30 Nisan 2018 Pazartesi

Olaylı, kumpaslı! Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasının düşündürdükleri




Bu memlekette bozulmayan, çürümeyen ve kokuşmayan bir şey kaldı mı ki; Sporumuz ve futbolumuz bozulmamış, çürümemiş ve kokuşmamış olsun.

Lumpen taraftar çatışmaları daha önce de olurdu. Taraftar hadsizliği, fanatizmi ve bunların sosyal bir problem oluşuna dair yüzlerce vaka yaşanmıştır. Ama bunların hepsi adi sokak çatışmaları, atışmaları ve benzeri polisiye vakalardı. Kabul edilebilir anlamında değil ama olayların nedenselliği ve içeriği bağlamında bilinir ve anlaşılır vakalardı.

Şimdi ve neredeyse özellikle son 10 yıldır yaşadıklarımız başka bir şey...

Örneğin en son yaşanan Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasından yaşananlar özelinde bakılsa, durumu açıklamak için kullanılan tüm argümanlar üzerinden gidilse dahi, meselenin nedenselliğini ortaya koymak için eksik kalan ve oturmayan bir şeyler var hep.

Müsabakada yaşananlara Fenerbahçe'lilerin kendi cephesinden, Beşiktaş'lıların kendi açısından bakıp değerlendirdikleri gibi olaylar bir kaç alana veya nedene bağlanarak, bir haklılık veya suçlu olmama üzerinden savunma yapılarak açıklanabilecek bir şeyler değildir.


Örneğin bir kumpastır gidiyor. Fenerbahçe de Beşiktaş da kumpastan söz ediyor ama yetmiyor Cumhurbaşkanı da kumpastan söz ediyor.


Evet, doğrudur bu ülkede herkes herkese elinden geldiğince, gücü yettiğince kumpas yapar, pusu kurar. Ama en büyük kumpas iktidar gücüne yerel, bölgesel ve ulusal anlamda sahip olanlarca kurulan kumpaslardır. Pusular ise daha kumpasların feodal ayaklarından sadece birisidir.


En son yaşadığımız iyice ticarileştirilen futbol piyasasında dönen paranın kokusunu alıp ilgili birimlerde örgütlenen fetö kumpaslarının ne olduğu ve nasıl gerçekleştirildiği herkesin malumu.

Ama şimdi sporda ve futbolda yaşanılan her problemde, açmazda, çirkinlikte ve tıkanmışlıkta bir kumpas aramak işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.

Mesele spora ve futbola siyasilerin ve siyasetin bulaşması meselesidir.

İlgisiz onlarca adamının federasyon bünyesine ve ilgili birimlere yerleştiren söz konusu fetö’nün bu yapılanmasının geçmişini ve kökenlerini esasen, 1980 sonrası darbe dönemleri ve özellikle Anavatan partisi iktidarları süresince "serbest piyasa" ile futbol ilişkisinin keşfedilmesinde aramak gerekir.

Futbolu sözde devletin/kamunun otoritesinden kurtararak, özgürleştirecek! Anlayışın o dönemki emperyalistlerin yarı sömürge ülke olma taşeronluğunu ANAP ve onun kaptanı Turgut Özel “Özerk Futbol Federasyonu” kararı ile yapmıştı.

Amaç elbette futbolun özgürleşmesi, daha da geliştirilmesi değildi. Amaç futbolun ticarileştirilmesi, futbolda dönen büyük paranın büyük sermaye ile buluşmasını sağlamaktı.

Özerk Futbol Federasyonlu yılları, Ulusoylu saha şovlarını, federasyon seçimleri için delege pazarlıklarını ve çeteleşmenin geldiği boyutları o günleri yaşayanlar ve okuyanlar bilirler. Bu, işin o zamanki yani 1980 darbesi sonrası “Türkiye’nin küresel sermaye pazarı olarak kültürel bağlamda da yeniden dizayn edilmesi” ile ilgili yanıdır.

Bu gün itibariyle geldiğimiz son aşamada Futbolda yaşanan her türlü kirliliğin ticarileşen futbolu, kapitalist yönetim mekanizması ile dahi yönetmekten aciz, çekirge sürüsü gibi spora ve futbola dalan siyaset ve siyaset aktörleridir.

2003 yılından itibaren uzun süreli kalıcı bir biçimde el değiştirilmesi sağlanan iktidar ve bağlantılı uzantılarının siyaset-futbol ilişkisini yeniden tesis etmek istemişler ama ellerine ve yüzlerine bulaştırmışlardır. Kim kiminle ne yapıyor? Nasıl yapıyor? Belli değildir. Kurumsallık yerle bir edilmiş, ilkeler ve yaklaşımlar hiçe sayılmış, yerine yenisi ve daha iyisi koyulamadığı için tam bir sporda ve özellikle futbolda “kasaba kültürü” ile yönetilmeye başlanmıştır. Bugün asırlık spor kulüpleri Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanına referans vermeden konuşma yapmamaktadırlar. Son Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakası sonrasında ve tahkim kurulu kararı öncesinde iki kulüp başkanının açıklamaları ve siyasi otoriteyi çözümleyici ve “bir bilen” olarak adres gösterme ihtiyaçları futbol ve kulüp yönetiminin geldiği nokta açısından elem vericidir.


Bu konuda Türkiye’nin nasıl bir Türkiye olacağına ve futbolun nasıl bir futbol olduğuna ve olacağına ilişkin yaşayarak gördüğümüz onlarca veriye sahibiz. Şike davaları, Belediyesporlar furyası, Passolig meselesi, Federasyon seçimleri, Başakşehir Spor Kulübü modeli, liyakatsiz ve yetersiz spor yönetici kadroları, tasdik etme makamından ibaret bir federasyon işleyişi, “Klüpler Birliği” denilen, futbolu ticari açıdan daha tekelci hale nasıl getirebilirim diye düşünmekten ibaret kurumlar, gelişmeler ve uygulamalar futbolda gelinen çözümsüzlüğün ve köylüleştirmenin nedenleridir.

Sonuç olarak Fenerbahçeymiş, Beşiktaşmış, Galatasaraymış, Trabzonspormuş ve diğerleriymiş hiç fark etmiyor, sporu ve futbolu kirli emellerinize, ekonomik çıkarlarınıza yönelik kullanır ve özellikle siyasetin rantiye alanlarına çevirirseniz, o alanlardaki çiviler birgün birinize, öbürgün diğerinize batar.
Ama mesele passız çivilerin siz sözde spor ve futbol adamlarına batıp çıkması değil. Asıl mesele paslı çivilerin halka batması ve battığı yerden çıkmamasıdır.
Ne yazık ki o paslı çiviler spora-sporseverlere, futbola-futbolseverlere batmaktadır. Hem de defalarca ve uzun zamanlardan bu yana...
İşte bu yüzden Türkiye'de spor ve özellikle futbol, başta siyasetin ve siyasilerin pis ve düzeysiz müdahaleleri sonucu (paslı çivileri yüzünden) uzun süredir tetanoz hastasıdır.
Tetanoz tedavi edilmezse ölümcül bir hastalıktır. Türkiye'de spor ve futbol tetanoz hastasıdır ve tedavi edilmezse ölecek durumdadır.

Bu yazı sendika62.org sitesinde yayınlanmıştır.
Bkz; http://sendika62.org/2018/04/olayli-kumpasli-fenerbahce-besiktas-musabakasinin-dusundurdukleri-ismail-topkaya-489248/

Etiketler:

29 Nisan 2018 Pazar

BİR GALATASARAY-BEŞİKTAŞ DERBİSİ DAHA… AMA…...




29.04.2017 Pazar günü, kim bilir kaçıncı kez karşı karşıya gelecek (yazı yazılırken müsabakanın oynanmasına çok zaman vardı) iki tarihsel kulübün, iki tarihsel futbol takımının müsabakası bize bir kez daha gösterecek ki; Türkiye’de futbol bazı açılardan çok geriledi, kötüleşti ve çürüdü… 


İki tarihi futbol şahsiyeti üzerinden giderek ne demek istediğimizi somutlamaya çalışalım.
Beşiktaş kaptanı Hakkı Yeten (Baba Hakkı) ile Galatasaray'ın babası Gündüz Kılıç'ın sahip olduğu o babalık sıfatındaki erdem, spor ahlakı, dürüstlük ve ilkeli duruş hala devam ediyor mu? Etti mi? Edecek mi?


Elbette hayır...


Çünkü o zamanların babalık sıfatı insani bir kariyer aşamasıydı, öncelikle adil ve dürüst olmayı gerektiriyordu.

Şimdilerin baba'lığı ise reis olmaktan, racon kesmekten, mafyöz ilişkilerden ve güç gösterilerinden ibaret bir çürüme göstergesidir.


Bakınız iki örnek; Yıllar, yıllar önce Beşiktaş kaptanı Baba Hakkı (Hakkı Yeten), Beşiktaş galibiyeti ile biten bir Fenerbahçe maçının sonunda Fenerbahçeli sporcuların çok üzüldüklerini görünce; “Beyler mağlup olduğunuz için üzülmeyin, çünkü yenildiğiniz takım halkın içinden geliyor”... Derken üzülen halkın çocuklarını ancak yine halkın çocuklarının teselli edebileceğinin ve kardeşliğin muhteşem bir örneğini sergilemişti...


O zamanlar bu takımlar Halkın takımlarıydı çünkü... Halk için var olan takımlardı... Halk ile ilişkileri meta ve tüketici ilişkisine dayanmıyordu. Şimdi artık öyle değil. Taraftar ya tüketen ve tüketmek için para ödemesi gereken müşteri ya da fanatik ve lumpen taraftar grupları.. Elbette bazı grupları imtina ederek söylüyoruz bunları.. Ama genel olarak durum bu…

Peki, Baba Gündüz kendi takımı Galatasaray için nasıl bir tanımlama yapmıştı dersiniz?
İşte şöyle; “Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine âşık birbirlerini seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır”... Nasıl?


Şimdi böyle kaptanlar var mı?
Böyle "babalar" var mı?
Şimdi böyle insanların top oynadığı ve başkanlık yaptığı kulüpler var mı?


Ticarileşen futbola elbette beraberinde bir çok iyi şeyi getirirken birçok güzel şeyi de yok etti. Ama her şeyi ticari futbola bağlamak da kolaycı bir yaklaşım oldu sanki...


Galiba futbolun ticarileşirken çekirge sürüsü gibi spora ve kulüplere ve ilgili kurumlara dadanan kasabalı dolandırıcı tüccarlar ile onlara çanak tutan ve birlikte iş tutan siyasilerin bu işe soyunmalarının bir sonucu ortaya çıkan "kasaba spor kulübü" zihniyeti bizi sporda ve futbolda buraya taşıdı..


Sonuçta futbolda geldiğimiz yer paranın egemenlik savaşında fetö'ler, reisler sarmalında gücü gücü yetene kaotik bir spor düzeni oldu...

Futbolda bir şeyleri değiştirmek ve geliştirmek istiyorsanız öncelikle futbol düzeniniz kaliteli, futbol kaliteniz de düzenli olmak zorundadır.

Bu yazı indigo dergsinde yayınlanmıştır. Bkz;
https://indigodergisi.com/2018/04/galatasaray-besiktas-derbisi-baba-hakki-yeten-gunduz-kilic/


Etiketler: ,

27 Nisan 2018 Cuma

SEVDİĞİMİZ FUTBOL HANGİ FUTBOL


FUTBOLU ÖNCELİKLE BİR OYUN VE BİR EĞLENCE ARACI OLARAK GÖREN VE SEVENLERDEN MİYİZ?
YOKSA
ÖNÜMÜZE BELLİ BİR PARA KARŞILIĞI KOYULAN VE TÜKETMEMİZ İSTENENE TİCARİ FUTBOLUN MÜŞTERİLERİNDEN MİYİZ?
Yukarıdaki fotoğrafa bakıp içinizde, ruhunuzda, yüreğinizde bir şeyler hissediyorsanız, bu oyun ile ilgili olarak geçmişle hala duygusal bir bağlantı kurabiliyor ve futbolu doğal çayır kokusu, durmadan patlayan top ve "güneş batmasın, karanlık olmasın da biraz daha oynayalım" diye bir sevda olarak bir tutku olarak, size çok şey ifade ediyorsa,
Elbette günümüzdeki futbol anlayışını ve gereğini tamamen bırakın, o günlere dönün diyemeyiz ama en azından günümüzdeki futbola biraz "eleştirel" bakınız diyebiliriz.
Çünkü bu fotoğraf kirletilmemiş, onun bunun elinde hoyratça kullanılmamış, pis ve çürümüş bir zihniyetin rantiye aracı haline gelmemiş o güzelim ve temiz futbol'un fotoğrafıdır.
Bu fotoğrafa hissederek bakan her kişinin, bugün futbola ne kadar ihanet ediliyor olduğunu hissetmesi ve anlaması daha kolaydır.

Etiketler:

17 Nisan 2018 Salı

FUTBOL DÜZENİ, DÜZENİN FUTBOLU


Bize düşen futbolun ve sporun taraftarı olmak ve ona sahip çıkmaktır. Çünkü taraftar olmak önce öznenin yanında yer almak ve onu korumaktır
1. Herhangi bir takım tutmadan, herhangi bir kulüp taraftarı olmadan sevilen futbol, aslında futbolu tutmak ve futbolun taraftarı olmaktır.
Özellikle futbol okur-yazarlığı ve futbol üretimine katkı için tercih edilir bir özelliktir. Çünkü nesnelliği ve öznenin kendisine odaklanmayı sağlar.
2. Bir takım veya kulüp taraftarı olmadan futbolu sevmek onu gerçekten sevmektir.
Bu, duygusallıktan arındırılmış olmak demek değildir. Bu, taraf olma idealizmi ve fanatizmden uzak olmanın sağladığı bağımsız olabilme şansıdır aynı zamanda.
3. Taraftar olmayanın bertaraf olduğu veya böyle söylendiği bir düzende sadece futbolun tarafında yer almak en asil, en erdemli ve en mücadeleci taraftar olmak değilse başka nedir?
4. Ülkede ve dünyada takımlar ve kulüpler düzeyinde var edilen bir taraftarlık biçiminin bireyi ve toplumu tutsak alabildiği bir bağlılık ve aidiyet sanıldığı kadar romantik ve saygın olmayabilir. Ama olabilir de… Neden bağlı olduğunun ve niçin ait olduğunun akılcı ve haklı gerekçeleri olduğu sürece…
5. Durup dururken bir futbol hatırası nereden aklımıza geliveriyor bilmiyoruz! Ama geliyor işte…
80-81 yılları… Ankaragücü, Beşiktaş ve Fenerbahçe gibi takımları yenerek 13 maçlık serüvenin ardından Türkiye Kupası’nı kazanır. Lakin kupayı kazanan bu takım 1. Lig’den düşmüş bir takımdır. Olabilir. Ligden düşmüş bir takım da elbette Türkiye Kupası’nı kazanabilir. Ama bunu hissetmek için o yılları yaşamış olmak gerekir.
“Bir ülkenin futbol liginde bir başkent takımı olmaz mı?” gibi dâhiyane ve evrensel cümlelerin sarf edildiği yıllardır. Sonunda çözüm bulunur. Kenan Evren’in dönemin Spor Bakanı’na yaptığı baskıyla yeni bir yasa çıkartılır. Yasaya göre hangi takım Türkiye Kupası’nı kazanırsa, 1. Lig’de oynamaya hak kazanacaktır. Nitekim böyle olmuştur. Ankaragücü 1. Lig’in yolunu tutmuştur.
6. Geçmişimizde ve bugünümüzde futbol ve taraftarlık meselesinde, futbolun taraftarı olmanın çok ötesine geçen ve siyasi iklimin en kullanışlı araçlarından olan futbolun nasıl bir taraftar olunması ve yapılmasına ilişkin berbat diyebileceğimiz örnekleri de mevcuttur.
“İktidar ve futbol” ilişkisinde tarih boyunca kurulmuş ilişki “futbolun iktidarı” düzeyinde algılansa da altında ve arkasında bir şekilde “iktidarın futbolu”nu barındırır.
Örneğin bir liberal ve sözde bir demokrasi kalemşoru Hasan Cemal’in mecburen ve kerhen eleştirel ifadesiyle “Mussolini’nin Lazio’su, Franco’nun Real Madrid’i, Erdoğan’ın da Başakşehir’i…”
Son yıllarda herkeste bir şekilde farkındalık oluşturacak şekilde “başkanın takımları”, “başkanın artistleri”, “başkanın türkücü ve şarkıcıları” ortaya çıkan olgular anti-demokratik rejimlerin kendine has görüntüsünden başka bir şey değildir.
7. Başakşehir Spor Kulübü ilginç bir projedir. Proje dediysek yalan, dolan ve rantiye ile futbolun nasıl ilişkilendirilebildiğine dair “yeni düzen çıktısı” berbat ve olumsuz anlamda bir projedir Başakşehir. Büyükşehir Belediyesi’nin ve dolayısıyla halkın paraları ve mallarının peşkeş çekilerek, tüzel bir kişiliğe devredildiği ve halen de şirket ilişkileri ve marifetleri ile beslenmeye devam ettiği “toplumcu spor modeline” en aykırı otoriter rejim modeli ürünü bir spor yapısıdır Başaksehir Spor Kulübü ve futbol takımı…
Söz konusu kulüp ve takım, en son AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın partisinin Başakşehir Kongresi’nde “O tribünleri gençliğin doldurması lazım, buna var mıyız? Şampiyonluğa oynuyorsunuz” sözleri ile gündeme geldi.
Bizim dediğimiz de bu işte…
İktidar-spor ilişkilerinde ve siyaset-futbol ilişkilerinde en kötü süreçlerden birisini daha yaşıyoruz. Spor, iktidarın bir şekilde sürdürülebilmesinin aracı haline getirildiğinde, halkın ve özellikle emekçi sınıfların kendilerine ait olmaktan çıkar, paranın ve gücün aracı haline gelir.
Dolayısıyla bize düşen futbolun ve sporun taraftarı olmak ve ona sahip çıkmaktır. Çünkü taraftar olmak önce öznenin yanında yer almak ve onu korumaktır. Spora ve futbola biz halk adına sahip çıkmaz isek, sporu ve futbolu birer tüketici olarak tüketenler haline dönüşür ve gücün taraftarı olmayı seçersek önce sporu sonra tüm değerlerimizi yitirmek durumunda kalırız.
Kaynak;
http://sendika62.org/2018/04/kucuk-notlar-ile-spor-futbol-taraftarligi-ve-duzen-sporu-duzen-futbolu-karsitligi-ismail-topkaya-486893/

Etiketler: ,