8 Kasım 2019 Cuma

HEZİMET DEĞİL DOĞAL SONUÇ




Mesele Galatasaray'ın 6 gol yediği bir müsabaka skor hezimetinden ibaret değildir. Mesele asıl olarak Türkiye futbolunun Avrupa'ya açılmak ve "marka olmak" için izlediği futbol yönetim anlayışının bir sonucudur. Eğer Galatasaray’ın Real Madrid takımına 6-0 yenilmesini illa ki “hezimet” olarak ifade etmek gerekecekse bu Galatasaray takımının değil, Türkiye Futbolunu yönetenlerin ve Türkiye’de hâkim kılmaya çalıştıkları futbol politikasının hezimetidir.

Unutmayınız, bir oyun kimliğiniz yoksa elbette bir oyun kişiliğiniz de olmayacaktır. Çünkü kimliksiz kişilik olmuyor, olamıyor. Bu gerçek hayata ilişkin insanlar, toplumlar, halklar, kurumlar için de böyledir, spor ve futbol için de böyledir.

Real Madrid maçını da içine alarak soralım; Nasıl bir oyun kimliği var Galatasaray'ın? Oyun kimliği dediğimiz bir oyun stili ve ekolünde ısrar ederek bir düzey yakalama bunu standart hale getirmeyi kast ediyoruz. Galatasaray futbolu diye bir oyun kimliğinden söz etmemizin mümkün olmadığı gerçeğini kabul etmeden, esas soruna teşhis koymak olası değildir. Dolayısıyla oyun kimliği olmayan bir akımın, "kişilikli oyun" dediğimiz herkesin ne yaptığını ve nasıl yapacağını bildiği ve bunu sahada uygulama yeterliliği sergilediği bir oyun ortaya çıkmaz. Nitekim çıkmıyor da. Bunun için istediğiniz kadar yabancı oyuncu transfer edin, hiçbir şey değişmez. Oyun kimliğiniz yoksa oyun kişiliğiniz de olmaz. Oyun kişiliğiniz yoksa herkes kendi bildiği gibi oynar ve ortaya sistematik bir takım oyunu çıkmaz.

İşte bu sorun ve hatta sorunsal sadece Galatasaray'ın değil, Türkiye’deki futbolun da sorunu ve hatta sorunsalıdır. Dolayısıyla 6-0'lık bir müsabaka sonucu, bir müsabaka hezimetinden ziyade, ulusal bir futbol anlayışının ve futbolda yönetsel yaklaşımın hezimetidir. Temennimiz bu vesile ile futbolda moda deyimiyle “marka” olmanın ve/veya Avrupa futbolunda belli düzeyde bir futbol kalitesine ulaşmanın yolunun pahalı ve çok sayıda yabancı oyuncu transfer etmek olmadığının anlaşılmaya başlanmasıdır.

Sorun teknik açıdan özellikle taktik formasyonu güçlü ve yeterli teknik adam ve oyunculara sahip olmak ile ilgilidir. Yabancı oyuncuların gelip senin oyununa adapte olmak zorunda kaldıkları bir futbol düzeyine ulaşmadan bu hayal kırıkları ve hezimetler bitmez. Ama bunun için senin kimlikli ve kişilikli bir oyun tarzına ulaşmış olman gerekir. Kişilikli oyun ise bunu sahada sistematik olarak uygulayabilme yeterliliğine ulaşmak demektir.
Şimdi kendimize soralım. Hangi kulübümüzün bu konuda yönetsel bir tutumu ve tavrı var? Hangi takımımız bu konuda ciddi bir mesafe almış durumdadır? Avrupa sınırlarımızın Edirne'den ötelere ulaşması için gündelik ve geçmişteki bazı görece başarılarımız asla bir ölçüt değildir ve olamaz. Ölçüt her yıl UEFA liglerinde yer alabilmek, belli düzeylere kadar yol alabilen takımlara sahip olmaktır. Bu ancak kendi futbolumuzu oynayarak ve bu futbolu evrensel düzeylere taşıyarak gerçekleşebilecek bir şeydir.

Uluslararası düzeyde önemli ve değerli takımlar kurmak çabası ve stratejisi yerine, uluslararası düzeyde önemli ve değerli oyuncular ve teknik adamlar yetiştirilmesini sağlamak ve bunun için gerekenleri yapmak gerekir. Bu kapılarını dışa kapatmak ve içe dönmek demek değildir. Bakınız hiçbir Avrupa üst düzey spor kulübü, takımlarının uluslararası olsun, kalitesinin olabilecek en tepeye çıkarsın diye tamamen yabancı oyunculardan oluşan bir takım peşinde değillerdir. İkincisi Avrupalı oyuncular zaten bir ülkenin değil bir kıtanın ve o kıta spor kültürünün beslediği ve şekillendirdiği oyunculardır. Yine gelişmiş ve uluslararası düzeyde kabul görmüş kulüpler, yönetemeyecekleri, kontrol edemeyecekleri ve bir oyun biçimini oynatamayacakları oyunculardan kurulu bir takım kurmaz veya oluşturmazlar. Üstelik çoğu oluşturdukları takımları taktik ve teknik açıdan yönetemeyecek teknik adamlara tahammül etmezler.

Eğer Türkiye’deki futbolu, “Türkiye Futbolu” düzeyine taşımak ve geliştirmek istiyor isek bunun ön koşulu, diğer alanlarda da olduğu gibi, sporda ve futbolda da kimliksiz ve kişiliksiz arayışlara ve uygulamalara son vermektir. Futbol fena halde hayata benzer. Futbolunuz neyse hayatınız da o’dur.


Etiketler: , ,

28 Eylül 2019 Cumartesi

Galatsaray-Fenerbahçe müsabakası öncesi bir yazı: Peki bu maç gerçekten bir “GS-FB” maçı mıdır?



Bir ülke, bir toplum her alanda büyürken ve gelişirken, kendisine ilişkin olanı tarihsel boyutu ile de büyütmeli ve geliştirmelidir. Bu durum “Türkiye futbolu” için de geçerlidir. Çünkü doğanın ve hayatın güzelliği ve gereği, her şey evrilirken gerektiğinde değişerek ama üzerine ilave ederek gelişir. Dönüşerek değil. Dönüşmek başka bir şeydir ve her zaman sanıldığı kadar iyi sonuçlar vermez.
Türkiye futbolu ne yazık ki büyürken ve gelişirken, büyüme kısmına paralel olarak gelişememiştir. Çünkü kendi futbol tarihinin üzerine yeni şeyler ilave ederek değişerek gelişeceğine, dönüşerek gelişmeyi seçmiştir. Lakin yanılmıştır. Çünkü futbolda geldiğimiz düzey, asla gelmemiz gereken düzey değildir.
Bizim futbol gelişim tarihimiz, kesiklikler ve dönüşerek büyümeyi seçmiş olmalar tarihidir. Bunu da kopyalayarak ve taklit ederek yapmayı seçmiş ve aldanmıştır. Metinlerin, Lefterlerin futbolu dönüşerek gelişmeyi değil, üzerine koyarak gelişmeyi seçmeliydi. Böylece değişerek gelişmeli, gelişerek büyümeliydi. Olmadı, olamadı. Ama bu olmayacak veya olamayacak demek değildir.
Bugün Fenerbahçe-Galatasaray müsabakasını izleyenler aslında tarihsel anlamda bir FB-GS müsabakası izleyemeyeceklerdir. Neden? Çünkü ortada ve sahada tarihinden, geçmişinden, dokusundan ve kendi kültüründen çok uzak iki takım ve o iki takımın oynadığı bir “yarışma” olacaktır, “oyun” değil. Oyun demek, kendi anlayışını evrensel boyutlara taşıyarak oynayabilmeyi becerebilmek demektir. Günümüzde saha atmosferi, yönetici profili, taraftar niteliği, para, güç odaklı var olma telaşı ve diğer etkenler bizim gibi sporun ve futbolun tüketici pazarı ülkelerinde, kimsenin kendi oyununu oynamasına imkân tanınmıyor belki ama kendi oyununu oynayamazsan sen, sen değilsindir.
Kurgulanmış ve sentetik oyunlarda takımlar artık sadece birer aktörüydüler. Bu durum iki takımın neredeyse tamamını oluşturan yabancı oyuncular ile ilgili bir konu değildir. Bu esasen kendinizin kendiniz olmaktan çıkarılmış olmasını kabul etmiş olmak ve çözümsüz durumda bulunmak ile ilgili bir durumdur. Artık size biçilen rolü ve içinde yer aldığınız piyasanın size yüklediği görevi yerine getiren aktörlerden ibaret iki kulüp ve iki takımsınız. Hepsi bu kadar…
Eskiden de böyleydi diyemezsiniz. Kırk yıl önce bu ülkede FB başka, GS başka futbol oynardı. Yani kendilerine özgü bir oyun oynama şekilleri vardı. Keza bu neredeyse diğer belli başlı tüm takımlar için de böyleydi. Özetle bugün asıl mesele ve asıl durum sahada oynayan iki kulübün ve takımlarının kendilerine ait özellikleri olan bir oyun karakterine sahip olmadıkları, oyuncuların biçimledikleri bir kalıp oyun oynayarak yarışarak olmaları meselesidir.
İzleyeceğiniz müsabaka sadece bir müsabakadan ibaret sonuç fetişizmine odaklı bir kulüp rekabeti olacaktır. Futbol oyun rekabeti değil… Kişiliksiz, samimiyetsiz, görsellik ve estetik değerlerin önemsenmediği bir “futbol rekabeti”. Oysa artık bize hem dünden taşıdığımız ve hem de bugünün de asıl gereği olan  “oyun yarışı”, “oyun rekabeti” ve oyun zenginliği gereklidir. Başka türlü gelişmiş olmak mümkün değil çünkü…
Kaynak:

Etiketler: , , ,