27 Kasım 2020 Cuma

"MARADONA'NIN ARDINDAN"



Kısa Maradona yazısına romantik bir futbol cümlesiyle başlayalım; "Maradona ölmüşse herkes ölür"... Daha fanatik bir taraftar empatisi yapmaya çalışarak söylersek "Maradona ölümlü müydü?"...

Elbette bütün insanlar ölümlüdür. Her ne kadar futbol fanatikleri, romantikleri ve hastaları için durum daha farklı yorumlansa da gerçek budur... O da geldi, oynadı ve gitti.

Gidenin arkasından kötü şeyler söylenmez. Ama gereksiz ve abartılı şeyler de söylemenin ve bunu zorlamanın gereği de yoktur.

Bizim için iki Maradona vardır. Birincisi muhteşem futbolcu/topçu/oyuncu Maradona... Ve ikincisi, geçmişini mirasyedi gibi harcayan, özel yaşamındaki olumsuzlukları hayatının önemli parçası kılan, uyuşturucu kullanan, dengesiz beslenen, ayrıcalıklı olma peşinde popülerlik düşkünü bir Maradona.

Biz de herkes gibi birincisinin hastası ve müptelasıyız. Top ile raks edişinin, topa hükmedişinin ve ustalığının hastasıyız! Motor becerilerin futbola ilişkin olağanüstü mükemmellikte transfer edilişinin ve özgünlüğünün müptelasıyız.

Ondan ve bir sporcu ve futbolcu olarak yaşamından çıkarılacak çok ders var. Çünkü ders gibi bir insandı. Olumlu ve olumsuz pek çok ders çıkarılabilir ve çıkarılmalıdır da. Geldi, kendine biçilen rolleri oynadı ve çoğunu reddetti, kendine yeniden roller yazdı, onları oynadı ve gitti.

Maradona'nın ardından yapılan ilk yorumların futbol ile ilgili olanlarının hepsine katılmak mümkün... Çünkü futbola dair ne söylenirse ona uyar. Lakin Sosyalist bir futbolcu oluşuna dair öyle notlar var ki, insan okudukça. “Marodana meğer bu muymuş” diye düşünmeden edemiyor insan. Bu tür ilişkilendirmeler ve anekdotlar onu daha önemli ve değerli bir futbolcu kılmayacağı gibi, Sosyalist düşünceyi de daha değerli ve önemli kılmayacaktır kuşkusuz.

Fidel Castro ile görüşmüş olması, bedeninde Che dövmesi taşıması onu Küba sever, Fidel sever ve Che hayranı yapabilir. Başka bir kişi veya başka bir kişilik yapmaz. Yapmadığını tüm yaşamı boyunca gördük.

Sonuçta O bir Sokrates değil.. Evet Sokrates’ten çok üstün bir futbolcu. Ama asla bir Sokrates değil... Bu anlamda bir Metin Kurt da değil. Olması için hayatının en azından bir bölümünde toplumcu mücadelenin bir yerlerinde olması gerekirdi. Saygınlığının en tepe noktasında olduğu futbolun küresel ölçekte nasıl bir sömürü ve tahakküm aracı haline dönüştürülmüş olması karşısında, daha farklı bazı tutum ve davranışlar alması, bu tür ilişkilendirmeleri yakıştırma olmaktan çıkarabilirdi. Vatikan ile ilgili söyledikleri alıntılanarak din eleştirisi yaptığına dair bazı ifadeleri referans verilerek yapılan yakıştırmalar ise olan değil olması gereken Maradona isteğinin ve arzusunun bir tezahürü olsa gerek. Kulaklarında ve boynunda yıllardır hiç çıkarmadığı İsa'ları ve haçlı takıları onu din üzerinden eşitsizlik ve adalet eleştiri yapacak bilinçten alıkoymaz elbette ama ne yazık ki, o da sadece insani bir reaksiyon, anlık bir ifadedir.

Dememiz o ki; Olağanüstü meziyetleri olan bir futbolcuydu.. Bırakalım öyle kalsın. Bir kişiye olduğundan başka değerler atfetmek ne onu, ne de atfedilen şeyleri daha önemli ve değerli kılmıyor.

O, ona verilen yetileri yeteneğe çevirmede, yeteneğini futbola ilişkin beceriye dönüştürmede irdelenmesi, incelenmesi ve yad edilmesi gereken bir “futbol oyunculuğu” dahisidir...


https://sendika.org/2020/11/maradonanin-ardindan-602268/

 

Etiketler: ,

21 Kasım 2020 Cumartesi

Endüstriyel futbol: Kurgulanmış piyasa futbolu

 

Futbol, daha çok kulüpler üzerinden yarışma ve kazanmaya yönelik ticarete, oradan da finans kapitalin (para ticareti sektörü) eline geçince ve endüstriyel bir şekle, işleyişe ve tüketime yönelik bir araç haline getirilince, ortada halkın ve sınıfın sporu falan kalmıyor.

Daha da kötüsü halk müşteri oluyor. Yayın hakları ve bahis şirketi sahipleri de müşteriye satılan malın, yani futbolun sahipleri. Kulüpler taşeron işletmeler ve tezgâhtar; oyuncular paralı askerler; menajerler, futbol yazarları, TV yorumcuları ise sırasıyla asalaklar, tetikçiler, beslemeler ve değnekçiler şeklinde sıralanıyorlar.

Dolayısıyla futbolun, gerçekten sahibi olanlara ulaşması için, diğer bir ifade ile futbolun ve sporun işçilerin, emekçilerin, dar gelirlilerin futbolu olması için ulaşılabilir olması gerekir. Spor yapmak ise elbette başka bir şeydir. Yarışma ve/veya performans sporu halkın yapacağı değil, keyifle izleyeceği bir meslek alanıdır. Bu konuda halkın “sağlıklı ve mutlu bir yaşam” için sporun ve futbolun ulaşılabilir olması önem kazanırken, daha elit düzeyde bir meslek alanı olarak gerçekleştirilen spor ve futbol organizasyonlarına ise taraftar, izleyici olarak katılımlarının sağlanması oldukça değeridir. Bu aynı zamanda ekonomik düzene dair bir göstergedir.

Emekçi sınıfların ve halkın sporu izleme imkânlarına kavuşması için futbolu finans kapitalin elinden almak ve gerçek sahiplerine vermek gerekir. Ya da en azından emekçilerin sporu ve futbolu hiçbir para ödemeden eğlenme, mutlu olma, güzel zaman geçirme amaçlı izlemelerinin sağlanması gerekir.

Bir kulübün üyesi veya taraftarı veya sporun taraftarı olan herkes müsabakaları izleyebilme olanağına sahip olmalıdırlar. Bunun için yapay olarak şişirilmiş endüstriyel futbol piyasasının düzeltilmesi, futbol üzerinden kumar/ bahis sektörünün kaldırılması gerekir.

Sanılıyor ki, bu yayın gelirleri ve kumar/bahis gelir payları olmasa kulüpler ayakta duramaz. Yalandır… Tamamen yalandır. Kulüplerin şişirilmiş futbol pazarından ve piyasasından kurtulmalarının yolu bu pazarı ve piyasayı değiştirmektir. Kulüpleri değil.

Bu futbol pazarı ve piyasası kulüplerin başta transferler olmak üzere şişirilmiş harcama kalemleri oluşturmalarını özellikle sağlamakta ve yönlendirmektedir ki, kendilerine muhtaç olmaya devam etsinler.

Başka bir örnek ile ilişkilendirerek somutlamak gerekirse, yol demek, özel otomobil gereği ve ihtiyacı demektir. Otomobil ihtiyacı kredi, kredi banka, banka borç ve faiz demektir… Oysa yol bir tane değildir. Tren yolu vardır, deniz yolu vardır, toplu taşıma araçları vardır…

Şampiyon olmak, şampiyon oyuncu peşinde koşmak demek değildir. Ama yaratılan algı, yaratılan gereklilik koşulları böyle bir zorunluluğa neden olmaktadır. Şampiyon oyuncu para, para ise çoğu kez borç demektir. Borcu ödemek için haliyle yayın hakları sahibine ve bahis şirketleriyle işbirliği gerekir!!!

Öte yandan asıl öznemiz olan halkın bir futbol maçını seyretmek için kulüplerin bu kadar dolambaçlı yolları denemesine, yanlış işlere girmesine gerek dahi yoktur. Lakin her şeyi belirleyen sermayenin “para ticareti” yapmasını sağlayacak futbol kurgusundan/düzeninden ibarettir. Dolayısıyla düzeni değiştirmek gerekir. Kulüpler halkındır. Halkın olmalıdır. Sermayenin değil… Kulüplerin takımlarında rol alacak sporcular da, şişirilmiş piyasanın metalaştırılmış gladyatörleri değil, yaşadığı bölgenin, ilin, ilçenin, semtin kulübünde spor yapma olanağı ve fırsatı yakalamış çocuklar ve gençler olmalıdır.

Bakınız bu konuda ilişki kurulabilecek, daha yeni yaşadığımız somut bir örnek üzerinden devam edelim. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Nihat Özdemir: “Zaman konusunda kımıldayacak halimiz yok. Kulüplere, ‘Altyapıdan oyuncu alabilirsiniz’ dedik. Eğer 14 futbolcu ile sahaya çıkamıyorsanız hükmen yenilgi dışında yapacak bir şey kalmıyor.” TFF Başkanı farkındaysanız pandemi ve futbol ilişkisi üzerine konuşuyor ve diyor ki: Sahaya çıkacak ve oynayacaksınız…

Bu elbette onun kararı değil. O sadece bir uygulayıcı… Olması gereken dikte ediliyor, o da kurumsal gücünü kullanarak “virüs ve piyasa” denklemini kuruyor…

Yalnız bir konu daha var ki, çok önemli. Ne diyor TFF Başkanı; “Kulüplere ‘altyapıdan oyuncu alabilirsiniz’ dedik…” Yani, kulüpler altyapılardan istedikleri kadar ve istedikleri zaman takım kadrolarına oyuncu alabilirler.

Bu ilk okuyuşta sempatik ve ülke futbolu adına olumlu bir yaklaşım gibi duruyor. Çünkü ilk bakışta altyapıları önemli ve değerli kılacak gibi bir yaklaşım gibi görünüyor. Ama öyle değil, eğer öyle olsaydı; “Altyapıdan oyuncu alabilirsiniz” değil, takımlarınızın müsabaka kadroları hastalık nedeniyle eksik kalıyorsa “müsabaka isim listelerini altyapıdaki oyuncularınızla tamamlayarak müsabakaya çıkmak zorundasınız” şeklinde olmalıydı. Madem perdeyi kapatamıyor ve oyunun devamını tasarlıyorsunuz… Özetle bu sözde kararı kulüplere bir öneri şeklinde sunmak hatadır. Zaten kulüpler bu konuda defolu ve yanlış yönetilen kurumlar durumunda. TFF bunu şart koşabilecek yetkiye (!) sahip. Hiç olmazsa bu dönemde alınacak böyle bir karar ile altyapı oyuncularının (U17/19) alınan sıkı önlemler eşliğinde antrenman yapmaları sağlanır ve bu sayede gençler de antrenman yapma ve müsabaka oynama deneyimleri kazanarak Türkiye futbolu adına da yararlı bir başlangıç yapılmış olunurdu. Ama bilindiği üzere TFF karar almadan önce siyasi iktidarın gölge futbol yöneticilerinin, danışmanların ve futbolun sermaye grubu örgütü olan “Kulüpler Birliği”nin fikrini almak zorunda olduğu için, özgür ve bağımsız kararlar alamıyor.

Özetle, kapitalist spor ve futbol düzeni küresel boyutta öyle bir işliyor ki; bir yanda pandemide futbola devam etme kararı yayın şirketleri, bahis şirketleri gibi “para ticaretinin devamı” adına sürdürülürken, öte yanda bu koşullarda dahi piyasa futbolunun ve futbol piyasasının dengelerinin bozulmaması adına gençlere olanak ve fırsat vermekten kaçınılıyor. Kulüpleri tutsak alınmış, takımlarında lejyoner futbolcular ile doldurulmuş düzen her hâlükârda sürsün isteniyor. Para ve paranın iktidarı her şeyi kendisi için kurguluyor.

https://sendika.org/2020/11/endustriyel-futbol-kurgulanmis-piyasa-futbolu-601603/

Etiketler: ,