28 Eylül 2019 Cumartesi

Galatsaray-Fenerbahçe müsabakası öncesi bir yazı: Peki bu maç gerçekten bir “GS-FB” maçı mıdır?



Bir ülke, bir toplum her alanda büyürken ve gelişirken, kendisine ilişkin olanı tarihsel boyutu ile de büyütmeli ve geliştirmelidir. Bu durum “Türkiye futbolu” için de geçerlidir. Çünkü doğanın ve hayatın güzelliği ve gereği, her şey evrilirken gerektiğinde değişerek ama üzerine ilave ederek gelişir. Dönüşerek değil. Dönüşmek başka bir şeydir ve her zaman sanıldığı kadar iyi sonuçlar vermez.
Türkiye futbolu ne yazık ki büyürken ve gelişirken, büyüme kısmına paralel olarak gelişememiştir. Çünkü kendi futbol tarihinin üzerine yeni şeyler ilave ederek değişerek gelişeceğine, dönüşerek gelişmeyi seçmiştir. Lakin yanılmıştır. Çünkü futbolda geldiğimiz düzey, asla gelmemiz gereken düzey değildir.
Bizim futbol gelişim tarihimiz, kesiklikler ve dönüşerek büyümeyi seçmiş olmalar tarihidir. Bunu da kopyalayarak ve taklit ederek yapmayı seçmiş ve aldanmıştır. Metinlerin, Lefterlerin futbolu dönüşerek gelişmeyi değil, üzerine koyarak gelişmeyi seçmeliydi. Böylece değişerek gelişmeli, gelişerek büyümeliydi. Olmadı, olamadı. Ama bu olmayacak veya olamayacak demek değildir.
Bugün Fenerbahçe-Galatasaray müsabakasını izleyenler aslında tarihsel anlamda bir FB-GS müsabakası izleyemeyeceklerdir. Neden? Çünkü ortada ve sahada tarihinden, geçmişinden, dokusundan ve kendi kültüründen çok uzak iki takım ve o iki takımın oynadığı bir “yarışma” olacaktır, “oyun” değil. Oyun demek, kendi anlayışını evrensel boyutlara taşıyarak oynayabilmeyi becerebilmek demektir. Günümüzde saha atmosferi, yönetici profili, taraftar niteliği, para, güç odaklı var olma telaşı ve diğer etkenler bizim gibi sporun ve futbolun tüketici pazarı ülkelerinde, kimsenin kendi oyununu oynamasına imkân tanınmıyor belki ama kendi oyununu oynayamazsan sen, sen değilsindir.
Kurgulanmış ve sentetik oyunlarda takımlar artık sadece birer aktörüydüler. Bu durum iki takımın neredeyse tamamını oluşturan yabancı oyuncular ile ilgili bir konu değildir. Bu esasen kendinizin kendiniz olmaktan çıkarılmış olmasını kabul etmiş olmak ve çözümsüz durumda bulunmak ile ilgili bir durumdur. Artık size biçilen rolü ve içinde yer aldığınız piyasanın size yüklediği görevi yerine getiren aktörlerden ibaret iki kulüp ve iki takımsınız. Hepsi bu kadar…
Eskiden de böyleydi diyemezsiniz. Kırk yıl önce bu ülkede FB başka, GS başka futbol oynardı. Yani kendilerine özgü bir oyun oynama şekilleri vardı. Keza bu neredeyse diğer belli başlı tüm takımlar için de böyleydi. Özetle bugün asıl mesele ve asıl durum sahada oynayan iki kulübün ve takımlarının kendilerine ait özellikleri olan bir oyun karakterine sahip olmadıkları, oyuncuların biçimledikleri bir kalıp oyun oynayarak yarışarak olmaları meselesidir.
İzleyeceğiniz müsabaka sadece bir müsabakadan ibaret sonuç fetişizmine odaklı bir kulüp rekabeti olacaktır. Futbol oyun rekabeti değil… Kişiliksiz, samimiyetsiz, görsellik ve estetik değerlerin önemsenmediği bir “futbol rekabeti”. Oysa artık bize hem dünden taşıdığımız ve hem de bugünün de asıl gereği olan  “oyun yarışı”, “oyun rekabeti” ve oyun zenginliği gereklidir. Başka türlü gelişmiş olmak mümkün değil çünkü…
Kaynak:

Etiketler: , , ,

15 Eylül 2019 Pazar

TFF, TÜRKİYEDE FUTBOL VE UMUTSUZ OLMAK İÇİN NEDENLER




Üstyapılar düşüncedir, zihniyettir. Yani niteliğinizi belirler. Niteliğiniz neyse niceliğiniz de o’dur. Bakınız  “en son TFF” veya “en yeni TFF” kimlerden oluşuyor. Dolayısıyla nasıl bir niteliği sahip olabilir?

Yeni oluşan / Oluşturulan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunun kişisel, ticari, siyasi, ekonomik, kültürel ve futbol ile ilgili içinde bulundukları üretim, yaşam ve çabalarına bakarak "Türkiye Futbolunun geleceğine, bu gelecek için de Türkiye Futbolu Altyapılarına ilişkin, umutlu olmamız için herhangi bir neden söz konusu değildir.
Çünkü her bir üyeyi futbol adına ve futbol için çalışma alanlarını ve çalışma geçmişlerini biliyoruz. Hiç birisinin Türkiye futbolunun geleceğine ilişkin bilgi, beceri, deneyim ve dahası araştırma, çalışma ve arayışı söz konusu değildir. Peki, bu durumda nasıl ümit var olacağız? Türkiye Futbolunun yeniden şekilleneceğine ilişkin ve çocuklarımızın geleceğine ilişkin nasıl ve niçin umutlu konuşup, yazabileceğiz? 
Tüm yönetim kurulu üyelerinin ne iş yaptıkları ve özellikle hangi özellikleri nedeniyle TFF yönetiminde oldukları ortadayken.

Önyargılı değiliz. Önyargı başka bir şeydir. Çünkü nedenselliğe ve gerekçesizliğe bağlı olarak ve tamamen kişisel nedenlere ve ilişkilere dayalı olarak geliştirilen olumsuz tutumlara önyargı denir. Bizim yaptığımız biyografik ve özgeçmişe dayalı çalışma yöntemi sonucu vardığımız varsayıma dayalı sonuçlardır. Bu bağlamda geçmişte ortaya koyulan yaşam, çalışma, üretim süreci ve ürünlere bakarak geleceğe ilişkin çıkarsamalar yapmak şeklinde özetlenebilir. Umarız yanılırız. Hatta yanılmayı çok isteriz.

Öncelikle 1 Haziran 2019 tarihinde yapılan TFF Olağan Seçimli Genel Kurulu'na tek aday olarak giren ve başkan seçilen Nihat Özdemir başta olmak üzere, TFF Yönetiminde yer alan kişilerin siyasi iktidar ile olası mesafelerine ve olası yakınlıklarına kabaca bakarak, “siyaset ve futbol” ilişki problematiğine değinerek devam edelim.   

Nihat Özdemir (TFF Başkanı); Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı. Basında sıkça yer alan Limak Holding yönetim kurulu başkanı. İstanbul Havalimanı ve Çanakkale Köprüsü yapım işini üstlenen, aynı zamanda İstanbul 3. Köprü’nün işletim hakkını alan şirket. Nihat Özdemir’in öne çıkan özelliklerinden biri de siyasi iktidara çok yakın birisi olması.

Servet Yardımcı; AKP İstanbul 23. Dönem milletvekili Hasan Kemal Yardımcı’nın kardeşi.
Mehmet Baykan; 2007 yılında, AKP’den Milletvekili aday adayı olmuş. 2015’te ise İstanbul 3. Bölge 18. sıradan AKP Milletvekili adayı gösterilmiş.
Erdal Bahçıvan; İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış.
Erhan Kamışlı; İşadamı, Esas Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Sabancı Holding Çimento Grubu Başkanı olarak görev yapmış.
Yılmaz Büyükaydın; AKP Trabzon Merkez İlçe Başkanlığı yapmış.
Ali Düşmez; 2014 Yerel Seçimlerinde AKP Sarıyer Belediye Başkan aday adayı ve İl Genel Meclis Üyeliği yapmış.
Mustafa Çağlar; DYP Eski Bursa Milletvekili ve Devlet Bakanı Cavit Çağlar’ın oğlu.
İsmail Erdem; 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde AKP’den aday olup, 2 dönem Sancaktepe Belediye Başkanlığı yapmış. AKP’nin Ataşehir Belediye Başkan Adayı olmuş.
Mustafa Hacıkerimoğlu; Trabzon Oflu iş adamı.
Nuri Akın; 7 Haziran 2015 AKP Diyarbakır Milletvekili aday adayı.
Selim Soydan; AKP’ye yakınlığıyla bilinen Hülya Koçyiğit’ın eşi.
Hasan Yıldırım Akıncıoğlu; Antmarin Şirketler Grubunun Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü.
Onur Alkın Kalkavan; Turkon Holding icra kurulu üyesi.
Hamit Altıntop; AKP’ye ve AKP genel başkanına yakınlığıyla bilinen Galatasaray’ın eski ve milli takımın eski futbolcusu.
Şimdi bu durum, Türkiye Futbolu ve geleceği adına umutlu olmanın mı? Yoksa umutsuz olmanın mı fotoğrafıdır?

Federasyonun iç yüzlerinden birisi olan iki birim (kurul) ile devam edelim. Aşağıda spor ve futbol yazarı, gazeteci Atilla Türker’in herkese açık paylaştığı, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu üyelerinin siyasi duruşlarına veya durumlarını yansıtan resme bakalım. Yakın tarihte bu kurulların hepsi fetö üyesi kişilerden müteşekkil ederdi. Uzun zaman Türkiye Futbolunu onlar yönetti. Biricik amaçları ise futboldaki para trafiğini ele geçirmekti. Şimdi siyasi iktidar ve uzantılarından müteşekkil bir yapı ile karşı karşıyayız. Peki futbol? Futbolun geleceği? Bir kez daha anlıyoruz ki, gerçek ve asıl mesele “Türkiye futbolunun geleceği” gerçeği ve meselesi değil, Türkiye Futbolunu yönetenlerin ve buradan beslenenlerin gerçeği ve meselesidir. 


Başka bir fotoğrafa daha bakarak mevcut durum ve işleyiş ile ilgili gerçeğin altını bir kez daha çizmiş olalım. Son olarak basında da yankı bulduğu üzere Türkiye Futbol Federasyonunda görev alan kurul üyelerinden  AKP’li Mehdi Eker ’in oğlu Yasin Eker ile Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in oğlu Muhammed Enes Cirit’in “usulsüz” olarak atandıkları ortaya çıkmış. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu üyeliğine getirilen Eker ile Amatör Futbol Disiplin Kurulu üyesi olan Muhammed Enes Cirit’in her iki kurulun talimatlarında belirtilen kıdem koşullarına uymadığı anlaşılmış. Bu görevlere atanmak için mesleğini belli bir süre yapmış olmak kuralı (yasası) ihlal edilerek bu kişiler ilgili yönetim kurulu üyeliklerine atanmışlar. Atayanların bunu bilmemesi veya Federasyon hukuk bürosunun bu konuda bilgilendirme ve uyarı yapmamış olması mümkün değil.  Muhtemelen tamamen bilerek ve farkında olarak gerçekleştirilmiş bir tasarruf olan bu durum, beş yıllık bir çalışma kıdemi gibi oldukça basit ve açık olan bir kuralı dahi hiçe sayan pervasız bir işleyişin pratik sonucu olsa gerektir.  Ne olacak peki derseniz,  elbette hiç bir şey olmayacak...  Ya kıdem koşulunu kaldırırlar, ya da bu şekliye devam ederler. Çünkü kim kimi denetleyecek ve kim kimden nasıl hesap soracak?

Özetle ne diyoruz hep, bir ülkede üstyapı zihniyetiniz, işleyişiniz neyse genelde altyapı zihniyetiniz ve işleyişiniz de o'dur. Altyapıların önem ve değer kazanmasının koşulu, ya altyapılar üstyapıyı ele geçirecek ya da üstyapı zihniyeti değişecek. Türkiye Futbolu neden gelişmiyor diyenler, biraz da "adam kayırma", "adama göre iş" gerçeğine ve meselesine dönük düşünmek, yazmak ve mücadele etmesi gerek.  

Son haftalardaki Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde Andorra ve Moldova ile galibiyetleri ile Türkiye Futbolunda zafer ilan edenler, bu tür yanıltıcı ve anı kurtaran algı yönetimleri ile ancak Türkiye Futbolunun geleceğe ilişkin plansızlığını devam ettirebilirler.  Oysa asıl olan geleceğe yatırım yapmaktır. Siyaset ile bu kadar ilişkili bir futbol düzeni halkın, çocukların ve gençlerin futbolu olamaz.  Futbol üstyapısının (düşünce, zihniyet, yönetim, işleyiş vb) rantiyeci, sonradan görme, ihaleci ve liyakatsiz kişilerden oluştuğu bir yapıda, futbolun diğer aktörleri de, futbolun kendisi de "geleceği önceden belli" olmayan bir futbol olur.

Kaynak:

Etiketler: ,

13 Eylül 2019 Cuma

SPORDA “ÜSTYAPI-ALTYAPI” / “ALTYAPI-ÜSTYAPI” KAVRAMSAL İLİŞKİSİ VE PRATİK MESELESİNE DAİR



Yeterince anlaşılamayan veya yanlış anlaşılan bir konu olan sporda üstyapı-altyapı meselesinin nedeni, muhtemelen kavramsal açıdan şundan kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere "gelişim psikolojisi"nde gelişim ilkelerinden söz edilirken gelişimin içten dışa, genelden özele, gövdeden uzuvlara doğru olduğu gibi genel ilkelerden söz edilir.
Bu ilkeleri spor ile ilişkilendirenlerin, bu ilkelerden hareketle, olayı alıp düz mantık ile hareket ederek sporda ve futbolda gelişimin alttan üste doğru olacağı şeklinde tercüme ederek yorumlamaktadırlar. Bu yanlış değil ama eksik veya tek yönlü bakış açısıyla yapılan bir değerlendirmedir. Birincisi söz konusu olaya hala gelişim ilkeleri bağlamında bakacak olsak bile, gelişim ilkelerinden birisi de gelişimin baştan ayağa doğru olduğudur. Yani önce kalp oluşur sonra diğer organlar ve sırasıyla uzuvlar gelişir. Bu durumda bu ilkeyi alıp sporda ve futbolda altyapı-üst yapı konusunda nereye koyacağız? Yukarıda değinildiği üzere "baştan aşağı ilkesini" spora nasıl uyarlayacağız? Demek ki bu bağlamda dahi "baş" meselesi, yani ana merkez, yani hayatın ikame edilmesi, yani üstyapı daha önemli ve önceliklidir demek gerekmez mi? Elbette bu da değil mesele.  
Altyapı- Üstyapı kavramları felsefe, sosyoloji ve özellikle Marksizm kuramında sınıf ilişkileri açısından, toplumsal tabakalaşma, üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri açısından önemli kavramlardandır. Tek cümlelik bir özetle altsınıfların iktidar mücadelesi ve iktidarında üstyapıyı sınıfsız bir toplum yaratma adına değiştirmesi ve dönüştürmesinden söz edilir. Birbiri ile çelişmeyi ve çatışmayı içeren bir bakış açısının aynı zamanda birbirini tamamlamayı içeren ve bütüncülleşmeyi konu alır.
Spordaki üstyapı- altyapı meselesi ise toplumsal ve ekonomik bir mesele olmaktan ziyade, teknik bir mesele olarak kavramsallaştırılmıştır. Ve daha çok küçükler ve büyüklerin sporu meselesine dönüştürülmüş hali anlamına gelir. Bu bağlamın dışında altyapıyı, yani sosyolojik ve Marksist bakış açısıyla sporu öncelikle sağlık, eğlence ve oyun olarak bir araç ve modeli öncelemeden ve uygulamadan söz etmek gerekir. Sporda endüstriyelleşme ve sporda sömürü karşıtlığı bağlamlarında bir duruş sergiler ve sporda üstyapıyı reddeder. Bu reddediş spor üretim araçları ve üretim ilişkilerinin kamusal ve toplumcullaşması gereği ve pratiği ile ilgili bir reddediş olup, yarışmacılığı yine kamusal ve toplumcul bir düzenleme ile eğitimin ve gelişimin bir parçası olarak görür. Çocukların da bu alanda eğitim almaları ve gelişmelerini zorunlu bir hak olarak görür ve düzenler. 
İşin spor alanındaki alışılmış kullanımına döner ve üstyapı-altyapı kavramlarını algılanan şekliyle kabul ederek devam ettiğimizi varsayalım. Yaşadığımız gerçekliğe ve işin doğası gereği, bir şeye başlamak için yeniden başlamak adına, işe önce çocuklardan başlamak gerektiği anlayışı tek başına sağlıklı, yeterli bir anlayış, düşünce ve model olmasa gerektir. Çocuklar yalıtılmış bir dünyada yaşamazlar ve yaşamamaktadırlar. Hayatı sıfırdan başlatarak, bir nesli yeniden şekillendirerek bir toplumunu yenilemek diye bir şey söz konusu değildir. Ayrıca diyelim ki başardınız, büyüyen ve gelişen çocuklar hangi düzenin ve işleyişin içinde olacaklar? O zaman öncelikli iş düzeni ve işleyişi iyi, doğru ve düzgün kurmak, işletmek ve buna uygun kuracağınız eğitim ve gelişim sürecini başlatmak olmalıdır.
İyi bir altyapı ile iyi bir üstyapı kuramazsınız. Ama iyi bir altyapı ile iyi bir üstyapıyı devam ettirirsiniz. Diğer söylemle iyi bir üstyapı, iyi bir altyapı kurmak için ön koşuldur.
Dolayısıyla bütüncül yaklaşım dediğimiz "altyapı-üstyapı" ve "üstyapı-altyapı" ilişkisinde biri diğerinden bağımsız olarak işleyemez veya olması gerektiği gibi işlemez. Hayatı doğru kılmadan o hayatı doğru yaşamak mümkün değildir. Üstyapılar hayattır. Düşünce ve ideolojidir. Altyapılar ise o hayatın devamı ve o ideolojinin hayat bulması ve devamını sağlayan gelişim süreçleridir. Üstyapılarınızın hayatı yanlış ise, altyapılarınızın doğru olması çok anlam ifade etmez. Bunu söylerken altyapıları önemsizleştirmiş olmuyoruz. Üstyapıların önemine vurgu yaparak altyapıların değerinden söz ediyoruz. Altyapıları değerli kılan şey, altyapıların nitelik ve nicelik olarak ne düzeyde işlevsel olduğu veya kılındığıdır.
Üstyapı dediğimiz üretim araçlarına sahip, üretim ilişkilerini yöneten kişi kurum ve modeller ile altyapı dediğimiz üretim güçleriniz karşılıklı etkileşim halindedirler. Teorik olarak altyapıların üstyapıları alaşağı etme, dönüştürme ve değiştirme gücünden hep söz edilse de, toplumsal ve ekonomik olarak üstyapıların hegemonyası ve elinde bulundurduğu imkanlar nedeniyle altyapıları sindirme, yönetme, düzenleme ve işlevsizleştirme rolleri ve güçleri söz konusudur.
Üstyapılarınızın kalitesi, niteliği, düzeyi, acımasız ve hesapsız olmaması, demokratik ve katılımcılığa eğilimli bir yapıda olması göz ardı edilmeyecek denli önemlidir. Bu durumda üstyapılarınız neyse altyapılarınız da o’dur derken genelde bunu kastediyoruz. Ülke düzeniniz neyse futbol düzeniniz de o’dur derken de yine aynı bağlamı kast ediyoruz. Çözüm elbette esas olarak ve son tahlilde altyapıların üstyapıları düşünce, felsefe ve kurumsal olarak teslim almasıdır.
Ama bu düzende ve reformist açıdan devam edileceği düşünüldüğünde ise üstyapıların üretim ilişkilerindeki rolünü yeniden gözden geçirerek, üretim güçleri hegemonyasını sürdürmekten ziyade, daha katılımcı bir üretkenliğe dönük gelişimci aktörlere ve üretim güçlerine yer açması gerekli ve kaçınılmaz görünmektedir.
İşin spor ile ilgili teknik anlamdaki pratiğinden örneklersek,  bir grup insan diyor ki; Altyapı için önce veliler eğitilmeli, çünkü çocukları ile ilgili sağlıklı düşünemiyor ve davranamıyorlar. Başka bir görüşe göre, öncelikle antrenörler eğitilmeli, çünkü çocuk gelişimi ile sporu ilişkilendiremiyorlar. Çocuklar ise bu işte asıl aktörler olan kitleyi oluşturuyorlar ve asıl olarak mağdur olanlar da onlar. Ama dahası var ve dahası bunlardan bağımsız değil. Tesis önemli ve öncelikli diyenler, eğitimlerin içeriği ve niteliği sorunlu diyenler, mali yetersizlik var diyenler, yönetim ve organizasyon yetersizliğinden söz edenler ve sporcu gelişiminde altyapılara gereken önem ve değer atfedilmediğini düşünen ve söyleyenler şeklinde beliren sorunlar eleştirel bir kısır döngü şeklinde sürüp gidiyor.
Özetle demek ki, “Türkiye Spor Altyapısı” sorunlu. Türkiye spor altyapısı tıpkı üstyapı kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi eksikleri ve yanlışları olan bir alan. Çözümsüz değil elbette ama çözüm tüm yukarıda sıralananların tek tek düzenlenmesi, yanlışlarının veya eksiklerinin tek tek giderilmesi şeklinde de gerçekleşmeyecektir. Çünkü sayılanların hepsi bir bütündür ve çözümü de bütüncül bir yaklaşım ve uygulama ile gerçekleşir. O bütünselliği sağlayacak olan şey ise altyapı-üstyapı ilişkisinin organik olarak spor politikasının ana ekseni ve temeli üzerine inşa edilerek gerçekleştirilmesi ile olasıdır.
Üstyapılar dönüşmeden veya dönüştürülmeden ya da zihniyet olarak ele geçirilmeden, altyapıların çözümsüzlüğü asla son bulmayacaktır. Altyapıların üstyapıya hâkimiyeti demek altyapı ideolojisinin yani zihniyetinin üstyapılarda egemen olması demektir. Üstyapılar ve üstyapı kurumları kendiliğinden değişmez, dönüşmez ve yerini asla terk edip gitmez. Altyapılar böyle olmaya zorlar. Ama bu toplumsal yapı ve sosyoekonomik düzen ile ilgili bir şeydir. Görüldüğü üzere mesele giderek toplumbilim meselesi olmaya başladı ki, zaten mesele de tam olarak bir toplumbilim meselesidir. Sporda ve futboldaki durum da tam olarak böyledir. Üstyapılar dönüşmedikçe veya dönüşmek zorunda kalmadıkça altyapılar işlevsel değildirler. Dahası üstyapılar düzenlenmedikçe altyapılar eksik, yanlış veya işlevsizdirler. Tıpkı içinde yaşadığımız durum gibi.

Kaynak:

Etiketler: ,