Olaylı, kumpaslı! Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasının düşündürdükleri
Bu memlekette
bozulmayan, çürümeyen ve kokuşmayan bir şey kaldı mı ki; Sporumuz ve futbolumuz
bozulmamış, çürümemiş ve kokuşmamış olsun.
Lumpen taraftar
çatışmaları daha önce de olurdu. Taraftar hadsizliği, fanatizmi ve bunların
sosyal bir problem oluşuna dair yüzlerce vaka yaşanmıştır. Ama bunların hepsi
adi sokak çatışmaları, atışmaları ve benzeri polisiye vakalardı. Kabul
edilebilir anlamında değil ama olayların nedenselliği ve içeriği bağlamında
bilinir ve anlaşılır vakalardı.
Şimdi ve neredeyse özellikle
son 10 yıldır yaşadıklarımız başka bir şey...
Örneğin en son yaşanan
Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasından yaşananlar özelinde bakılsa, durumu
açıklamak için kullanılan tüm argümanlar üzerinden gidilse dahi, meselenin
nedenselliğini ortaya koymak için eksik kalan ve oturmayan bir şeyler var hep.
Müsabakada yaşananlara
Fenerbahçe'lilerin kendi cephesinden, Beşiktaş'lıların kendi açısından bakıp
değerlendirdikleri gibi olaylar bir kaç alana veya nedene bağlanarak, bir
haklılık veya suçlu olmama üzerinden savunma yapılarak açıklanabilecek bir şeyler
değildir.
Örneğin bir kumpastır
gidiyor. Fenerbahçe de Beşiktaş da kumpastan söz ediyor ama yetmiyor
Cumhurbaşkanı da kumpastan söz ediyor.
Evet, doğrudur bu ülkede
herkes herkese elinden geldiğince, gücü yettiğince kumpas yapar, pusu kurar. Ama
en büyük kumpas iktidar gücüne yerel, bölgesel ve ulusal anlamda sahip
olanlarca kurulan kumpaslardır. Pusular ise daha kumpasların feodal
ayaklarından sadece birisidir.
En son yaşadığımız iyice
ticarileştirilen futbol piyasasında dönen paranın kokusunu alıp ilgili
birimlerde örgütlenen fetö kumpaslarının ne olduğu ve nasıl gerçekleştirildiği
herkesin malumu.
Ama şimdi sporda ve
futbolda yaşanılan her problemde, açmazda, çirkinlikte ve tıkanmışlıkta bir
kumpas aramak işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.
Mesele spora ve futbola
siyasilerin ve siyasetin bulaşması meselesidir.
İlgisiz onlarca adamının
federasyon bünyesine ve ilgili birimlere yerleştiren söz konusu fetö’nün bu
yapılanmasının geçmişini ve kökenlerini esasen, 1980 sonrası darbe dönemleri ve
özellikle Anavatan partisi iktidarları süresince "serbest piyasa" ile
futbol ilişkisinin keşfedilmesinde aramak gerekir.
Futbolu sözde
devletin/kamunun otoritesinden kurtararak, özgürleştirecek! Anlayışın o dönemki
emperyalistlerin yarı sömürge ülke olma taşeronluğunu ANAP ve onun kaptanı
Turgut Özel “Özerk Futbol Federasyonu” kararı ile yapmıştı.
Amaç elbette futbolun
özgürleşmesi, daha da geliştirilmesi değildi. Amaç futbolun ticarileştirilmesi,
futbolda dönen büyük paranın büyük sermaye ile buluşmasını sağlamaktı.
Özerk Futbol
Federasyonlu yılları, Ulusoylu saha şovlarını, federasyon seçimleri için delege
pazarlıklarını ve çeteleşmenin geldiği boyutları o günleri yaşayanlar ve
okuyanlar bilirler. Bu, işin o zamanki yani 1980 darbesi sonrası “Türkiye’nin
küresel sermaye pazarı olarak kültürel bağlamda da yeniden dizayn edilmesi” ile
ilgili yanıdır.
Bu gün itibariyle
geldiğimiz son aşamada Futbolda yaşanan her türlü kirliliğin ticarileşen
futbolu, kapitalist yönetim mekanizması ile dahi yönetmekten aciz, çekirge
sürüsü gibi spora ve futbola dalan siyaset ve siyaset aktörleridir.
2003 yılından itibaren uzun
süreli kalıcı bir biçimde el değiştirilmesi sağlanan iktidar ve bağlantılı
uzantılarının siyaset-futbol ilişkisini yeniden tesis etmek istemişler ama
ellerine ve yüzlerine bulaştırmışlardır. Kim kiminle ne yapıyor? Nasıl yapıyor?
Belli değildir. Kurumsallık yerle bir edilmiş, ilkeler ve yaklaşımlar hiçe
sayılmış, yerine yenisi ve daha iyisi koyulamadığı için tam bir sporda ve
özellikle futbolda “kasaba kültürü” ile yönetilmeye başlanmıştır. Bugün asırlık
spor kulüpleri Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanına referans vermeden konuşma
yapmamaktadırlar. Son Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakası sonrasında ve tahkim
kurulu kararı öncesinde iki kulüp başkanının açıklamaları ve siyasi otoriteyi
çözümleyici ve “bir bilen” olarak adres gösterme ihtiyaçları futbol ve kulüp
yönetiminin geldiği nokta açısından elem vericidir.
Bu konuda Türkiye’nin
nasıl bir Türkiye olacağına ve futbolun nasıl bir futbol olduğuna ve olacağına
ilişkin yaşayarak gördüğümüz onlarca veriye sahibiz. Şike davaları,
Belediyesporlar furyası, Passolig meselesi, Federasyon seçimleri, Başakşehir
Spor Kulübü modeli, liyakatsiz ve yetersiz spor yönetici kadroları, tasdik etme
makamından ibaret bir federasyon işleyişi, “Klüpler Birliği” denilen, futbolu
ticari açıdan daha tekelci hale nasıl getirebilirim diye düşünmekten ibaret
kurumlar, gelişmeler ve uygulamalar futbolda gelinen çözümsüzlüğün ve
köylüleştirmenin nedenleridir.
Sonuç olarak Fenerbahçeymiş, Beşiktaşmış, Galatasaraymış,
Trabzonspormuş ve diğerleriymiş hiç fark etmiyor, sporu ve futbolu kirli
emellerinize, ekonomik çıkarlarınıza yönelik kullanır ve özellikle siyasetin
rantiye alanlarına çevirirseniz, o alanlardaki çiviler birgün birinize, öbürgün
diğerinize batar.
Ama mesele passız çivilerin siz sözde spor ve futbol adamlarına
batıp çıkması değil. Asıl mesele paslı çivilerin halka batması ve battığı
yerden çıkmamasıdır.
Ne yazık ki o paslı çiviler spora-sporseverlere, futbola-futbolseverlere
batmaktadır. Hem de defalarca ve uzun zamanlardan bu yana...
İşte bu yüzden Türkiye'de spor ve özellikle futbol, başta
siyasetin ve siyasilerin pis ve düzeysiz müdahaleleri sonucu (paslı çivileri
yüzünden) uzun süredir tetanoz hastasıdır.
Tetanoz tedavi edilmezse ölümcül bir hastalıktır. Türkiye'de
spor ve futbol tetanoz hastasıdır ve tedavi edilmezse ölecek durumdadır.
Bkz; http://sendika62.org/2018/04/olayli-kumpasli-fenerbahce-besiktas-musabakasinin-dusundurdukleri-ismail-topkaya-489248/
Etiketler: fenerbahçe beşiktaş kupa maçı


