23 Temmuz 2020 Perşembe

YEREL YÖNETİMLER VE SPOR



Yerel yönetimler, yani belediyeler parasal kaynaklarının ciddi bir kısmını profesyonel kulüp ve takım işleri için harcayacaklarına, 12 yaşında balon satarak yaşamını idame ettirmeye çalışan çocukların spor yapmalarına olanak sağlayan bir sistem ve düzen için harcamalıdırlar. Belediyeler her türlü profesyonel spora destek için harcadıkları paraları, sportif altyapılara harcanmalıdır.

Belediyeler kulüp kurup onları profesyonel lige taşıma yerleri değildir. Bu yerel yönetimlerin varlık nedenlerine ve amaçlarına uygun davranış ve geleceği öngörme biçimi değildir. Her şeyden önce böyle bir davranış yerelde haksız rekabete yol açmaktadır... Düşününüz bir ilçede, ilde veya merkez ilçede belediyeler kulüp kuruyor, kulüp satın alıyor, aynı ilçenin diğer kulüplerine ve takımlarına rakip oluyorlar. Ekonomik olanakları olduğu için de bütün iyi oyuncuları bünyelerine alıyorlar ve her türlü beslenme, antrenman ve ilgili ihtiyaçları daha iyi oranda karşılayarak, kendi yerelindeki diğer takımları alt ediyorlar. Bunun neresi yerel yönetim ahlakı, amacı ve anlayışıyla örtüşmektedir. Bu arada bu işi aynen bu şekilde götüren muhalefet belediyeleri de söz konusu. AKP iktidarının bu anlamdaki her türlü adaletsizliğinden ve yanlış uygulamalarını eleştirirken, muhalif olan ve üstelik eşitlikten, adaletten ve sosyal devlet anlayışından dem vuran partilerin yerel yönetimlerin de aynı ve benzer işlere imza atıyor olmaları büyük bir çelişkidir. Ya da yok aslında birbirlerinden farkları..

Profesyonel takım peşinde koşan, çok büyük ekonomik kaynak aktarımları yapan birçok belediye, bir süre sonra bu takımları başkalarına ( Başakşehir örneğinde olduğu gibi) peşkeş çekebiliyor. Ya da örneklerini gördüğümüz üzere spora birçok hile ve hurda karıştırarak sporu spor olmaktan çıkarıyor ve kulüpleri paravan olarak kullanmaya başlıyorlar (Ankaraspor örneği, Osmanlıspor örneği v.b). Bazı kulüplerde küme düşürülüp kaderine terk ediliyorlar (Gaziantepspor vb.)

Özetle yerel yönetimlerin amaçlarından birisi sporu desteklemektir elbette... Ama bu yerelde haksız rekabete neden olacak şekilde olmamalıdır. Olursa yerel yönetimin varlık nedenine ters düşen bir durum ortaya çıkmaktadır. İkincisi çok büyük parasal kaynakları bu işlere aktarmak yerine oyun alanları, semt sahaları, altyapılar, altyapı kulüp oluşumları, amatör spor kulüpleri ve takımlarına eşitçe harcayacak bir yerel yönetim anlayışı asıl amacına ve varlık nedenine uygun bir yerel yönetim anlayışı olsa gerektir. Bir yerel merkezde sporun gelişmesi demek, o yerelde bir profesyonel takımın olması demek değildir. Profesyonellik kamusal kurumlardan kaynak karşılaması ve aktarımı ile yürüyecek bir iş değildir. Profesyonellik kendi finans kaynağını oluşturarak, kendini devam ettirebilmek demektir.

Bizde yerel yönetimler bu anlamda işi yanlış yerden başlatarak, yanlış amaçlar için sporu kullanma eğilimindedirler. Bu tür yaklaşımlar sanıldığı gibi spora destek değil, tam tersine engel olmak gibi sonuçlar doğurmaktadır. Üçüncüsü bir yerel yönetimin reklama ihtiyacı olmaz. Hele hele bunu spor ve futbol ile reklam yapmanın peşinde olmaz. Buna bu şekliye ihtiyacı olmaz veya olmamalıdır.

Aynı şekilde bu durum profesyonel liglerde mücadele eden voleybol, basketbol ve diğer spor dalları ve takımları için de geçerlidir. Örneğin bu anlamda “kadın sporunu” / ”sporda kandın varlığı”nı desteklemek gibi bir savunma ise çok geçerli bir savunma değildir.  Oysa bunun yerine yerelde kadın sporculara, kadınların amatör spor uğraşılarına ve bireysel sporlarda kadınlara destek verilmesi gibi uygulamalar daha çok “kadın sporcu” demektir ve bu anlamda daha uygun ve daha doğru bir yaklaşımdır.

Yerel yönetim ve spor bağlamında şunu da ifade etmekte yarar var. Eğer yerel yönetimlerin kulüpler ve takımlar düzeyinde profesyonel liglerde mücadele etmeleri isteniyor ve savunuluyor ise bunun yöntemi halkın parasını milyon dolarlar harcayarak kulüp satın alma, kulüp kurarak milyonlarca liralık oyuncu lisanları ve transferleri peşinde koşarak değil, belediye bünyesine alacakları “spor işçisi”, “spor memuru” statüsü ve kadroları ihdas ederek gerçekleştirmeleridir. Bu aynı zamanda yerel yönetim varlığı ve amacına daha uygun bir yaklaşım olur. Üstelik söz konusu bu sporcular da sosyal güvenlik ve özlük hakları bakımından geleceklerini bu şekilde inşa etmiş olurlar. Büyük paralar karşılığı spor yapanlar ise kendi pazarlarının takımlarına ve kulüplerinde giderler. Bu anlamda birer şirket olan diğer spor kulüpleri de birer şirket olarak ne halleri varsa görürler ve kamu kaynaklarına göz diken asalak olmaktan çıkarlar.

Özetle yerel yönetimlerde şirketleşmiş kulüplere ve profesyonel takımlar kurmak veya bunlara para aktarmak demek, halkın parasını kişisel, siyasal ve fantezi amaçlar için harcamak demektir.

Kaynak:

Etiketler:

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Siyahların sporculuk dışındaki rollerine dair bir giriş yazısı: Raheem Sterling haksız mı?

Irkçılık gizli ve açık olmak üzere sürdürülür. Diğer tüm ayrımcılık konularında olduğu gibi. Futbolda ve birçok spor dalında tribünlerde açık ırkçılığın her türlüsüne tanık oluyoruz. Yaşadığımız süreçte, Avrupa başta olmak üzere siyah teknik direktörlere yönelik gizli bir ırkçılığın sürdürüldüğünü de biliyoruz
Siyahların sporculuk dışındaki rollerine dair bir giriş yazısı: Raheem Sterling haksız mı?
Muhtemelen düşünmüş olabilirsiniz… Tüm dünyada özellikle atletizm sporunda üst düzey siyah atlet/sporcu sayısı açık ara öndedir. Bu birçok spor dalında, özellikle siyahi nüfusun, beyaz nüfus açısından çok daha az olduğu Amerika, Avrupa kıtası ülkelerinde oransal kıyaslama açısından değerlendirildiğinde atletizmi aratmayacak düzeyde yüksektir.
Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkelerinde siyah sporcu sayısı özellikle futbol açısından neredeyse beyaz oyuncu sayısına denktir. Belki hala eşit sayıda değillerdir ama özellikle üst düzey yarışmacı takımlarda yer alan oyuncuların, Avrupa siyah/beyaz nüfusu kıyaslamasında oransal açıdan ciddi boyutlarda yüksektir. Lakin sporculuk açısından ulaşılan bu düzey, spor yöneticiliği ve teknik direktörlük, menajerlik gibi diğer spor aktörleri bağlamında son derece düşük düzeydedir.
Sporculuk bağlamında ulaşılan oran ve başarı bir yönüyle bakıldığında, sadece siyahların mücadelesi ve başarısı ile ilgili bir sonuç değildir. Bu, yarışmacı ve endüstriyel sporun ve özellikle futbolun siyahlara ihtiyaç duymasının bir sonucudur. Kazanmanın, para kazanma ile eşitlendiği, para kazanmanın ise kazanmaya endekslendiği bir piyasa aynı zamanda oyuncu pazarını da değiştirdi. Ve siyahlar ırklarının da verdiği bazı bedensel ve atletik özelliklerini, teknik kapasite gelişimleriyle besleyerek, bu pazarda ciddi yer bulmaya, daha doğrusu pazar sahiplerinin işine yaramaya başladılar. Yani üretim araçlarına sahip olanlar, üretim ilişkilerini değiştirerek, üretim ve tüketimi yeniden biçimlendirdiler. Siyahiler bu nedenle futbolda daha çok yer buldu… Amerika’da çok daha önceleri siyahların basketbolda yer bulmaları da aynı sürecin doğal sonuçlarıdır. Tıpkı çiftliklerde çalışan kölelerin, çiftliklerin kapanmaya başlaması, tarımın makinalaşması, sanayileşmesi ve açılan fabrikalarda istihdam edilecek ucuz ve yoğun işgücüne olan ihtiyacın karşılanması için klasik anlamda köleliğin sona erdirilip, başka tür bir köleliğe geçişte olduğu gibi.
Bu konuyu burada keserek, girişte “Hiç düşündünüz mü?” derken işte bu sürecin halen daha siyah teknik direktörler konusunda tamamlanmamış bir süreç olduğunu ve zamanı gelince, üretim ilişkilerinin bir gereği onun da tam anlamıyla gerçekleşeceğini söylemeye çalışıyoruz.
Epey zamandır, en az iki veya üç nesil siyahi oyuncu dünyada ve özellikle Avrupa’da üst düzey takımlarda, üst düzey oyuncular olarak yer almışlarken, neden ve niçin teknik adamların arasında siyahiler yok denecek kadar az? Nedeni basit. Çünkü teknik adam piyasası ve pazarı için siyah teknik adamlara henüz ihtiyaç yok. Futbol finans kapitalin, yani futbola yönelik para ticaretinin daha kârlı bir iş olması için, teknik adamlar açısından siyah teknik direktörlere şimdilik ihtiyacı yok… Olursa işler hemen değişmeye başlar.
Irkçılık gizli ve açık olmak üzere sürdürülür. Diğer tüm ayrımcılık konularında olduğu gibi. Futbolda ve birçok spor dalında tribünlerde açık ırkçılığın her türlüsüne tanık oluyoruz. Yaşadığımız süreçte, Avrupa başta olmak üzere siyah teknik direktörlere yönelik gizli bir ırkçılığın sürdürüldüğünü de biliyoruz. En azından istatistik böyle söylüyor. İstisnai birkaç örnek ise durumu kurtarma adınadır.
Örneğin bu anlamda İngiltere örneğinden yola çıkarak, “2018 yılında Futbol Federasyonu, eşitlik eylem planında” lider pozisyonundakilerin yüzde 5’inin ve İngiltere koç personelinin yüzde 13’ünün BAME (Birleşik Krallıktaki Siyah, Afrikalı, Asyalı, Etnik Azınlıkların) oluşturduğunu açıklamış olduğunu belirtelim. Bu sayılar, Birleşik Krallık’ta yaşamakta olan BAME nüfusu ile kıyaslandığında ne demeye çalıştığımız çok açık anlaşılmaktadır. Söz konusu eylem planında Federasyon’un 2021 için liderlik rolleri için yüzde 11 ve koçlar için yüzde 20 hedeflerini “belirlemiş” olduğunu ifade edersek bunun olumlu bir çalışma veya proje olmasına rağmen, zorunlu bir değişime işaret ettiğinin de altını çizelim. Bu oran Birleşik Krallık’ta yaşayan İngiliz olmayan İngiliz vatandaşlarının nüfusuna denk gelen bir orandır.
Sözü Raheem Sterling’e bırakarak yazıyı sonlandıralım. İngiliz futbolunda yöneticiler ve teknik direktörler arasında daha fazla siyahi, Asya ve azınlık halktan insanların yer alması ve onlara eşit fırsatlar sunulması gerektiğini söyledi Sterling. Eski İngiliz futbolculardan teknik direktör olan Steven Gerrard, Frank Lampard, Sol Campbell ve Ashley Cole arasında karşılaştırma yapan Sterling, “Gerrard, Lampard, Campbell ve Cole gibi isimlere bakın. Hepsinin İngiltere’de çok büyük kariyerleri vardı ve İngiltere için oynadılar. Hepsi üst düzey teknik direktör olabilmek için çok çalıştı ama bu dördünden eşit fırsatlar verilmeyen iki isim, eski siyahi oyunculardı: Campbell ve Cole…”
Ne dersiniz? Raheem Sterling haksız mı?