Gomez, Lallana, ilk 10 dakikada oyundan çıkmak durumunda kalan Milner vardı.. Daha sonra Chamberlain ve Origiyi de gördük. Kalede ise Adrian vardı.

Liverpool maçı 1-0 kazanarak 4. tura geçti. Muhteşem gol ise 18 yaşındaki Curtis’ten geldi….
Bilindiği üzere Everton takımı da Liverpool kentinin bir takımıdır. Dolayısıyla iki takım arasındaki müsabakalar aynı zamanda birer “derby”dir.
Bir derbi düşünün, takımlardan birisi neredeyse tamamen yedek oyuncular ile çıkıyor ve maçı tesadüfen değil, her zamanki oyun anlayışlarına ve düzeyine yakın bir şekilde oynayarak kazanıyor. Müthiş bir şey bu…
Müthişliği ise şuradan geliyor. Liverpool kültürü, kurumsallığı ve tarihi diye bir şey var.
Uzun zamandır sadece bir dokunuşa ihtiyaçları vardı. O dokunuş ise Kloop’tan geldi.
Kloop’un dokunuşu zaten var olan kültürü, kurumsallığı ve tarih yeniden güncelledi.
Bir Liverpool efsanesi olan Bill Shankly bir zamanlar şöyle demiş; “Liverpool şehrinin iki muhteşem takımı vardır. Birincisi Liverpool, ikincisi Liverpool yedekleridir.”
İngiltere’de inanılmaz sayıda yabancı oyuncu varlığını ve buna rağmen futbol kalitesini kanıt olarak sunanlar, buradan hareketle de yabancı oyuncu serbestliğine ilişkin ahkamı kesenler, o takımların kadrolarında altyapılardan gelmiş genç oyunculardan oluşan başka bir takım olduğunu görmezden gelirler.
Dahası alt liglerin hangi oyunculardan oluştuğunu ve oyuncu geliştirmenin sistematiğini de pek görmez ve dillendirmezler.
Son olarak Everton takımından da bir kaç cümle ile söz etmek gerekirse; Everton da çok özel bir kulüp ve takımdır. Premier lige çıktıktan sonra oradan alt lige hiç düşmemiş ve inanılmaz oyuncular yetiştirmiş olma özelliğine sahip bir kurum ve tarihi bir yapıdır. Bunlar elbette takdire değer durumlardır.
Klopp’un Liverpool’a dokunuşunu, Ancelotti Evertona yapabilir mi? Bilemiyoruz… Lakin pek sanmıyoruz… Çünkü Ancelotti’nin bir kulüpte çok uzun süreler kaldığını ve o kulübün dokusuyla kaynaşma içine girdiğini pek görmedik… Onun teknik adamlık yaklaşımı da elbette bir stil ama “dokusal kaynaşma” veya “doku uyumu” denilen şey, başka bir şeydir.

Etiketler:

Gelişirken Korumak, Korurken Gelişmek

Gelenek geçmişe çakılıp kalmak değildir. Gelenek olumsuz ve bazı zararlı alışkanlıkları korumak demek de değildir. Gelenek konusu, salt geçmişe ilişkin örfler, adetler konusu da değildir. Özellikle gelenek, geçmiş değerler, muhafazakarlık bizim gibi önyargılı toplumsal kültürlerde hala olması gereken düzeyde anlaşılan ve tartışılan konular değildir. En azından nüfusun çoğunluğu açısından durum böyledir.

Olguyu salt gericilik ve ilericilik şablonları ile düşünmek temel açmazlarımızdan birisi olduğu kadar, asıl açmazımız ülkemizin kendilerini muhafazakar diye tanımlayanların, geçmişe ilişkin bir çok şeyi sadece ideolojik eksende piyasa koşullarına göre yorumlayarak kullanmalarından başka bir şey değildir. Bu bağlamda ülkemizde gerçek muhafazakar yok denecek kadar azdır. Çünkü muhafazakarlık bir birikim işidir.

Gelenek her türlü gelişimden haberdar olup, kendi özelliklerini, değerlerini yitirmeden, asimile olmadan, başta yaşam alanı dokuları olmak üzere, iyi ve güzel olan her şeyi koruyarak gelişmeye devam etmek ve gelişen dünyaya entegre olabilmeyi başarmak demektir.
Bu her alanda böyledir. Ama mimari alanda, yaşanan kasabalar ve kentlerin mimari dokusunun korunmasında gözle görülür şekilde böyledir.
Çünkü insan benliğini en çok yaşamış olduğu yerlerin aynı kalmasıyla daha çok koruyabilir.
Bu dediğimiz spor ve futbol alanında da geçerlidir. Kulüpler geçmişlerinin değerlerini geleceğe taşımak için geçmişlerine ait başta mimari yapıları olmak üzere, ilkelerini, felsefelerini dönüşerek taşıyamazlar. Gelişirken koruyarak, korurken gelişerek taşıyabilirler.
Dönüşmek asimile olmak ve köklerinden kopmak demektir.
İşte aşağıdaki görsel bu anlamda bir futbol kulübünün 100 yıllık tarihinin mimari anlamda “korunarak gelişmesine” ve “gelişirken korunmasına” dair muhteşem bir görüntü ve örnektir.

Unutmayınız, bu söylediğimiz şeyler, yenilenmemek, büyümemek demek değil, yenilenirken, büyürken dönüşerek farklılaşmak demektir. Çünkü bizi biz yapan şey taşıdığımız bütün değerlerimizdir.
Büyük kulüpleri bu anlamda iyi analiz etmek gerek. Büyüklük sadece şampiyonluk ve çok zenginleşmek demek değildir. Hangileri çok daha kalıcıdır, hangileri gelip,geçmişlerdir iyi bakmak gerek.
Görseller İskoçya‘nın en kuzeyinde bir kıyı kasabası olan Fraserburgh‘dan. Fraserburgh Futbol Kulübü hala 1900’lerde inşa edilen statlarını Bellslea Park’ta da top oynamaya devam ediyorlar.
Bu kulüp eğer Premier ligde olsaydı böyle mi olurdu? Sorusunun cevabı ise, elbette olmazdı. Ama burasını da yıkıp yerine ultra modern kişiliksiz, geçmişe ilişkin hiç bir doku taşımayan bir stad da olmazdı. Burası bu şekilde kalırdı. Veya doku korunarak büyütülürdü…
Özetle muhafazakarlık gelişime kapalılık değildir. Muhafazakarlık bir kültürdür. Gericilik ile karıştırılmaması gereken, belli bir birikimi zorunlu kılan bir kültürdür. Muhafazakarlık gelişirken korumak, korurken gelişebilmeyi bilme ve becerme kültürüdür.

Etiketler:

Futbol Daha Fazla Ertelenemedi... Çünkü....

Biliyorsunuz Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 5 Mayıs günü akşamı yaptığı açıklamada, TFF Başkanı Nihat Özdemir’le liglerin devamı ile ilgili bir görüşme yaptıklarını ve kararın federasyonun iradesinde olduğunu belirtmişlerdi. Çok ilginç bir değerlendirme gerçekten. Sayın bakan, sadece tıp hekimi gözlüğü ile baksaydı böyle bir değerlendirme yapar mıydı emin değiliz.

Ama fazla günahlarını da almamak gerek. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü farklı spor dallarından tüm spor federasyonlarına Kovid-19 riskinin nasıl yönetilebileceği konusunda tavsiyelerde bulunduğunu aktaran Ryan, “Ama, başlıca organizasyonlar veya bir faaliyetin devam edip etmeyeceğine dair biz bir karar almıyoruz.” ifadesini kullandı.
Ryan, Türkiye ve Almanya’da liglerin başlaması ve Türkiye’nin ev sahipliğinde oynanacak UEFA Şampiyonlar Ligi finali hakkında, “Bu, federasyon (UEFA), ulusal federasyonlar ve bu tür faaliyetlere ev sahipliği yapan hükumetlerin egemenlik hakkıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Maçların seyircili veya seyircisiz oynanması konusunda net yorum yapmayan Ryan, yeniden başlayacak liglerde futbolcu ve futbol çalışanlarının güvenliğinin önemli olduğunun altını çizerek, “Liglerin başlayacağı ülke federasyonları veya hükumetlerin talepte bulunması halinde özel risk yönetimi tavsiyelerinde bulunmaya hazırız.” dedi.
Sağlık bakanının açıklamasının ardından 6 mayıs günü TFF İstanbul Riva’daki merkezinde yapılan toplantı sonunda, basın açıklaması yapan TFF Başkanı Nihat Özdemir, Süper Lig, TFF 1. Lig, 2. Lig, 3. Lig ve Bölgesel Amatör Liglerin, 12-13-14 Haziran haftasında başlayacağını açıkladı.
Hatta öyle ki, bir muhabirin “Pozitif vaka çıkarsa planınız ne? Sorusuna, TFF Başkanının verdiği yanıt “Bizim öyle bir planımız yok, inşallah çıkmaz” ve “Ligler başladıktan sonra virüse rastlanırsa Bilim Kurulu ile birlikte ona göre yeni bir yol haritası belirleyeceğiz.” yanıtını vermesi nasıl ki, pandemi süresince fabrikaların durmamasında olduğu gibi, futbolun da durmaması gereken bir sektör olduğuna dair manidar bir cevap olsa gerektir.
Çünkü futbol artık sadece futbol değildir. Futbol bildiğimiz anlamda paranın dünya ölçeğindeki imparatorluğunun en önemli araçlarından birisidir. Çünkü “Endüstriyel Futbol”, paranın örgütlediği bir futbol yapılanmasıdır. Sahibi uluslararası para ticareti yapan (yani finans kapital) uluslararası büyük sermayedir.
Görünürdeki sahibi işte o yapının aracı konumunda olan FİFA, FİFA’ya bağlı kıta federasyonları ve kıta federasyonlarına bağlı taşeron ulusal futbol federasyonlarıdır.
Herkes bir şekilde bu işleyişten payını alır. Futbol üzerinden para ticareti, sadece bir oyunun izlenmesi ihtiyacından kaynaklanarak başlayan ama sonrası süreçte kapitalizmin doğal seyrine ve akılına uygun olarak ele geçirilen, ardından pazarlamanın ve tüketimin çeşitlendirilmesiyle tam bir sektör haline getirilen, işin içine para aklamalar da dâhil olmak üzere her türlü kirli ticaretin bir şekilde monte edildiği, çok devasa bir para trafiği şeklinde devam eder. Yani mesele sadece yayın hakları ve reklamlar, transferlerden ibaret değildir. İşin örneğin bahis tarafı vardır ki, her şeye bedeldir.
Bakınız durum pandemiye karşın, geciktirilemiyor veya ötelenemiyor ise, futbolu ertelemek neredeyse mümkün değil gibi görünüyorsa bilinmelidir ki, bunun nedeni finans kapitalin para ticareti olmadan yaşayamayacağıdır.

Etiketler:

Pandemi futbolu: Salgın sürecinde ticari futbolun gerçek yüzü

Geldiğimiz noktada tehlikenin boyutları o kadar ciddi düzeyde ki, neredeyse bütün kulüplerde vaka söz konusu. Sağlık Bakanlığı, söz konusu futbol olunca, kendi işi ve alanıyla ilgili en büyük sorumlu olmasına rağmen, “sorumluluk TFF” şeklinde bir açıklama yapabildi. Tıbbı etik ve tıp yaklaşımında böyle bir anlayışın var olduğuna ilk kez şahit oluyoruz. Yani “paranın fendi, pandemi riskini yendi” gibi bir gerçek ile karşı karşıyayız. 

Salgının iyiden iyiye ortaya çıktığı ve Avrupa’da ciddi anlamda tehdit oluşturduğu süreçte “futbol bekleyebilir” denilen/dediğimiz tarih, Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid-19 virüsünü pandemi ilan ettiği tarihlerin öncesine denk gelir.

O günlerde futbol bekleyebilir, ligler seyircisiz oynanmalı ama yetmez, durdurulmalıdır denildiğinde birçok kişi itiraz etmişti. İtiraz etmekten öte “paniğe gerek yok, ne yani hayat mı dursun” türünden laflar etmişlerdi.
Hatta yine o süreçlerde federasyon üst düzey bir yetkilisi, pandemi ilanından sonra dahi “liglerin ertelenmesinin söz konusu olamayacağını” açıklamıştı.
Biz de naçizane birçok sağduyulu ve bilime inanan insan gibi çeşitli platformlarda “seyircisiz oynamak yetmez ertelemelisiniz” demiş, daha sonra da “buna mecbursunuz” gibi ifadeler ile konuya dikkat çekmeye çabalamıştık.
Bunları neden söylüyoruz. İşin “endüstriyel futbol” boyutuna dikkat çekmek için. İşte “endüstriyel futbol” dedikleri şey bu… Bizimkilere gelince, bizim işleyişimiz de elbette küresel ölçekte devasa bir iş ve sömürü örgütünün bir parçası ama aynı zamanda kendimize özgü oryantalist özellikleri ile de farklılaşan bir kültürüz biz.
Baktılar ki olmayacak, salgın oyuncular başta olmak üzere birçok futbol aktörünü ciddi ciddi etkileyecek ve yok edecek özelliklere sahip, o zaman dediler ki tamam. Çünkü o kurdukları küresel sömürü düzenini yeniden kurmak o kadar da kolay olmayacak, o halde biraz durdurmak daha akıllıca.
Ulusal ve uluslararası güvenlik önlemleri ve güçleri müdahil olmasa ve bilseler ki; bazı insanlar ölse dahi, para ticareti aynı şekilde işleyecek, asla durdurmayacak ve ligler oynanmaya devam edilecekti. Seyircisiz oynamak işlerine gelmedi. Gelseydi, yani bilet fiyatları olmadan da yayın hakları ile işi götürebilecek ve kazanmaya devam eden bir yapı onlara yeterli gelseydi, hiç kuşkunuz olmasın devam ederlerdi.
Uluslararası para ticaretinin, yani finans kapitalin, futbolu uluslararası ölçekte kurguladığı düzenin merkezinde yer alan FİFA, diğer kıta federasyonları ve ulusal futbol federasyonları eliyle örgütlenmiş futbolda küresel para ticareti ağının adı “endüstriyel futbol” dur.
Endüstriyel futbol bir iş alanı gibi görünse de aslında ürettiği bir “mal” ve “ürün” yoktur aslında. Eğlence ise bir üretim değeri değil, tüketim değeridir. Çünkü işin eğlence boyutu, yani oyun zaten üretilmişti, zaten vardı. Yapılan tek şey, yeni bir şey üretmeden, o oyunlardan birisi olan futbolu, halkın aidiyetinden alıp, tamamen seyirlik eğlence tüketimine yönelik tüketim nesnesi halinde pazarlamanın adıdır endüstriyel futbol.
Dolayısıyla buradaki endüstriyel kavramı, işin sadece “para ticareti” anlamıyla vardır. Paraya para kazandırmak, para ticareti kapitalizmi demektir. Ve yalan dünyadır. Üretmeden tüketmeye dayalı bir ekonomik model oyunudur. Örneğin bir oyunu elinizden alır, onu değiştirir, gerekirse kutsallaştırır ve ulaşılmaz aktörler ile ulaşılmaz hale getirerek, size anlık tüketim malzemesi olarak geriye satar. Dolayısıyla üretimsel bir endüstri değil, tamamen var olanı çeşitli pazarlama teknikleriyle tüketilmesini sağlayan bir endüstridir.
Bunu kırmanın yolu elbette bu futbol oyununu tüketim malzemesi olarak kullanmaktan ve tüketmekten vazgeçmekten geçmektedir. Her müsabakadan sonra, bir sonraki müsabakayı tüketmeyi beklemek, tatlıya bağımlı hale getirilmiş bir insanın, sürekli tatlı ihtiyacı duyması ve insülin direnci nedeniyle şeker hastası olması gibi bir şeydir. Çünkü her müsabaka tüketilmesi gereken bir tatlı veya alınması gereken insülin iğnesinden başka bir şey değildir.
Talep eden, insülin/futbol bağımlısı yapılmış milyonlarca tüketici müşteri/hasta olduğu ve olacağı sürece futbol arzı aynı şekilde devam edecektir. Bugün için bitmişse bu virüsün futbol bağımlısı olanlara vereceği zarar yüzünden değil, kendi ticari sistemlerine vereceği zarar yüzündendir.

Bu arada pandemi nedeniyle sürecin uzaması, biz endüstriyel futbol karşıtları açısından futbol bağımlılığından kurtulmak için bir olanak sunduğunu düşünsek de, futbolun baronları öyle görünüyor ki, daha fazla beklemek istemiyorlar. Çünkü beklemek onlar için yaşamsal bir sorun haline dönüşmüş durumdadır.

Oysa geldiğimiz noktada tehlikenin boyutları o kadar ciddi düzeyde ki, neredeyse bütün kulüplerde ve dahası birçok takımın bazı oyuncularında vaka söz konusu. Bu koşullar altında, müsabakaları seyircisiz de oynatsanız, her müsabaka için yüzlerce insan bir araya gelmek durumundadır. İşin konaklama, seyahat ve antrenman boyutları ise başlı başına büyük risk faktörleridir.
Öyle ki, ülkelerin bu konuda en etkili ve yetkili kurumu olan Sağlık Bakanlığı, söz konusu futbol olunca, kendi işi ve alanıyla ilgili en büyük sorumlu olmasına rağmen, “sorumluluk TFF” şeklinde açıklama yapabilmektedir. Tıbbı etik ve tıp yaklaşımında böyle bir anlayışın var olduğuna ilk kez şahit oluyoruz. Yani “paranın fendi, pandemi riskini yendi” gibi bir gerçek ile karşı karşıyayız.
Bu işin en makul çözümü elbette bu şekliye tescil edilmesi değildir. Çünkü takımlar arasındaki puan farkı tescil edildiğinde bir haksızlığı engelleyecek kadar açık değil. Bu bağlamda virüsün pandemi olmaktan çıkması veya en azından ulusal düzeyde istatistiksel olarak bulaşma riskinin sıfıra yakın düzeylere gelmesini beklemek ve müsabakaları haftada iki müsabaka ile ve bir kaç kentte gerçekleştirmek en makul çözüm gibi görünmektedir. Gerekirse 2021 sezonu biraz daha ötelenebilir ve yine gerekirse bazı haftalar, haftada iki müsabaka şeklinde programlanabilir.

Etiketler: