15 Eylül 2019 Pazar

TFF, TÜRKİYEDE FUTBOL VE UMUTSUZ OLMAK İÇİN NEDENLER




Üstyapılar düşüncedir, zihniyettir. Yani niteliğinizi belirler. Niteliğiniz neyse niceliğiniz de o’dur. Bakınız  “en son TFF” veya “en yeni TFF” kimlerden oluşuyor. Dolayısıyla nasıl bir niteliği sahip olabilir?

Yeni oluşan / Oluşturulan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunun kişisel, ticari, siyasi, ekonomik, kültürel ve futbol ile ilgili içinde bulundukları üretim, yaşam ve çabalarına bakarak "Türkiye Futbolunun geleceğine, bu gelecek için de Türkiye Futbolu Altyapılarına ilişkin, umutlu olmamız için herhangi bir neden söz konusu değildir.
Çünkü her bir üyeyi futbol adına ve futbol için çalışma alanlarını ve çalışma geçmişlerini biliyoruz. Hiç birisinin Türkiye futbolunun geleceğine ilişkin bilgi, beceri, deneyim ve dahası araştırma, çalışma ve arayışı söz konusu değildir. Peki, bu durumda nasıl ümit var olacağız? Türkiye Futbolunun yeniden şekilleneceğine ilişkin ve çocuklarımızın geleceğine ilişkin nasıl ve niçin umutlu konuşup, yazabileceğiz? 
Tüm yönetim kurulu üyelerinin ne iş yaptıkları ve özellikle hangi özellikleri nedeniyle TFF yönetiminde oldukları ortadayken.

Önyargılı değiliz. Önyargı başka bir şeydir. Çünkü nedenselliğe ve gerekçesizliğe bağlı olarak ve tamamen kişisel nedenlere ve ilişkilere dayalı olarak geliştirilen olumsuz tutumlara önyargı denir. Bizim yaptığımız biyografik ve özgeçmişe dayalı çalışma yöntemi sonucu vardığımız varsayıma dayalı sonuçlardır. Bu bağlamda geçmişte ortaya koyulan yaşam, çalışma, üretim süreci ve ürünlere bakarak geleceğe ilişkin çıkarsamalar yapmak şeklinde özetlenebilir. Umarız yanılırız. Hatta yanılmayı çok isteriz.

Öncelikle 1 Haziran 2019 tarihinde yapılan TFF Olağan Seçimli Genel Kurulu'na tek aday olarak giren ve başkan seçilen Nihat Özdemir başta olmak üzere, TFF Yönetiminde yer alan kişilerin siyasi iktidar ile olası mesafelerine ve olası yakınlıklarına kabaca bakarak, “siyaset ve futbol” ilişki problematiğine değinerek devam edelim.   

Nihat Özdemir (TFF Başkanı); Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı. Basında sıkça yer alan Limak Holding yönetim kurulu başkanı. İstanbul Havalimanı ve Çanakkale Köprüsü yapım işini üstlenen, aynı zamanda İstanbul 3. Köprü’nün işletim hakkını alan şirket. Nihat Özdemir’in öne çıkan özelliklerinden biri de siyasi iktidara çok yakın birisi olması.

Servet Yardımcı; AKP İstanbul 23. Dönem milletvekili Hasan Kemal Yardımcı’nın kardeşi.
Mehmet Baykan; 2007 yılında, AKP’den Milletvekili aday adayı olmuş. 2015’te ise İstanbul 3. Bölge 18. sıradan AKP Milletvekili adayı gösterilmiş.
Erdal Bahçıvan; İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış.
Erhan Kamışlı; İşadamı, Esas Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Sabancı Holding Çimento Grubu Başkanı olarak görev yapmış.
Yılmaz Büyükaydın; AKP Trabzon Merkez İlçe Başkanlığı yapmış.
Ali Düşmez; 2014 Yerel Seçimlerinde AKP Sarıyer Belediye Başkan aday adayı ve İl Genel Meclis Üyeliği yapmış.
Mustafa Çağlar; DYP Eski Bursa Milletvekili ve Devlet Bakanı Cavit Çağlar’ın oğlu.
İsmail Erdem; 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde AKP’den aday olup, 2 dönem Sancaktepe Belediye Başkanlığı yapmış. AKP’nin Ataşehir Belediye Başkan Adayı olmuş.
Mustafa Hacıkerimoğlu; Trabzon Oflu iş adamı.
Nuri Akın; 7 Haziran 2015 AKP Diyarbakır Milletvekili aday adayı.
Selim Soydan; AKP’ye yakınlığıyla bilinen Hülya Koçyiğit’ın eşi.
Hasan Yıldırım Akıncıoğlu; Antmarin Şirketler Grubunun Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü.
Onur Alkın Kalkavan; Turkon Holding icra kurulu üyesi.
Hamit Altıntop; AKP’ye ve AKP genel başkanına yakınlığıyla bilinen Galatasaray’ın eski ve milli takımın eski futbolcusu.
Şimdi bu durum, Türkiye Futbolu ve geleceği adına umutlu olmanın mı? Yoksa umutsuz olmanın mı fotoğrafıdır?

Federasyonun iç yüzlerinden birisi olan iki birim (kurul) ile devam edelim. Aşağıda spor ve futbol yazarı, gazeteci Atilla Türker’in herkese açık paylaştığı, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu üyelerinin siyasi duruşlarına veya durumlarını yansıtan resme bakalım. Yakın tarihte bu kurulların hepsi fetö üyesi kişilerden müteşekkil ederdi. Uzun zaman Türkiye Futbolunu onlar yönetti. Biricik amaçları ise futboldaki para trafiğini ele geçirmekti. Şimdi siyasi iktidar ve uzantılarından müteşekkil bir yapı ile karşı karşıyayız. Peki futbol? Futbolun geleceği? Bir kez daha anlıyoruz ki, gerçek ve asıl mesele “Türkiye futbolunun geleceği” gerçeği ve meselesi değil, Türkiye Futbolunu yönetenlerin ve buradan beslenenlerin gerçeği ve meselesidir. 


Başka bir fotoğrafa daha bakarak mevcut durum ve işleyiş ile ilgili gerçeğin altını bir kez daha çizmiş olalım. Son olarak basında da yankı bulduğu üzere Türkiye Futbol Federasyonunda görev alan kurul üyelerinden  AKP’li Mehdi Eker ’in oğlu Yasin Eker ile Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in oğlu Muhammed Enes Cirit’in “usulsüz” olarak atandıkları ortaya çıkmış. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu üyeliğine getirilen Eker ile Amatör Futbol Disiplin Kurulu üyesi olan Muhammed Enes Cirit’in her iki kurulun talimatlarında belirtilen kıdem koşullarına uymadığı anlaşılmış. Bu görevlere atanmak için mesleğini belli bir süre yapmış olmak kuralı (yasası) ihlal edilerek bu kişiler ilgili yönetim kurulu üyeliklerine atanmışlar. Atayanların bunu bilmemesi veya Federasyon hukuk bürosunun bu konuda bilgilendirme ve uyarı yapmamış olması mümkün değil.  Muhtemelen tamamen bilerek ve farkında olarak gerçekleştirilmiş bir tasarruf olan bu durum, beş yıllık bir çalışma kıdemi gibi oldukça basit ve açık olan bir kuralı dahi hiçe sayan pervasız bir işleyişin pratik sonucu olsa gerektir.  Ne olacak peki derseniz,  elbette hiç bir şey olmayacak...  Ya kıdem koşulunu kaldırırlar, ya da bu şekliye devam ederler. Çünkü kim kimi denetleyecek ve kim kimden nasıl hesap soracak?

Özetle ne diyoruz hep, bir ülkede üstyapı zihniyetiniz, işleyişiniz neyse genelde altyapı zihniyetiniz ve işleyişiniz de o'dur. Altyapıların önem ve değer kazanmasının koşulu, ya altyapılar üstyapıyı ele geçirecek ya da üstyapı zihniyeti değişecek. Türkiye Futbolu neden gelişmiyor diyenler, biraz da "adam kayırma", "adama göre iş" gerçeğine ve meselesine dönük düşünmek, yazmak ve mücadele etmesi gerek.  

Son haftalardaki Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde Andorra ve Moldova ile galibiyetleri ile Türkiye Futbolunda zafer ilan edenler, bu tür yanıltıcı ve anı kurtaran algı yönetimleri ile ancak Türkiye Futbolunun geleceğe ilişkin plansızlığını devam ettirebilirler.  Oysa asıl olan geleceğe yatırım yapmaktır. Siyaset ile bu kadar ilişkili bir futbol düzeni halkın, çocukların ve gençlerin futbolu olamaz.  Futbol üstyapısının (düşünce, zihniyet, yönetim, işleyiş vb) rantiyeci, sonradan görme, ihaleci ve liyakatsiz kişilerden oluştuğu bir yapıda, futbolun diğer aktörleri de, futbolun kendisi de "geleceği önceden belli" olmayan bir futbol olur.

Kaynak:

Etiketler: ,

11 Ocak 2015 Pazar

TFF VE 2015-16 SEZONUNDA FUTBOLDA YENİ DÜZENLEMELER


TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU'NUN 2015-16 SEZONUNDAN İTİBAREN
UYGULAMAYA KOYACAĞI YENİ DÜZENLEME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Kendi ifadeleri ve bazı medya haberlerinde "Futbolda Devrim" ya da "Futbolda Devrim Yaratacak Kararlar" olarak ifade edilen yeni düzenlemenin öyle ifade edildiği gibi bir devrim değil, bir reform dahi olmadığı ve olamayacağı çok yakında görülecektir.

Devrim sistemi değiştirmek, reform ise sistemi düzenlemek, onarmak ve daha işler hale getirmektir. Yeni düzenleme incelendiğinde ne sistemi değiştirecek, ne dönüştürecek ne de dahi işler hale getirecek her hangi bir düzenleme söz konusu değildir. 

Yabancı oyuncu kontenjanının arttırılma ihtiyacı konusunda üç, beş takım dışında diğer tüm takımlar yabancı kontenjanlarını doldurmuşlar mıdır ki, 14 yabancı oyuncu serbestliği ihtiyacının giderilmesi düzenlemesi Türkiye futbolunda bir devrim olsun?

Ya da tüm profesyonel liglerde oynayan oyuncuların çoğu yerli değil midir ki; süper ligin 18 kişilik maç kadrosunda 2 altyapı oyuncusu, 4 yerli ve 1 yerli kaleci oyuncu kuralı futbolda nasıl bir sıçrama yaratabilir ki bunun adı devrim olsun? 

Aslında "Futbolda Devrim" daha başka bir şeydir. Ama biz oraya hiç girmeden, TFF nin kendi mantığı açısından dahi baksak, söz konusu düzenlemeler ile iddia edildiği üzere devrim gibi bir yenilik, bir gelişim ve bir farklılık sağlamayacaktır.

Çünkü; 

1. İnce detaylar ve ayrıntıların henüz bilinmediği, kabaca genel çerçevenin çizildiği söz konusu yeni düzenleme TFF web sayfasında da ayrıntılı biçimde yer almamaktadır. Büyük ihtimaldir ki; kervan yolda düzülecektir. Yani her durumda ve olumsuzlukta yeni bir kural ve düzenleme yapılacaktır. Hal böyle olunca yapılan düzenlemenin öyle sanıldığı gibi evrensel ve stratejik bir temel formasyonu söz konusu değil gibidir.

2. Bilindiği üzere yeni düzenlemenin en önemli amacı ve içeriği yabancı oyuncu düzenlemesidir. Yabancı oyuncu sayısı 14 olmuştur. 18 kişilik maç kadrosunda 11 yabancı olabilecektir ve aynı anda sahada bulunabileceklerdir.
TFF başkanının deyimi ile bu bir "yerli oyuncu" düzenlemesidir derken, 
aynı anda 11 yabancı oyuncunun sahada yer aldığı bir düzenleme nasıl oluyor da "yerli oyuncu için bir düzenleme" oluyor anlamak çok zor gerçekten.

3. 18 kişilik maç kadrosunun 7 sinin yerli olması koşul eğer yerli oyuncuyu desteklemek anlamına geliyorsa, aynı anda 11 yabancı oyuncunun sahada olması düzenlemesi neyi ve neleri desteklemek anlamına geliyor? 
(Bunu söylerken yabancı kısıtlamasını savunmayı değil, yerli oyuncu destekleme anlayışı bunun neresinde tutarsızlığını vurgulamaya çalışıyorum). 

4. Toplam 28 oyuncunun 14 yabancı oyuncusundan geriye kalan 14 yerli oyuncusunun 2'sinin altyapıdan, 4'ünün de Türkiye'de yetişmiş olması kuralı öyle sanıldığı ya da düşünüldüğü gibi yerli oyunculara ve dolayısıyla ALTYAPILARA VERİLEN ÖNEM VE DEĞER anlamına gelmemelidir. Şu iyi bilinmelidir ki; yabancı futbolcu yasağı ya da serbestliğinin altyapılar ve altyapılardan oyuncu yetiştirme ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Olmadığı Almanya ve bir çok futbol ülkesinde sabittir.
Yerli oyuncu ile ilgili 1 kaleci, 2 altyapı,4 yerli toplam 7 oyuncu kuralı koymak, yerli oyuncuyu dolgu malzemesi olarak kullanmaktan başka bir şey ifade etmez ve etmediği de görülecektir.

5. Yabancı oyuncu serbestliği veya artışı ile ilgili düzenleme büyük kulüpleri diğer kulüplerden daha ayrıcalıklı hale getirmeye ve eşitsiz koşullar altında yarıştırmaya daha fazla katkı sağlayacak bir düzenlemedir.

6. İngiltere yabancı oyuncular ile ilgili yaşadığı sıkıntıları aşmak için yabancı oyuncu kısıtlamasını değil, kaliteli oyuncu için "çalışma izni" uygulaması yapan bir ülkedir. Bunun yanı sıra nitelikli oyuncu yetiştiremiyor olma nedenleri ve çalışmaları peşinde olan da bir ülkedir. Ki İngiltere onlarca genç oyuncuyu Premier ligde oynatabilecek kadar da altyapısı iyi olan bir ülkedir. Ama buna karşın bakınız hala sorunu ve çözümlerini nerede arıyorlar?

7. Almanya ve İspanya ise yine yabancı-yerli oyuncu durumunu tartışmak yerine rekabet edebilen kaliteli/nitelikli oyuncu yetiştirme modelini benimsemiş, rekabet edebilen oyuncular yetiştirmeyi model almış önemli iki futbol ülkesidir.

8. Kısaca TFF eğer bir "Futbol Devrimine" imza atmak istiyorsa, BUNUN ÖN KOŞULU üstyapılarda adil, eşitlikçi, denetlenebilir, hesap verebilir ve nitelikli genç oyunculara açık kulüplerden oluşan bir lig yapısı ve her açıdan suiistimale kapalı yarışma ortamları hazırlamak olmalıdır. Çünkü üstyapının değerleri ne kadar insani ve adil ise altyapının değerleri o kadar amaca yönelik anlamlı olur. 

9. Asıl "Futbol Devrimi" ise kulüplerdeki altyapı eğitimleri koşullarını mükemmelleştirecek kurumsallaşmayı sağlamaktır. Bu anlamda öncelikli olarak "NİTELİKLİ EĞİTİCİ ANTRENÖR" yetiştirme programını ve koşullarını hayata geçirmektir. Çünkü nitelikli oyuncu yetiştirebilmenin en önemli ayaklarından birisi NİTELİKLİ EĞİTİCİ ANTRENÖRLERİN varlığı ve sürdürülebilir devamlılığıdır. 

10. Nitelikli altyapı antrenörleri programının iki ayağından birisi ise, tatmin edici maaş alan, özlük hakları açısından sıkıntısız, işi sadece altyapı eğitimi olan kişilerden oluşmasının sağlanmasıdır. İkincisi ise altyapının kendi içinde sınıflandırılmış bir "altyapı antrenörlüğü statüsünü" oluşturmaktır. Altyapı yaş grupları antrenörlüğü yanı sıra, stajyer altyapı antrenörlüğünden başlayıp, altyapı baş antrenörlüğüne kadar uzanan bir antrenörlük statüsü hem altyapı antrenörlüğünün gelişimi hem de işlevselliğini arttıracaktır.

Futbolda önemli bir pazar, bir ülke ve bir ekol olan İngilizler dahi sonunda Avrupa ve dünya futbolunu etkileyen iki futbol ülkesi olan İspanya ve Almanya modellerini inceleyip, sorunlarının "kalifiye yetiştirici eksikliği" olduğunu saptamış oldukları halde, bizimkiler ise sanki futboldaki geri kalmışlığımızın nedeni yabancı sayısı kısıtlaması ya da serbestliği ile ilgiliymiş gibi tamamen pazar olmaya ve palyatif çözümler üretmeye dönük temelde ise kendi devamlılıklarını sağlayacak finans kapitalin önerdiği "projeler" peşindedirler.

Bu arada "amatör futbol" ve "futbolun amatörlüğü" konuları ile süper lig dışında diğer ligler ile ilgili sorunların çözümüne yönelik bir çalışmanın olmaması ise derdin ülke futbolunu uluslararası düzeye taşımak olmadığını ortaya koyar niteliktedir.
















Etiketler: , ,