Türkiye'deki Futbol ve Futbolda Ekol 2
Türkiye'de
kulüpler ve doğal olarak Milli Takım düzeyinde oynanan futbolun "Türk
Futbolu" olarak nitelendirilebilecek bir kalitede olmadığı gerçeğini kabul
etmemiz gerekir.
Yazılı
ve görsel basında kullanılagelen "Türk Futbolu" nitelemesi daha çok
Türkiye'de oynanan futbol anlamında değerlendirilmeli ve algılanmalıdır. Aksi
durum sıkça kullanılan bu ifadenin bir futbol ekolüne sahip olduğumuz anlamına
gelir ki, doğru bir ifade olmadığı gibi kendimizi aldatan bir sonuca da neden
olabilir.
Türkiye'de
oynanan futbolun "Türk Futbolu" nitelemesini hak edecek yani bir ekol
olarak değerlendirilebilecek bir düzeye gelmesi için,
*
Uluslar arası platformlarda kabul gören ve kendine özgü bir futbol özelliğini
ortaya koyabilen
*
Ve bunu her zaman ve koşulda sürdürebilen düzeyde bir futbol kalitesine sahip
olması gerekir.
Bir
ülkede birçok konuda ekol olabilmenin temel koşulu taklit etmeden gelişmelerden
haberdar olmaktır. Bu futbolda da böyledir. Futbolu temel standartlarda ve
temel gereklerde başkaları gibi oynamak koşulunu yerine getirirken asla onlar
gibi oynamaya çalışmamak ekol olmanın felsefi ön koşuludur.
Alman
futbolunun disiplin ve sorumluluk ilkesi onların ekol olmasındaki en önemli
milli unsurudur. Ama Alman futbolu sadece disiplin ve sorumluluk duygusundan
ibaret değildir. Almanlar her şeyden önce evrensel futbolun teknik, taktik ve
kondisyonel tüm gereklerini yerine getirirlerken ulusal tipolojilerine ve
değerlerine uygun (sentezleyerek) ortaya özgün bir futbol anlayışı
koyabilmişlerdir.
Brezilya
olsun, Afrika ülkeleri olsun bugün ekol olarak nitelendirilen düzeyde futbol
oynayanların hepsi futbolu kendileri gibi oynayarak ama yerelde kalmayacak
kadar çalışarak başarmışlardır.
Bizim
ekolümüz aslında bellidir. Çünkü bizim değerlerimiz, tipololjimiz bellidir.
Bizde
hem ağır oyun, hem hızlı oyun, hem güce dayalı oyun hem de ritmik oynanan
oyunlar vardır.
İklim
açısından bakıldığında bizde güneşi de yağmuru da olan dört mevsim vardır.
Coğrafyamız
tek düze değil olağanüstü çeşitlilik arz eder. Düz arazimiz kadar engebeli
arazimiz de vardır.
Biz
hem çok sabırlı hem de tez canlıyızdır.
Tek
kale maçlar çocukluğumuzun olmazsa olmazlarındandır.
Üç
korner bir penaltı bizde, atan galip yine bizdedir.
Velhasıl
topla dans edenimizde vardır, top geçirip adam geçirmeyenimiz de...
Kafasına
top değmeden sezon boyunca oynayabilecek kadar vazgeçilmezlerimiz de vardır,
sadece kafası ile oynayıp sahada yürüyerek yıldız olanımız da...
İşte
tüm bunlar ve daha başkaları bizim "futbol ekolü" olma yolunda
yapılması gereken model arayışlarımıza malzeme olacak argümanlardır.
Bizim
olası futbol ekolümüz; ne tam liberal, ne de tam devletçi misali ne tam ferdi
ne de tam kolektif olabilir.
Bizim
olası futbol ekolümüz büyük bir olasılıkla savunması sağlam ve sade, orta
sahası kuvvetli, kalabalık ve karma yetenekli, forveti ise duruma göre bol
yedekli bir oyun anlayışını temel alan, bazen çok hızlı bazen çok sabırlı ama
gerektiğinde yaratıcı bir oyun anlayışını pek ala geliştirerek bir ekol
oluşturabilir. Tek eksiğimiz üretkenlik yani oyun içinde varyasyon
zenginliğidir ki, hıza ve baskı altında teknik öğretime dayalı alt yapı eğitimi
ile bu da çözümlenebilir.
Teşbihte
hata olmaz, bizim olası ekolümüz biraz İspanya biraz İtalya karışımıdır. Ama ne
İspanya'dır ne de İtalya.
Toplumsal
ve bireysel kültür yapımız, hayatı algılayışımızdaki kafa yapısı yani düşünsel,
sosyal ve duygusal özelliklerimiz yanında bedensel uygunluğumuz bizim Latin
veya orta ve kuzey Avrupa futbolu oynamamıza asla izin vermez.
Bundan
sonrası zaman işidir. Bundan sonrası temel eğitimdir. Karar verilen modele
uygun futbolcu yetiştirme bu işin başlangıcıdır. Ancak bu topyekûn bir
kalkışmayı gerektiren, popüler olma isteğinden uzak, tamamen insan yatırımına
dayalı ileri görüşlülükle gerçekleşebilecek bir devrimdir.
Bu
süreç için önemli unsur altyapı eğitmenleridir. Altyapı eğitmenliği üstyapıya
geçiş için kullanılan bir basamak olmaktan çıkarılmalıdır. Altyapı eğitmeni
olmak üstyapı çalıştırıcısı olmaktan daha zor ve daha değerli olmalıdır. Bu ise
altyapı eğitmenlerinin önemli ve değerli olmalarıyla mümkündür. Altyapı
eğitmenlerinin önemli olmaları onlara sağlanacak yetki sorumluluk ve maaş ile
ilgilidir. Altyapı eğitmenleri aynı zamanda değerli olmalıdırlar. Bu da onların
yeterliliği ve üretkenliği ile ilgilidir. Değerli olmayan hiç kimse önemli de
olmamalıdır.
Altyapı
eğitmenleri yeterliliği sadece teoriye dayalı kişilerden ya da futbolu bırakmış
eski profesyonellerden değil, öncelikle gelişim ve eğitim psikolojisini bilen
ve bunları kullanabilen kişilerden oluşmalıdır. Futbol temel eğitiminin
gerektirdiği bilgi beceri ile karar verilen modele uygun planlama ve
değerlendirme yeterliliği altyapı eğitimcilerinden aranan mesleki özellikler
olmalıdır.
Diğer
bir unsur da ülke futbolunun nüvelerini oluşturan kulüplerin söz konusu modele
uygun futbolu benimsemeye başlamalarıdır. Aksi takdirde sadece temel eğitime
dayalı süreç, futbol ekolü yaratmada istenilen sonucu doğurmayacaktır.
Futbol
ekolü milli takımlarda yaratılacak bir düzey değil milli takımlara yansıyacak
bir düzeydir. Futbol ekolü tabanın uygunluğu ve katılımına bağlı olarak, üst
yönetimin hedefe yönelik kararlılığı ve desteği ile yaratılabilecek bir emek
ürünüdür.
Her
geçen gün yitirilmekte olan zamandır. Çünkü futbolda ekol olmanın "gayrı
safi milli hâsıla" ile de çok fazla bir ilgisi yoktur. Türkiye'nin
futbolunu yönetenlerin öncelikle bir futbol ekolü olmayı istemeleri gerekir. Bunun
için gereken yönetim örgütlenmesini kullanarak bu örgütleri işin ehli, samimi
ve emekten yana hedefe odaklanmış vasıflı insanlar aracılığı ile harekete
geçirmek ikinci önemli adımdır.
Etiketler: Futbol, Futbolda Ekol


0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa