11 Nisan 2015 Cumartesi

ÇOCUKLAR VE FUTBOL ALANLARI

KULÜPLERDEKİ ALTYAPI ÖRGÜTLENMELERİNE RAĞMEN ASLINDA ÇOCUKLAR GÖRÜNDÜĞÜNÜN TAM AKSİNE FUTBOLDAN UZAKLAŞMIŞLARDIR

Şöyle bir bakalım önce;
1. Sokak futbolu, 
2. Mahalle arası futbol,
3. Teneffüs arası futbol,
3. Öğle arası futbol,
4. GS- FB takım maçları,
4. Tek kale maçlar,
5. Gazozuna maçlar,
6. Köyler arası maçlar,
Artık bitmiş/bitirilmiştir. Bunun yerine;
1. Halı saha maçları (paralıdır ve ergenlere ve büyüklere hitap eder),
2. Okullar arası maçlar (Toplam okul öğrenci sayısının % 1 ini kapsar),
3. Kulüplerin altyapıları (Toplam çocuk nüfusunun % 1 ila 5 ini kapsar).
futbol faaliyet alanları olmuştur.
Bakınız özetle;
Çocukların futbol ile buluşmaları doğal olarak kentlere kaymıştır. Ama kentlerde sokak, mahalle ve hatta okul bahçelerinde "top oynayabilecek" arsa, arazi, alan ve saha bırakılmamış var olanlar da ya halı saha ya da kulüp futbollarına ayrılmıştır.
Bir ülkede ve bir toplumda herhangi bir spor dalında başarılı olmanın ön koşullarından birisi de o spor dalının çok sayıda çocuk tarafından seviliyor ve gerçekleştiriliyor olmasını sağlamaktan geçer. Kulüpler ise burada beliren ve öne çıkan çocukların formal olarak eğitim sürecine alınması gereken yerlerdir.
Bir ülkede ne kadar çok sayıda çocuk, ne kadar çok top oynarsa o ülkede o kadar çok futbolcu yetişme fırsatı ve olanağı var demektir.
Bu futbolda önde olan tüm ülkelerde böyledir.
Bu anlamda başta Türkiye Futbol Federasyonu olmak üzere diğer tüm ilgili kurumlar, çocuklara ve ülke futboluna katkı sunmak istiyorlarsa bunun öncelikli işi; her sokağa, her mahalleye boş arsalar, alanlar ve tahsis edilmesini sağlamaları olmalıdır.
Gösterişli tesisler açmak, ulaşılmayacak ve içine girilemeyen futbol alanları yapmak çocuklar için bir şey ifade etmemektedirler.
Bu işin temel esprisi çocukların kolay ulaşabilecekleri ve kolay yararlanabilecekleri futbol oyun alanlarına kavuşturulmalarıdır.

Etiketler:

6 Nisan 2015 Pazartesi

FUTBOLUN ŞİDDETE YÖNELİK DEĞİŞİMİ VE İKTİDAR ÜZERİNE


Futbolda şiddetten yakınanlar aslına bakarsanız birçoğu şiddetten nemalananlardır. Şiddetten nemalananların başında kulüp yöneticileri ve medya gelir. Seyirciler ve taraftarlar ise şiddetin ana unsurları gibi görülmelerine rağmen şiddetten en çok zarar görenlerdir.

Türkiye'de giderek endüstrileşen futbol, finans-kapitalin sömürü aracı olmasına ilaveten siyaset, mafya, tarikat bağlantıları ile giderek artan bir biçimde kokuşmuş bir girdabın içine sokulmuş bulunmaktadır.

Taraftarlar, yani sözüm ona şiddetin aktörleri diye tanımlanan insanlar birçok olgudan habersiz "ver gülüm al gülüm" oyununun figüranlarıdırlar aslında. Ve bu figüranlar kendilerine biçilen rolü oynamaktadırlar.

Ama tam da bu sırada tez-antitez diyalektiğinin bir sonucu "çarşı" diye bir oluşum sahne alır. Onu "fenerbahche", "tekyumruk" ve "joganita" gibi taraftar örgütlenmeleri izlerler. İşte bunlar farkına varan, işi sorgulayan ve yönetilmekten haz etmeyen taraftar tipleri ve örgütlenmeleridir ki; birilerini acayip rahatsız ederler. Çünkü o birilerinin tekerlerine çomak sokulmaya başlanmış, taraftarın sürü olmadığı ya da olmaması gerektiği yönünde gelişmeler başlamıştır.
Üstelik o birileri, özellikle de iktidarı ve futbolun iktidarını elinde bulunduranlar o kadar rahatsız olurlar ki; işi terör örgütü suçlamasından, yapay taraftar grubu kurdurmaya kadar götürürler. Tıpkı işçi ve memur sendikalarına karşı sarı sendikaların devlet eli ile örgütlenmesi gibi.

Bir hayli zamandır işin içine hükumet de açıkça be göstere, göstere girmiştir artık. Taraf tutan, kimilerini kollayan, kimilerini bertaraf etmek için girmiştir.


Bu gidiş futbolun geleceği açısından hiç de iyi olmamıştır ve dahi olmayacaktır. Gündelik siyasetin ve siyasetçilerin el attığı her şey doğallığını yitirmekte, faydalı ve güzel olması yerine bir paranın ve gücün aracı haline gelmektedir. Kendi kendine evrilmeyen hiç bir olgu olması gerektiği gibi olmamıştır. Çünkü her müdahale, müdahale edilenin olumsuz değişmesi ve olumsuz farklılaşması gibi toplumsal olmayan bir dönüşümü de bünyesinde barındırır çünkü.  

Etiketler:

FUTBOLDA ŞİDDET ve SEYİRCİYE/TARAFTARA DÜŞEN ROL


Kimse suçsuz ve günahsız değil. Kurşun atanlar da, kurşun yiyenler de... Seyredenler de, sözüm ona şiddeti kınayanlar da. Günahsız olan sadece Futbol, Futbolun oyun olarak kendisi...

Değil mi ki siz, futbolu hükmeden olmak için bir araç haline getirenlere alkışlar tuttunuz, değil mi ki siz, güçlü olmanın futbolunu yaratanlara özenerek naralar attınız. Üstelik değil mi ki siz, futbolun ahlakına ve namusuna sahip çıkmadığınız halde çıkanlara da "anarşist" dediniz, futboldan beslenenleri ama futbola bir şey vermeyenleri baş tacı ettiniz.

Alacağınız olsun demeyeceğim, işte alacağınız futbol budur, tepe, tepe kullanın. Alın bu futbolu seyredin, seyrettirin hatta sloganlar atıp, marşlar söyleyerek keyfine varın.

Futbolun yönetimini ağalara, kabadayılara, kaçakçılara, siyaset simsarlarına, tefecilere,hırsızlara, yalancılara, ahlaksızlara, yeteneksizlere ve tembellere teslim edilmesine ses çıkarmadınız.
Alın şimdi bu pis, bu çirkin futbolu çocuklarınıza devredin.

Ne yapmalı? Derseniz;
Herkes, taraflı ve tarafsız herkes futbolu bu çirkinlikten ve çirkinlerden arındırıncaya kadar endüstriyel futboldan elini ayağını çekmelidir. Müşterisi olmayan futbolun endüstrisi kalmaz. Geriye futbolun kendisi kalır. Geriye kalana sahip çıkalım ve o bizim tertemiz oyunumuz olsun. Gülüp eğlendiğimiz, yenilsek de beraberiz dediğimiz, yendiğimizde ise rakibe saygıda kusur etmediğimiz o güzelim futbol bizim olsun ve onu bir daha kaybetmemek üzere sahip çıkalım.

Var mısınız?

Etiketler: