14 Eylül 2016 Çarşamba

FUTBOL, OYUN, MÜSABAKA, ÇOCUKLAR VE NE YAPMALI ÜZERİNE....



(Endüstriye Futbola Karşı Direnmenin Naif Ama Gerçekçi Yöntemleri)

Özellikle çocuklar ve gençler için müsabaka denilen eylem; Öncelikle oyun demektir. Ya da öncelikle oyun olmalıdır. Dolayısıyla futbol bir oyun olarak eğlenme / öğrenme, kendini geliştirme ortamı ve fırsatı olmalıdır.
Müsabaka dediğimiz etkinliklerden oyunu çıkarırsanız geriye sadece yarışma kalır. Sadece yarışmak insanın doğasına uygun olmayan bir eylem türü ve zorlama bir etkinliktir.

İnsanlar, özellikle de çocuklar yarışarak eğlenemezler, yarışırken eğlenenler genel olarak hep üstün olanlar yani hep kazananlardır. Bu tür eğlenme biçimi ise içinde küçümseme, alay etme, kendini üstün görme gibi sosyal-patolojik gelişim bozukluklarını içerir ve üretir.

Bunun doğrusu çocukların eğlenirken yarışmalarıdır. Buradaki yarışma işin doğası gereği, etkinliğin ciddiyeti, ilkeleri, kuralları ve asıl içeriği oluşturan eğlence faktörü olan şekliyle gerçekleştirilen bir yarışmadır. Bu bağlamda futbol altyapı eğitimleri insan doğasına uygun olmalıdır.

İnsan doğası en saf ve en bozulmamış haliyle kazanmaya ve kaybetmemeye değil, birlikte güven içinde yaşamaya ve paylaşmaya programlıdır.
O halde müsabakalar elbette hayatın bir parçası ve günümüzün bir gerçeğidir. Lakin müsabakaları ne kadar insancıl ve insan doğasına uygun hale getirirsek hem daha çok, hem daha çabuk öğrenirken hem da daha eğlenceli bir futbol ile karşılaşırız.

Sokaklarda, tepe eteklerindeki düzlüklerde veya taşlık arazilerde kendilerine alan yaratarak en güzel dayanışmayı ve imeceyi yaratan ve sonra da karşılıklı futbol oynayan nesiller iyi bilirler. O müsabakaların cezbeciliği ve belleklerden silinemeyen izin nedeni mutlak kazanmak zorunda olunmayan sosyal bir örgütlenmenin ve kolektif bir yaşamın sağladığı nedenlerden dolayı oyunun doğasındaki içtenliğin oynayanlara aynen aktarılıyor oluşudur. Oyunlar gerçekten içtendirler. Oynayanların içten olup olmamaları oyunu etkiler. Oynayanların içten olup olmamaları ise oynayanların neden ve niçin oyun oynadıkları ile yakından ilgilidir.
Rekabeti ne kadar çok arttırırsanız, karşınızdakine karşı hisleriniz de o kadar çok değişmeye ve olumsuzlaşmaya başlar.  Çünkü artık iş kazanmak üzerine programlanmış duygu ve düşünce ve davranışlardan ibarettir.  Oyunu bir tarafa koyar, kazanmaya ya da kaybetmemeye odaklanırsınız. Oyunu bir tarafa bırakmak demek daha az eğlenmek demektir. Ya da daha kötüsü “eğlenmeyi sadece kazanmak olarak tarif etmek ve hissetmeye başlamak” demektir. 

Futbolu müsabaka olmaktan daha çok bir oyun olmasını sağlayamadığımız sürece futbol ve onun etki alanındaki aktörler zarar görmektedirler. Öncelikle çocuklar ve gençler bu durumdan en çok etkilenenlerdir. Antrenörlerin, yöneticilerin ve taraftarların acımasız ve mutsuz oluşları yanında amaç olan insanın araç haline geliyor olması asıl sorunsal olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü oyundan ne kadar uzaklaşır, müsabakaya ne kadar çok yaklaşırsak ruhsuz ve mekanik bir futbol ile karşılaşırız.

İşte bu futbol onların futboludur. Halkın değil. Onlar futbolu sadece oyun olarak sevmez ve istemez. Çünkü sadece oyun olan futbol onlar için yeterli, gerekli ve işlevsel değildir.
Bugün futbol hala yaşıyor ve seviliyor ise nedeni futbolun asıl ruhu olan "oyunun" bir türlü alt edilemiyor oluşundandır. “Önce insan” ve “önce oyun” anlayışını yan yana getirdiğimizde futbolu tekellerin ve finans kapitalin elinden almak kolay değil ama mümkündür.

Peki bunun için ne yapmalı?
İşe takım tutmaktan vazgeçmekten başlanmalı…  Televizyonda tüketim malzemesi olarak izlenen futbolu reddederek, futbol eksenli spor kulüpleriyle olan taraftar aidiyetten vazgeçip, futbolu bulduğumuz her boş alanda hepimiz için katılımlı bir eğlence, birlikte olabilme ve bir şeyler yapabilme becerisi ve oyuna sahip çıkma eylemi olarak yeniden keşfetmeye başlamalıyız... Yaşımız izin vermiyorsa ve işimiz ve ilgimiz buysa, çocuk ve gençleri finans-kapitalin futbolundan kurtarıp, geçmişimizin ama asıl olarak da geleceğimizin futboluna yönlendirmeye çalışmalıyız… Köy futbolu, okul futbolu, mahalle futbolu, semt futbolu bağlamında sağlıklı bir yaşam için fiziksel aktivite, bireysel ve toplumsal dinamizm/üretkenlik aracı haline getirmeliyiz.

Aslında biraz gerilere doğru gittiğimizde belli dönemlerde “sosyal devlet” işleyişinin gereği olarak futbol böyleydi. Sosyalizm deneyimlerini incelediğimizde futbolu öncelikle bir oyun olarak algılandığı ve kullanıldığı görülür. Elbette sınıf mücadeleleri ve bağımsızlık/uluslaşma süreçlerinde futbolu bir karşı duruş ve örgütlenme aracı olan futbol aynı zamanda faşizmin apolitik toplumsal bir yapı inşasının en kullanışlı araçlarından biri haline gelmiş fenomen bir “oyundur”… Günümüz Türkiye’sinde belki de literatürlere dini bir yapılanmanın futbol ile ilişkisi bağlamında ilk kez girecek olan işbirlikçi, tetikçi, gerici ve piyasacı FETÖ örgütünün futbol ile ilişkisi de boşuna ve amaçsız değildir. 

Tüm bunları bir yana bırakarak ya da bırakmadan baktığımızda içinde bulunduğumuz süreçte bu ülkede futbolu ya yeniden yorumlayarak ona sahip çıkmanın yollarını aranacak ya da futbol en doğal ve en kullanışlı eğitsel ve sosyal bir araç olarak yeniden keşfedilerek ona sahip çıkılacaktır. Aslına bakarsanız çocuk, genç ve hatta büyüklerin ihtiyacı öncelikli olarak futbol değil oyundur. Bu bağlamda günümüzde endüstriyel futbol karşıtlarının çıkış noktası futbol oyunu değil, oyun futbolu felsefesine yönelik pratiklerin ve alternatiflerin geliştirilmesi olmalıdır.

Futbolu kulüplerin tasarrufuna hapseden ve kulüp tekelleri yaratarak bu oyuna katılabilmek için ya “en iyi” olmak zorunda olunan ya da “izlemek ile yetinilen” bir futbol dünyasını yıkmak gerekmektedir.  Futbol geleneksel-evrensel bir oyundur ve geleneksel oyunlar her yerde, her zaman ve isteyen herkesin oynamaya hakkı olduğu oyunlardır. Bu ilkeden hareketle mücadele argümanını geliştirmek ve bu oyunu paralı halı sahalardan kurtarmakla işe başlama gerekir.

Çünkü futbol artık kapitalizmin futbol finansının, finans futboluna dönüştürdüğü oyun olmaktan tamamen çıkarılmış, sadece adına takım denilen grupların strateji savaşlarına dönüşmüş ve en güçlülerin seçildiği gladyatörlerden oluşan grupların kazandığı savaşlar olarak bambaşka bir olguya dönüşmüştür.

Küçücük çocukların ve gençlerin futbol rol modelleri asla ulaşamayacakları birer hayalet futbol savaşçıları olmuşlar ama buna karşın gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerdeki çocukların futbolcu olma umutları ve hayalleri futbol tacirlerinin neredeyse futbolcu köleliğine varan sömürü düzeninin yeni işkolu haline getirilmiştir.  
Son söz olarak tekrar oyun ve insan ilişkisine dair söylenmesi gereken kritik cümle “spor ve onun bir uygulaması olan futbol amacı kendisi olan eylem biçimi olarak oyun” kimliğine dönüştürülmelidir” Futbolun insana ve insanın çocuk ruhuna uygunluğu korunmalı, çocuklar ve gençler doğalarına en uygun futbolu “sadece oynamalıdırlar”.

Oyun, oyun olarak oynandığı sürece hem güzel, hem eğlenceli, hem yararlı ve hem de insanın kendisine dönüşüdür.


http://sendika10.org/2016/09/futbol-oyun-musabaka-cocuklar-ve-ne-yapmali-uzerine-ismail-topkaya/



Etiketler: ,