Almanya ve Türkiye Milli Takımını Çalıştıran "Teknik Direktör" Sayıları
Almanya ve
Türkiye Futbolunu Milli Takımı Üzerinden Bir Değerlendirme
Giriş
Devamlılık.... Sihirli sözcük bu olsa gerek. Ama devam etmek için, devam
edeceğiniz bir şeyleriniz olmalı... Yani diğer söylemle değerleri koruyarak
geliştirmek, gelişirken de korumak dediğimiz, kendine özgülüğe ulaşmak meselesi.
Bir teknik direktör yanına aldığı yardımcı teknik insanı sadece yardımcı prosedür
gereği veya işlerini kolaylaştırsın diye almaz. Onu geleceğe hazırlamak için
alır. Onu geliştirir, geliştirirken yetiştirir ve sonunda zamanı geldiğinde işi
ona teslim eder. Çünkü insanlar gelir geçer ama o işler ve o kurumlar devam
eder.
Almanya Örneği
Örneğin Sepp Heberger, olmasaydı Helmut Schön olur muydu?.... Olurdu belki
ama başka bir yerde ve başka bir Helmut Schön olurdu... Keza Schön olmasaydı
Derwall olur muydu? Elbette olurdu... Ama bildiğimiz, tanıdığımız bir Derwall
olmazdı...
Bu işler esasen böyledir. Hangi alan olursa olsun alaylı ve okullu
dediğimiz o işin hayata dair içinde olanlar için de, o işin okullu dediğimiz kuramsal gelişim ve
eğitiminde de böyledir. Böyle olduğu için de "Alman(ya) futbol ekolü"
diye bir şey vardır.
112 yıllık Almanya Futbol Milli Takım Teknik Direktörler serüvenine
baktığımızda YDFB Komitesi (1908-1927), Nerz (1928-1936), Herberger
(1936-1964), Schön (1964-1978), Derwall (1978-1984), Beckenbauer (1984-1990),
Vogts (1990-1998), Ribbeck (1998-2000), Völler (2000-2004), Klinsmann
(2004-2006), Löw (2006- .....) süreçlerini görmekteyiz... Böylece ilk
varacağımız sonuçlardan birisi bu işin kişi çalışan ve sorumluluk alan
anlamlarında nasıl yürümesi gerektiğine dair olsa gerektir. Ki buna rağmen
Ribbeck, Völler ve Klinsman dönemlerini bu tarihi yolculuk açısından tartışmalı
kısa dönemler olarak değerlendirmek mümkündür. Nitekim Almanya futbolunu takip
edenler bileceklerdir, bu 6 yıllık süreç biraz da endüstriyel futbolun
yarattığı dönüşümler ile de ilgili olsa gerek bir duraklama veya hazır olanı kullanarak
tüketme yıllarıdır.
Özetle demeye çalıştığımız esas olgu, her bir teknik direktör bir öncekinin
devamı, bir sonrakinin öncülüdür. Üzerine koyarak ve ekleyerek devam ederler.
Gelişim ve gelişimin sürekliliği bu şekilde sağlanabilir. Bugün Almanya teknik
direktörü Löw'ü futbol kültürü ve oyun yapısı olarak geriye doğru sarınız,
Herbergere kadar ulaşırsınız... Neden Herberger derseniz, Herberger, Schön ve
Derwal üçlüsü, bir ülkede üç neslin aynı futbol anlayışı inşa etmelerine dair sürece
ilişkin özel bir model teşkil
ederler. Özetle sistematik Almanya
futbolunun gelişerek ve farklılaşarak evrilmesinde bu 3 nesil devamlılığı,
Alman(ya) futbolunun kalıcı "teknik inşa sürecidir"....
Türkiye Örneği
Şimdi gelelim ülkemize. Ülkemizde durum tam tersidir. Hatta başka ülkeler
ile kıyaslanamayacak ölçüde bir teknik direktör sirkülasyonu söz konusudur.
Üstelik hiç birisi bir ekolün veya modelin birbiri ile ilişkili insanları
değillerdir. Türkiye futbolunda milli takımlar olsun, kulüpler olsun, 3
nesillik bir futbol inşa süreci devamlılığı söz konusu değildir. Ülkemizde
1923'den itibaren (tff’nin uefa’ya kabulü ile) resmi olarak başlayan 97 yıllık futbol
milli takım sürecindeki teknik direktör (aynı kişinin birden fazla gelmesi de
dahil), insanı hayretler içinde bırakacak kadar çoktur. 97 yıllık süreçte tam 58
kez teknik direktör değişimi yaşanmış bir milli takım ülkesiyiz (bkz:https://www.tff.org/Default.aspx?pageId=321).
İşin millik yönü elbette hiç önemli ve
tartışılması gereken bir konu değildir. Önemli olan ve tartışılması gereken
işin teknik boyutları, iş açısından ulaşılması gereken asıl hedeflere neden ve
niçin ulaşılamamış olduğu olmalıdır. Böylesi bir teknik direktör sirkülasyonunda,
teknik anlamda nasıl bir futbol oyun standardı yakalanabileceği, ekol adına
nasıl bir birikim sağlanabileceği, dahası sürdürülebilir bir modele nasıl
ulaşılabileceği ortadadır. Sonuç itibariyle geldiğimiz yer asla tesadüf
değildir. Bulunduğumuz konum ve düzey hak ettiğimiz yer ve düzeydir.
Türkiye Futbolunda gerek milli takım, gerekse kulüpler ölçeğinden olsun
teknik direktörlerin devamlılığı ve formasyonu bakımından kimin önceli ve
öncüsü, kim kimin takipçisi ve devamı olduğunu söylemek mümkün değildir. Örneğin
Gündüz Kılıç'ın yardımcısı, takipçisi veya geliştirerek devam ettireni kimdir?
Çoşkun Özarı olabilir mi? Elbette hayır. Bu anlamda akıllarda kalan bir Piontek
süreci vardır, o da yapması gerekenleri çoğunu gerçekleştiremediğini belirterek
ayrılmış, kimine göre yanında yardımcı teknik direktör olarak yerini Fatih
Terim onu devam ettirmiştir. Durum teknik anlamda ve futbol formasyonu
açısından bakıldığında hiç de böyle değildir. Fatih Terin o kısa süreçte
yapılanların meyvesini toplamış ve bir takım ilişkileri ve özel becerileri de
kalıcı olmayı başarmıştır. Lakin asıl olması gereken biçimde Türkiye Futbolu
adına stratejik bir model inşasını devam ettirmemiş veya ettirememiştir. Kulüpler
düzeyinde de bunu yakın tarihte Derwall ile bir ölçüde Galatasaray’da görür
gibi oluruz. Ama orada da aynı senaryo
Feldkamp süreci hariç yine Fatih Terim örneği ile yazılıp, oynanmış ve
sonlanmış gibidir.
Milli takımda olsun, kulüplerde olsun o kadar çok teknik direktör değişimi söz
konusudur ki, kim kimi ne düzeyde etkileyecek, geliştirecek ve yetiştirme
imkanı bulacaktır? Ya da kimin bir öncekinden öğrenme isteği ve zamanı
olacaktır? Ülkemizin karakteristik bir futbol inşa süreci için birbirlerini
geliştirerek yetiştiren ve bunu sürdüren 3 nesli saymak mümkün değildir. Son 30
yıla bakalım. Neredeyse 20 yılını fiili olarak teknik direktör olarak
geçirenlerin, başka hangi teknik direktörü ne düzeyde geliştirip yetiştirdikleri
ve yerlerini ona bıraktıkları herhangi bir örneğe rastlamak mümkün olamamıştır.
Ekol denilen şey, aynı zamanda aktarılarak biriktirilen, biriktirirken
üzerine ilave edilerek geliştirilen bir sürecin sonucu ortaya çıkan kendine
özgü ama evrensel bir “yapı” demektir. Türkiye’de işe başlanması gereken
yerlerden birisi de burasıdır. Bunun için hocaların aynı zamanda birer
"okul" niteliği taşıyor olmaları gerekir. Okul niteliği demek
öğretmeyi öğretebilen, farklı şeyler öğreten, öğrenen yardımcı teknik kadrolar
üzerinde öğreticilik etkisi yaratan teknik direktörler demektir. Hollanda'ya
Fransa'ya İngiltere'ye baktığımızda, eski Sovyetler örneğine baktığımızda, çoğu
gelişmiş Spor ve Futbol ülkelerine baktığımızda gördüğümüz şeylerden birisi de
budur.
Bazı
Çıkarımlar ve Sonsöz;
2. Almanya 112 yılda neden ve nasıl bir ulusal
futbol inşasını başardığının açıklaması yukarıdaki tabloda açıkça
görülmektedir. 112 yılı federasyon süreci de dâhil teknik direktör ayısına
bölseniz her teknik direktöre neredeyse 10 yılı aşan bir çalışma süreci düşer. Türkiye
örneğinde bu ortalama 1,5 yıldır. Bu durum spor ve futbol kulüpleri düzeyinde
de aynı şekilde işleyen bir yapıya sahiptir.
3. Türkiye'de 97 yılda birçok teknik direktör birden
fazla göreve gelmiştir. Bu dahi başlı başına önemli ve tartışmalı bir veridir.
Bir göreve aynı kişinin defalarca gelmesi demek, her şeyden önce orada işlerin
aktarım ve birikim ile ilgili bir sistematiğe oturtulmamış olmaması yanında, o
iş alanı ile ilgili farkı yönetişim ilişkilerinin ve gündelik siyasetin müdahil
olması anlamlarına gelecek göstergeler olarak değerlendirilmelidir.
4. Türkiye 97 yıllık milli futbol takımı sürecinde,
görev verdiği teknik direktör kimliklerine bakıldığında ilk yıllarda bir İngiliz
futbol anlayışının temellerini atıyor ve inşa ediyor gibi görünse de, ilerleyen
süreçte herhangi bir futbol oyun anlayışına karar verememiş, zamanın
gereklerine göre davranan ve sürekli bir savrulan bir görüntü sergiler
durumdadır.
5. Böyle bir işleyişte neyi, nasıl inşa edecek ve
devamlılık sağlayacaksınız? Öğreten bir teknik direktörü ve öğrenirken
öğretmeyi de öğrenen futbolcuyu nasıl yetiştirme imkânını nasıl bulacaksınız? O
nedenledir ki, özellikle futbolda evrensel düzeyde yetkin, donanımlı ve kabul
gören bir teknik adan nesli söz konusu değildir.
6. Koruyarak geliştirmek ve geliştirirken korumak
için elinizde bir futbolunuzun olması gerekir. Bunun için de kendi futbolunuzu
inşa etmelisiniz. Türkiye 97 yıldır UEFA’ya üye Federasyonu olan bir ülkedir. Ama
daha hala kendisine özgü veya kendi özelliklerini futboluna yansıtabilmiş bir
ülke değildir. Daha doğru tanımla, evrensel bir oyun olan futbola kendisine
özgü bir şeyler ekleyememiştir. Ama bakınız Almanya, eklemiştir ve ekol
olmuştur.
Devamlılık önemlidir. Ama devamlılık için devam
edeceğiniz kendinize ait bir şeyleriniz olması ve bunu sürdürebilecek bir
yönetişim modelinizin olması biricik ön koşuldur.
Kaynak: https://sendika63.org/2020/05/almanya-ve-turkiye-futbolunu-milli-takimlarini-calistiran-teknik-direktor-sayilari-uzerinden-degerlendirme-588797/
Kaynak: https://sendika63.org/2020/05/almanya-ve-turkiye-futbolunu-milli-takimlarini-calistiran-teknik-direktor-sayilari-uzerinden-degerlendirme-588797/
Etiketler: almanya milli takım teknik direktörleri, türkiye milli takım teknik direktörleri

