31 Temmuz 2019 Çarşamba

Spor kulüpleri, marka olmak ve marka değeri üzerine

Marka olmak ve marka değerini yükseltmek yanıltıcı, ikiyüzlü ama bir o kadar da etkili kavramlardır.
Her şeyin endüstrileştiği ve ticarileştiği, değerlerin ve ilkelerin yerini “para ticaretinin” kurallarının aldığı ve daha da önemlisi üretmeden büyümenin mümkün kılındığı bir kavram setidir “marka” ve “marka değeri”.
Aslında uzun bir yazı konusudur. Şimdilik sadece iki konu açısından irdelemeye çalışalım.
Birincisi insanların markası olmaz. Dolayısıyla marka değeri de olmaz/olmamalı. Malların ve nesnelerin markası ve marka değerleri olur. İnsanlar ise mal değildir. Dolayısıyla insanların markası ve marka değerleri olamaz… Önemleri, değerleri, işlevleri, yararları olur. Düşünceler ve felsefeler de bu bağlamda marka değildir. İnsana özgü düşünsel ürünlerdir. Dolayısıyla önemli ve değerlidirler.
İkincisi marka ve marka değeri konusunu başka bir açıdan daha irdelemekte yarar var. Biliyorsunuz sporda ve özellikle futbolda en çok kullanılan yönetici ifadelerinden ve kavram setlerinden birisi de “marka olmak” ve “marka değerini yükseltmek” üzerinedir: Örneğin, “Kulübümüzün marka değerini yükseltmek için ne gerekiyorsa yapacağız” ve/ya “kulübümüzü uluslararası düzeyde marka yapacağız” gibi.
Buradaki marka ve marka değeri bilindiği üzere ulusal ve uluslararası düzeyde başarılı olmak ve dolayısıyla da görünür olmak, popüler olmak, tercih edilir hale gelmek ile ilgili olsa gerektir. Tabii bunun da pratik anlamda görüntüsü şampiyon olmak, ilgili turnuvalarda hep üst sıralarda yer almak ve dolayısıyla yayın hakları gelirleri başta olmak üzere ürün satışlarından, seyirci biletlerinden ve ilgili kurumun ödüllendirme ödeneklerinden daha fazla pay alarak kazanmayı sağlamaktır.
Nasıl olacak bu? İşte asıl problem, yalan ve aldatmaca da tam burada başlamaktadır. Marka olmak ve marka değerini arttırmak için iyi oyuncular satın alarak? Marka oyuncular transfer ederek marka takım ve marka kulüp haline gelerek. İlk bakışta doğru gibi geliyor. Evet ama bu durum gelir düzeyi, gider düzeyinden fazla takımlar için öyledir. Ya da sınırsız imkanlara sahip finans takım ve kulüpleri için söz konusu bir durumdur bu.
Marka olmak için satın alma yolunu seçenler, sadece transfere dayalı marka değeri yükseltme peşinde koşanların tüm hesapları ise şampiyon olunmadığında, şampiyonlar liginde yer alınmadığında çöker. Çünkü harcanan paralar kazanılan paralardan çok daha fazladır. Çünkü bir “markalı bir mal” haline getirdiğiniz takımınızı pazarlayamamış, dolayısıyla da “marka değerini yükseltememiş” olursunuz.

Başka türlüsü mümkün değil mi?

Yani marka ve marka değeri peşinde koşmak, eğer oyunun kurallarını bilmiyorsanız veya kendinize özgü modeller geliştirmeden, ticari futbol modasına ve onun gereklerine uyarak gerçekleştirilen sözde yatırımlar sizi iflaslara götürür. Oysa marka olmak ve marka değerini yükseltmenin başka yolları da vardır. Üstelik esas olan ise bir marka olmanın değil, onurlu, kişilikli ve becerikli bir kulüp ve takım olmanın peşinde olunmasıdır ki çok daha değerlidir. Örnek mi? Ticari futbolun tam ortasında yer alan birçok Avrupa kulübü ve takımı böyledir. Örneğin Ajax böyledir. Portekiz’in neredeyse bütün takımları böyledir. Barcelona bu anlamda karma bir modeldir. İngiliz takımları City ve Chelsea hariç yine karma modeldir.
Yani üreterek, geliştirerek ve gerektiğinde destekleyerek “marka” model peşinde olan ve bunu başarmış kulüplerdir…
Geliştirmeden, üretmeden, yetiştirmeden, uzun erimli yatırımlar yapmadan ve spor modelinizi çocuklardan en tepedeki yarışmacı profesyonellere kadar bütüncül bir temelde inşa etmeden “marka” olmak peşinde koşmanın mümkünü olmadığı gibi gereği de yoktur. Çünkü mesele marka ve marka değeri meselesinden çok daha başka bir şeydir. O başka şey sporu bir oyun ve amacı insan ve kendisi olan bir eylem görmek ideolojisi ve modeli üzerinden görmek ve inşa etmektir.
Buna rağmen var olan koşullarda ve pratikte dahi var olmayı sadece kapitalizmin spor modeli olan “kulübün ve takımın marka değerini yükseltme” modelinin biricik formülünü salt ve özellikle dış transfere bağlı olarak yapılandırırsanız, eninde sonunda siyasal iktidarların önünde el pençe divan durur, taraftarlarınızın ceplerine çöker ve zengin yeni ortaklar ararsınız.

Etiketler: , , ,

19 Temmuz 2019 Cuma

YENİ ORDUSPOR’UN KARARI BİZE NELER SÖYLÜYOR? VEYA NELER SÖYLEMESİ GEREKİR?



Önce aşağıda Yeni Ordusupor Kulübünün kamuoyu duyurusunu paylaşalım. Bu duyurudan hareketle, birkaç noktaya temas ederek bu karar aslında bize ne söylüyor veya neler söylemesi gerekiyor kısaca ona bakmaya çalışalım.

“Kamuoyuna duyurulur, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Dr. M.Hilmi Güler ile yaptığımız görüşme neticesinde Yeni Orduspor kulübü altyapı hocalarının Belediye bünyesinde zabıta, itfaiye vs. birimlerinde değerlendirileceğinden bahisle altyapı faaliyetlerimize son vermiş bulunuyoruz. Tüm altyapı futbolcularımızın, velilerimizin ve kamuoyunun bilgisine arz olunur” Yeni Orduspor Kulübü Başkanlığı.

Yeni Orduspor'un Kamuoyu Duyurusunu Nasıl Buldunuz?  Elem verici değil mi?
Türkiye futbolunun geleceği ipotek alına alınırken, bunun ilk emareleri tamamen teslim olmak, yani taşıma su ile değirmen taşı çevirmeye ilişkin altyapıların gözden çıkarılmasıdır.

Bu iş şuna benzer, "zaten fabrikalarınız verimli değil, onları kapatın biz size maliyetine o fabrikaların çıkardığı ürünü satalım. Hem masraflarınız azalır, hem de risk almamış olursunuz”... Arkasından “tarlalarınız ekmeyin. Çok pahalıya mal ediyorsunuz. Mazot, gübre ateş pahası. Zaten dış pazarınız da zayıf. Biz size daha ucuza tarım ürünleri satalım, hem daha ucuza yersiniz, hem de dolu, kuraklık, sel baskınları gibi afetlere karşı risk almamış olursunuz”... Keza hayvancılık da aynı şekilde...

Her açıdan geldiğimiz yer ve durum herkesin bilgisi dâhilinde ve oldukça acıklı. Yaşayarak öğreniyoruz. Aslında aynı şeydir. Burada bahsi geçen şey futbolcudur, atlettir, basketbolcudur... Yani sporcudur. Sporun ithalata dayalı sürdürülmesi yöntemidir. Bu tür yöntemler petrol zengini Araplar için olabilir... Ya da bu katma değeri yüksek veya niteliği düşün lakin sürümü yüksek ürün üreten ve çok satan Çin için de geçerli olabilir. Ama Türkiye için bu yöntem muhtaç duruma düşmek ve tamamen dışa bağımlılık demektir.
Türkiye'de üstyapı kulüplerinin birçoğu borç batağı içindeyken, iflas edenler ve kapananlar mevcut iken, spor kulüplerinin borçları devlet bankaları aracılığı yapılandırılırken, esasen kulüpler ipotek altına alınmış, hükumetin (siyasi iktidarın) güdümüne sokulmuştur.  Tüm bunları yeniden düzenlenen 6222 sayılı “sporda şiddeti önleme yasası” ile birlikte düşündüğümüzde, spor alanlarının ve özellikle statların mevcut siyasi iktidar için bir protesto ve eleştiri mekanları değil, alkış ve onay mekanları olmasının amaçlandığı daha açıktır.

Bu arada TFF'nun yeni başkanı "amaçlarının ve çalışmalarının Türk futbolunu düzlüğe çıkarmak" olduğunu ifade etmektedir. Tam da bu işlerin sonunda Karadeniz’den bir spor/futbol kulübü altyapısının kapattığını ilan etmiştir. Tutarlılık denilen şey ancak bu kadar olur.  

Araya girerek, sayın federasyon başkanının "Türk Futbolu" ile "Türkiye Futbolu" kavramları arasındaki farkı bilmediğinden eminiz ama illa ki dertleri ve amaçları gerçekten "Türk Futbolu" ise, bu anlamda işlerinin öncelikle "Türkiye Futbolu" olması gerektiğini belirtelim. Bunun için de yapılması gerekenin bir “Türkiye'de Futbolu” inşa etmeleri ve hiç bir ayrım yapmadan tüm coğrafyanın çocuklarına futbolu ulaştırmaları gerektiğinin altını çizelim… Çünkü “Türk Futbolu” demek için (işin etnik kavram eleştirisini saklı tutarak) öncelikle futbolda bir “ekol” oluşturmuş olmanız gerekmektedir. Ekol ise öyle istendiğinde oluşturulacak bir şey değildir. Kültürel temelleri de olan bir gelişim düzeyidir. Ekol için başlangıç olarak bir spor ve futbol düzeninizin, modelinizin ve işleyişinizin olması, daha sonra oynadığınız oyunun “kişilikli bir oyun” düzeyine ulaşması ve bir sonraki süreçte “kimliği olan bir oyun” veya “oyun kimliği” aşamalarını kat etmiş olmanız gerekir. Ekol (okul) olmak ise tüm bunların üzerine yerelliğinizin ve orijinalliğinizin evrensel boyutlarda kabul edilebilir ve sürdürülebilir olmasını gerekli kılar.     

Yeni Orduspor kararına dönersek; Altyapıları tamamen kapatmak ama kulüp olarak varlığını devam ettirmeyi sürdürmek... Nasıl olacak bu iş? İnanılır gibi değil... Dahası futbol ile ilgili altyapı birimini kapatmak ama futbolda şampiyonluğu amaç ve şiar edinerek yola devam etmek. Peki, nasıl olacak bu iş? Elbette transfer yaparak.. Yani taşıma su ile değirmen işleterek.

Bu arada Orduspor duyurusunda yer alan "Yeni Orduspor kulübü altyapı hocalarının Belediye bünyesinde zabıta , itfaiye vs. birimlerinde değerlendirileceği" şeklindeki haber ise, işin daha başka bir boyutu ile ilgilidir. Bu oradaki altyapı birimlerinde çalışan altyapı antrenörleri için mutluluk verici Çünkü en nihayetinde işlerin kaybetmeyecekler ve belki de kadrolu bir işte çalışma olanağı dahi elde edeceklerdir.

Tabi bu işin özelde Ordu B. Belediyesi ayağı da vardır. Ordu Belediyesi altyapı antrenörleri istihdam ederek ilk etapta çok iyi ve “hayırlı” bir iş yaparken, Ordusporun geleceği ve çocukların spor ve futbol ile buluşması yönünde bir karar verseydi daha yararlı ve “hayırlı” bir iş yapmaz mıydı? Örneğin Yeni Ordusupor ve Orduspor potansiyelinin birleşmesi sürecinde, üstyapı takımları hariç, Orduspor altyapı birimleri ile bir projede çerçevesinde çalışmış olsaydı çok daha iyi olmaz mıydı?

Yeni Ordusporun ve muhtemelen Ordu Büyükşehir belediyesinin de işin içinde olduğu bir karar ile yeniden yapığı kamuoyu açıklamasıyla antrenörlerin Belediye kadrosunda değil, kulübün profesyonel takım kadrolarında değerlendirileceği duyurusu ise pek “manidardır”..

Aslında çok ince bir detay gibi kalacak ama böylesi bir “altyapı antrenörlüğünün” bir meslek olarak "iflası", "bitişi", "yok oluşu" veya en azından zaten yeterine önemsenmeyen bir alan olan altyapı antrenörlüğünün “değersizleştirilmesinde” yeni bir tarih olarak nitelendirebiliriz.

Altyapı antrenörlüğü yaşamı idame ettirecek denli hakkı teslim edilen ve önemsenen, emeğinin karşılığı ücret olarak ödenen bir iş kolu olamamıştır Türkiye'de... İşte federasyonun o bahsettiği "Türkiye Futbolu" için yapacağı en önemli çalışmalarından birisi ve en öncelikli olanlardan birisi de "Türkiye Sporunun Altyapı Birimlerinde Çalışan Emekçilerin Özlük Hakları Düzenlemesi" ile ilgilidir. Bu bağlamda kulüplerin amatör ve altyapı birimlerinde çalışan altyapı antrenörlerinin ve "altyapı antrenörlüğü mesleki işkolu"nun her haliyle düzenlenmesi ve yasal prosedüre bağlanması Türkiye Sporunun geleceğine yapılan en büyük yatırımlardan birisi olacaktır. Asgari ücret ile çalışılan ve bu ikini iş ve hobi olarak yapan altyapı antrenörlüğü, her şeyden önce bir meslek alanı ve bir işkolu olmaktan uzaktır. Dahası Türkiye Sporunun uluslararası düzeyde gelişimini sürdürülebilir kılması bu tablo ile zaten mümkün değildir, olmadığı ve olamayacağı da görülmüştür...

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği (TÜFAD) ise, bu ve benzeri konularda federasyon ve siyasi iktidar ile ters düşecek herhangi bir değerlendirme içinde olmamış ve şu haliyle de olamayacaktır. Oysa bu derneğin kuruluş amaçlarından birincisi bu işin bir iş kolu ve ciddi bir mesleki alan olmasını sağlama mücadelesidir.  TÜFAD başkanı ve başkanlığı sürecine bir bakarsanız bu derneğin illerde kağıt üzerinde örgütlenmiş ama örgütlü bir dernek olarak sadece kendi seçimlerinde bir araya geldiği, mağdur antrenörler konusunda hiç bir işlevinin olmadığı bir yapı olduğu anlaşılır. Oysa bu ülkenin antrenörleri sayıları 5-10 kişiden oluşan bir antrenör klanlığından ibaret değildir.

Her neyse... Yeni Orduspor’un altyapı birimini kapatması kararı, oradaki kişi veya birkaç kişinin üzerinde durmayı dahi gerektirmeyecek abuk-subuk bir kararı olduğu kadar, Türkiye’de futbolun yönetsel ve ekonomik anlamda çöküşüne ilave edilmesi gereken yeni bir göstergedir. Bundan böyle Türkiye futbolunu daha kötü günler beklemektedir. Üstyapısıyla ve altyapısıyla uzun zamandır çıkmazda olan Türkiye Sporu ve özellikle futbolu, daha çözümsüz ve daha olumsuz bir döneme girmiştir.

Kaynak: http://sendika63.org/2019/07/yeni-ordusporun-karari-bize-neler-soyluyor-veya-neler-soylemelidir-555286/?fbclid=IwAR3jEf1CptQWeIp69gE82zMNiWTQqrKFQLyfufCWQMXF12tngGeTL3v0ZJU

Etiketler: , ,

16 Temmuz 2019 Salı

ALTYAPILARA İLİŞKİN MALİ BİR MODEL ÖNERİSİ



"Türk futbolunun geleceği için çalışmalara başladık" diyebilmek için, "amacımız Türk futbolunu geliştirmek ve düzlüğe çıkarmak" diyebilmek için, gündelik ve kısa süreçli çözüm ve yararcı uygulama ve politikalardan vazgeçmek gerektiği açıktır.  Örneğin gerçekçi ve kalıcı bir çözüm için işe başlanması gereken yer ve yol şu olabilir ve olmalıdır.

Türkiye futbolunu kurtarmak için transfer kısıtlaması yapmak veya yabancı oyuncu yasağı veya sınırlaması gibi yaklaşımlar çözüm değil diyenlere katılıyoruz. Ama yabancı oyunculara ve sadece transfer politikalarına bağlı olarak götürülen futbol da çözüm değil diyoruz. Bu bağlamda, "ülke futbolunun gelişiminde altyapıların mali modeli" konusunda bir model öneriyoruz.

1. Tüm kulüpler transfer ettikleri "yabancı oyuncu" başına ödediği ve ödeyecekleri paranın %3'ü, 5'i veya 10' u oranında kendi kulüplerinin altyapı bütçelerine para aktarsınlar (oran tartışılabilir).
2. Yabancı oyuncu sayısı arttıkça, altyapılara ve altyapı bütçelerine aktarılacak tutar belli düzeylerde arttırılsın.
3. Bu paralar sadece altyapı oyuncularının sağlıklı yaşamı ve gelişim giderleri, tesis yatırımları, antrenörlerinin özlük hakları, diğer gelişim projelerine ayrılsın...
4. Bu paraların söz konusu amaçlar dışında kullanılmayacağı yasal ve hukuki prosedüre bağlansın. Ve bu harcamalar o yılın altyapı bütçe kalemine yönelik olarak mutlaka harcansın, kamu ve ilgili federasyon denetimine açık olarak, yılın sonunda kamuoyu ile paylaşılsın. O yıl altyapı için bitirilemeyen meblağlar, sonraki yılın altyapı bütçesine aktarılsın...
5. Altyapı bütçeleri ayrı ve özerk olsun. Altyapı bütçelerine yayın hakları başta olmak üzere, diğer gelir kalemlerinden belli oranlarda pay ayrılarak bütçeye belgeli olarak aktarılsın.

Ne kadar çok yabancı oyuncu transfer edersen, altyapılarına o kadar çok para yatırma zorunluluğu modeli, söz konusu kulüplerin ilk 5 yılda dönüşümüne, ilk 10 yılsonunda tamamen değişimine yol açacak kadar etki yaratacak bir modeldir.

Sonuçta kulüplerin ve Türkiye futbolunun sorunu "borç" değil midir? Bu borcun nedeni de genel olarak dış transfer harcamaları değil midir?
İlk etapta değil ama ilerleyen süreçte bu derdin çözümü önerdiğimiz veya benzer türde modellerin hayata geçirmesinden başka çözümü yoktur.

Elbette kabaca ve çerçeve olarak sunulmuş ve detaylara girilmemiş bir modeldir. Modelin gerekçesi yabancı oyuncuyla devam etmek ve bu şekilde başarı peşinde koşan "zengin ve ayrıcalıklı" kulüplerin Türkiye futboluna bu yönüyle de katkı vermelerini sağlamak, uzun vadede kendi geleceklerine yatırım yapmalarına neden olmak ve özkaynak yaklaşımı ile devam eden kulüpleri bu ödemeden ayrı tutarak bir anlamda ödüllendirmek.

TFF ve Kulüpler Birliği, eğer gerçekten Türkiye Futbolu ve Türkiye Futbolunun geleceği ile ilgili kaygı duyan ve amaçları olan bir düşüne ve anlayışı içindeyse işe başlayacakları yer Türkiye'nin çalışkan, akıllı, üretken, yaratıcı ve özellikli Antrenör ve Futbolcularına sunulan fırsat ve imkanlar arttırmak ve kendi özüne dönmeyi sağlamaktır.

Bu ve benzer proje ve modelleri uygulamaya koymaları, üzerinde düşünmeleri bize şunu gösterir; Üstyapı dediğimiz şey, yani Futbolun yönetimi altyapı dediğimiz şeyi, yani futbol özkaynaklarını ve geleceğine yatırım yapmakta kararlı ve samimi...
Aksi ise yani, bu ve benzer modelleri hayata geçirmeyen bir üst tapının amacı sadece "Sömüren Futbol İşleyişi" ve "İşbirlikçi Futbol Düzenidir"

Çünkü sorunsuz kulüpler ve sorunsuz bir Türkiye futbolunda "kurtarıcılara" gerek yoktur. Sorunu ve çözümü uzaklarda aramanın anlamı da yoktur.  Sorunun asıl kaynağı bağımlı ve üretmeyen ve işlevsiz ve siyaset ve siyasal iktidarlar hemhal olmuş, tüccar yöneticilerin elinde savrulmuş spor ve özellikle futbol düzenidir.

Kaynak: https://indigodergisi.com/2019/07/sporda-ve-ozellikle-futbolda-altyapilara-iliskin-mali-model-onerisi/

Etiketler:

Hastalıklı bir sektör haline gelen “futbolda altyapı seçmeleri” üzerine

Bir ülke eğer spora/futbola yatırım yapacaksa işi, tesadüflere ve başıboş ilişki ve süreçlere bırakamaz. Kontrol, yönetim, organizasyon ilgili birim ve kurumun yerel örgütlenmeler eliyle sürekli yönettiği bir planlama ve süreç olmalıdır
Bir ülkede ve toplumsal yapıda bazı şeyler kontrolün dışına çıktığı zaman orada kural, ilke, yasa ve etik değerler kaybolur.
Bir ülkede futbol gelişimi, organizasyonu ve denetimi tüm ayrıntıları ile o ülkenin “futbol yönetimi” ile ilgili kurum ve birimlerinin tasarrufunda olmalıdır. Kurallar ve ilkeler herkese eşitçe uygulanmalı ve denetlenmelidir. Dahası bir ülkenin genç futbol kuşaklarının geleceği ve yönetimi asla ülke futbol yönetiminin ilgisi dışında, kontrolsüz bir alan haline gelmemelidir.
Örneğin İzlanda, Almanya, İngiltere, Portekiz, Hollanda, Belçika veya herhangi bir spor ve futbol ülkesinde, o ülkenin çocuklarının futbol ile ilgili geleceklerinin, o ülkenin federasyonlarının bilgisi ve ilgisi dışında yürüdüğünü düşünebilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey?
Çocukların spor ve futbol gelecekleri asla birilerinin keyfine ve tercihine bırakılmaz. Serbest piyasa ve güya “hür girişimcilik” herkesin kontrol dışında, istediği gibi at koşturduğu ve gelir sağlamak için sporu ve futbolu bir gelir sağlama aracı olarak kullandığı bir yapı olmasa gerek. Ya da serbest piyasa denilen şey buysa, yerin dibine batsın böyle spor girişimciliği…
Bir ülke eğer spora/futbola yatırım yapacaksa işi, tesadüflere ve başıboş ilişki ve süreçlere bırakamaz. Kontrol, yönetim, organizasyon ilgili birim ve kurumun yerel örgütlenmeler eliyle sürekli yönettiği bir planlama ve süreç olmalıdır.
Bu ülke aşağıdaki birkaç örneğini sunduğumuz gidişat devam ettiği ve edilmesine izin verildiği sürece asla bir spor ve futbol ülkesi olamaz. Futbolun ülkesi olur. O da futbolun pazar ülkesi olmak demektir. Mevcut durum da öyledir zaten.

Bir ebeveyn isyanı

Bakınız adının yazılmasını istemeyen bir veli, futbol ile ilgili bir eğitim sayfasına feryadını nasıl ifade etmiş;
Benim oğlum amatör spor kulübünde 4 yıl futbol oynadı ve birtakım seçmelere gittik. X kulüp, seçmelerine gittiğimizde “Tamam bu çocuk bizde oynayabilir” dedi. Fakat benden yüklü miktarda para talebinde bulundular. Ben asgari ücretle çalışan bir insanım. Demek istediğim bizim evlatlarımızın futbolcu olabilmesi için illaki varlıklı ailemi olmamız gerekiyor? Bunun dışında oğlumun oynadığı amatör kulüp “İstediğiniz seçmelere gidebilirsiniz, bu çocuk bizim evladımızdır” dedi ve PTT. 1. Lig ekiplerinden birisi beğendi ve lisansını getirmemi istedi. Lisansı istediğimde ise amatör kulüp benden 3000 TL istedi. Çaresiz kredi çektim ve lisansı aldım.
Spor camiası çok acımasız ve başıboş bir durumda hocam. Mevcut kulübü, bana “Senin oğlun burada harcanmasın, daha iyi yerlerde denemelisin” dedi. Fakat seçmelere gitmek istiyoruz, hepsi para istiyor. Şimdi ben yoksul bir aile isem evladım yok olup gitsin mi? Hocam bana bir yol gösterin, Allah rızası için. Pazar günü X kulüp seçmeleri var ve onlar da 150 TL istiyorlar. Bu gidişata dur demek lazım.

Bir başka ebeveyn çığlığı

Yine adının verilmesini istemeyen başka bir baba, çocuğu ile ilgili sözde “yetenek seçimi” adı altında yapılan uygulamaları ve yaşadıklarını yazmış:
En büyük istismarlardan birisi de büyük takımların futbol okullarıyla ilgili gerçekleşiyor. 5 yıldızlı otellerde yapılan 1., 2. ve beğenilirse takımla antrenmana çıkarılacağı söylenen 3. seçmelerde gerçekleşmektedir. Örneğin 1. ve 2. seçmeyi kazanan oğlumu, takımla antrenmana çıkacağı 3. seçmeye çağrılıp, arkasından yine 2. seçmeye soktular. Ama daha da ilginci, kendi yaş grubunun takımı tesislerde antrenman yaparken, sözde bu seçmeye çağrılan çocukların 4 dakika boyunca kaleye geçirilmeleri oldu. Asıl sömürü buralarda oluyor.
Taşralarda futbol okullarını ayakta tutmak için Süper Lig takımlarının adıyla kurulmuş bazı futbol okulları “Sizi davet ediyoruz” deyip, insanları boş yere umutlandırıyorlar. Samimiyetsiz seçmeler gerçekleştiriyorlar. Çoğunda yetenek seçimi falan yapılmıyor. Gerçek bir araştırma yapılsa, söz konusu bu futbol okullarından, bu yolla altyapılara kazandırılmış hiçbir çocuk olmadığı görülür.
Evet, bu bir modadır. Ama sadece moda değildir. Üstelik bizim modaya değil, modellere ihtiyacımız vardır. Kulüpler ve federasyon, yani sporun üstyapı kurumları iyi bir şeyler yapmak istiyorlarsa buradan çağrımız ve önerimizdir; “Yerel Altyapı Kulüpleri Modelini” ve “Yerel Altyapı Kulüpleri İşbirliği Modelini” hayata geçirmelidirler. Bu ve benzeri spor örgütlenmeleri iki amaç için önemli ve değerlidir.
Birincisi ve asıl olanı, her çocuğun ve gencin spor yapma hakkını ve ihtiyacını karşılamak. Öncelikle tüm coğrafyadaki çocukların spora ulaşmalarını sağlamak. İkincisi, üstyapıların hayatiyeti ve dar boğadan çıkılmasının yolu olan özellikli, gelişime açık ve yetenekli çocukları üstyapılara doğru örgütlenmiş daha özel uzmanlık eğitimleri alabilecekleri birimlere yönlendirilmelerinin sağlamak.
Bu, Türkiye sporunun her spor dalı için ihtiyaç duyduğu spor eğitimi modellerinden birisidir. İkincisi daha öznel bir durum olup, merkezi üstyapı kurumu olan federasyonların ve profesyonel kulüplerin, kendi altyapı birimlerine gelirlerinin en az %5’i ila 10’u arasındaki bir meblağın altyapı eğitim, gelişim ve tesis yatırımlar için kullanılmasının sağlanmasıdır.

Etiketler: